‘Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket, bizim.’
Ne de özlü anlatmış ‘Davet’ şiirinde Nazım…
Anadolu’nun eşsiz konumunu…
Bin yıllardır medeniyetlere ev sahipliği yapan,
Sayısız göçlere şahitlik eden bu toprakları…

Göç, Anadolu için bir yazgıdır.
İnsanlara hep umut olmuştur tarih boyunca.
Ülkemizin kuruluşundan bu yana da göçler yaşanmaya devam etmiştir.
Anadolu’nun çeşitli yerlerinden güvenlik, ekonomik, sağlık, vs nedenlerle büyükşehirlere yapılan iç
göçler…
Ve özellikle son yıllarda Suriye’den, Irak’tan ve Afganistan’dan ülkemize yönelik gerçekleşen dış
göçler…

Kimi zaman zorunlu, kimi zaman isteğe bağlı gerçekleşmektedir göçler…
Daha iyi yaşam standartlarına sahip olmak için gerçekleşen göçler isteğe bağlı,
Sel, deprem, terör, savaş gibi nedenlerle gerçekleşen göçler zorunlu olarak sınıflandırılmaktadır.

Ülkemiz 80’li yıllardan bu yana doğu illerinden batı illerine doğu gerçekleşen iç göçlerin etkilerini
uyumlamaya çalışırken, 2011 yılından itibaren yoğun bir dış göç dalgasına maruz kalmıştır.
2010 yılında Suriye’de başlayan iç savaş neticesinde, can güvenliği olmadığını belirten milyonlarca
Suriye vatandaşı ülkemize göç etmiştir. Ülkemiz yaşanan bu durum karşısında açık sınır politikası
izlemiş ve AB ile yaptığı geri kabul anlaşması neticesinde AB ile Suriye arasında tampon bölge
durumuna gelmiştir.
Göçleri sadece yer değiştirme hareketi olarak tanımlamak yetersiz kalmaktadır. Göçler, coğrafi mekân
değiştirme süreci ile birlikte ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi yönleriyle toplumun yapısını
değiştiren nüfus hareketleridir. Bu açıdan ele aldığımızda 2011 yılından itibaren yaşanan dış göçler ve
özellikle Suriye göçü eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasete birçok alanda ve ülkemiz insanlarının
yaşayışları üzerinde etkiler bırakmıştır.

Göçün eğitime olan etkilerini konu olarak aldığımızda karşımıza çıkan tablo oldukça düşündürücüdür.

2011 yılında başlayan göçler gün geçtikçe yoğunlaşmış ve kontrol edilemez duruma gelmiştir. Eğitim
sisteminde ise uygulanan politikalar 2011-2014 yılları arasında ‘göçmenlerin geri dönecekleri’
düşüncesi üzerine planlanırken 2014 yılından sonra ‘göçmenlerin kalıcı olacakları’ üzerine
planlanmaya başlanmıştır.
2018 yılına kadar ülkemize gelen Suriyeli çocuklar GEM (Geçici Eğitim Merkezlerine) kabul edilerek
oryantasyon sağlanmaya ve dil eğitimi verilmeye çalışılmıştır. Ancak bu merkezlerde çocukların
topluma entegre olamadıkları gerekçesi öne sürülerek yöntem değişikliğine gidilmiş ve Suriyeli
öğrencilerin tam zamanlı olarak/ doğrudan okullarımıza kabul edilmesi uygun görülmüştür.
AB ile yapılan anlaşmalar gereği Suriyeli öğrencilerin eğitim masrafları ve diğer masrafları ortak
karşılanmakta olup, bu öğrencilerin okullara devam etmesi için teşvikler sunulmuştur.

Gelinen süreçte yaşına uygun sınıfa yerleştirilen ve Türk öğrencilerle birlikte eğitim alan göçmen
öğrenciler için eğitim zorlu bir süreç haline gelmiştir. Dil bilmeden ve öğretmenlerle iletişim
kuramadan sınıflara kabul edilen öğrenciler için okulun ilk zamanları oldukça sorunlu geçmektedir.
Sınıflara doğrudan kabul edilen öğrenciler nedeniyle artan sınıf mevcutları ise okullarda davranış
probleminin başlıca nedenidir. Ayrıca kendilerini ifade etmekte zorlanan öğrenciler arasında
gruplaşma, akran zorbalığı, şiddet gibi olumsuz davranışların sıklıkla görüldüğü de bilinmektedir.
2018 yılında yapılan bir araştırmada göçmen aileler için eğitimin öncelikli bir konu olmadığı tespit
edilmiştir (Eroğlu,2018). Ekonomik etkenlerin eğitimin önüne geçtiği görülmektedir. Bu nedenle
göçmen ailelerde çocukların da çalıştırıldığı ve aile ekonomisine katkı sağladığı belirlenmiştir.
Göç edenler içinde göçün etkilerine maruz kalanlar içinde ‘Göç’ zorlu bir süreçtir. Bu süreçte
entegrasyonun hızlandırılması birçok sorunun önüne geçecektir. Okullara kabul edilen göçmen
öğrencilerin ilk olarak dil eğitimine alınması, çocuk işçiliğinin önüne geçilmesi ve ebeveynlerin
çocuklarının geleceğini planlayarak yaşamlarını sürdürmelerinin sağlanması öncelikli çözüm
önerileridir.
Ülkemize göçle gelen ailelerde, son bir yılda doğan bebek sayıları da dikkate alındığında ailelerin
çocuk dünyaya getirirken onların geleceklerini planlamada eksik kaldıkları görülmektedir. Temel
ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorluk çeken ailelerin nüfuslarını arttırmalarını düşünmelerinin
arkasında yatan düşüncenin araştırılması gerekmektedir. Nüfus artışı bu hızla devam ederse ileriki
yıllarda sınıfların mevcutları ve sınıflardaki demografik dağılımlarda oldukça değişik durumlar
yaşanacaktır.
Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar sürerken ülkemizde yetişen nitelikli iş gücü konusuna değinmekte
fayda vardır. On yıla yakın bir süredir yaşanan göçün ekonomik etkileri toplumu zorlamaktadır. Hayat
pahalılığı göz ardı edilemez duruma gelmiştir. Güvencesiz ve daha ucuza çalıştırılan Suriye
vatandaşları nedeniyle piyasalarda işsizlik artmıştır. Nitelikli çalışanlar hak ettikleri ücretleri
alamamaktadırlar. Eğitimli çalışanların fikirleri değer görmez duruma gelmiştir. Çalışma koşulları ise
ağırlaşmıştır. Siyasi istikrarsızlıklar ve benzeri durumlar neticesinde okumuş, eğitimli, genç nüfusumuz
yurt dışında çalışmak için fırsatları değerlendirmeye başlamıştır. Ülkemizde yetiştirilen ve ülkemiz için
verimli olması beklenen dönemde, gençlerimiz ‘Beyin Göçü’ ile daha gelişmiş ülkelere kaptırılmaya
başlanmıştır. Diğer bir yönüyle, ülkemize dış göç ile gelen nitelikli insan sayısı ülkemizden giden
nitelikli insan sayısının nitelik ve nicelik olarak oldukça altındadır. Örneğin, son yıllarda ülkemizden AB
ülkelerine çalışmak için giden doktor sayısı oldukça artmıştır. Ağır çalışma koşulları, sağlıkta şiddet,

hak ettiği ücreti alamama gibi nedenlerle genellikle AB ülkelerine göç eden nitelikli çalışanlarımızın
yerleri ülkemize ‘Geçici Koruma Statüsü’ ile gelen göçmenlerle doldurulmaya çalışılmıştır.
Çalışanların şartlarını iyileştirerek ‘Beyin Göçü’nü önlemek yerine ‘giderlerse gitsinler’ mantığı ile
gidenlerin yerlerini göçmenlerle doldurmanın faturasını halkımızın ödememesini umut edilmektedir.

Eğitim, bir ulusun geleceğini şekillendiren önemli unsurlardan birisidir. Göç ise ülkemizin bir gerçeği
haline gelmiştir. Eğitim sistemimiz içerisinde göçle gelen çocukların bir an önce entegre olmaları için
öğretmenlerimize çok iş düşmektedir. Öncelikli sorunun dil ve iletişim sorunu olduğunu
düşündüğümüzde göçmen öğrencilerin dil becerilerinin geliştirilmesi öncelikli amaç olmalıdır. PIKTES
projesi kapsamında 3. Sınıfa geçen göçmen öğrenciler için verilen dil kurslarının 1. Sınıf seviyesinde de
uygulanması bu konuya çözüm getirebilecektir.

Göçmen bir öğrenci gözü ile baktığınızda, dil bilmediğiniz bir ortama geldiğinizi düşünün…
Konuşulan her şeye yabancısınız…
Oyunlar bile farklı…
Ayrımcılığa maruz kalıyorsunuz…
Beslenmenizi paylaşabileceğiniz arkadaşınız yok…
Akran zorbalığı, şiddet…
Bu durumda ya diğer göçmen öğrencilerle gruplaşmaya çalışırsınız ya da tek sığındığınız kişi
öğretmeniniz olur. Öğretmenlerin de göçmen öğrencilerin eğitimi konusunda eksiklikleri olabilir. Bu
nedenle öğretmenlimize gerekli mesleki gelişim desteği sağlanmalıdır. Göçmen öğrencilerin yoğun
olarak bulunduğu sınıflarda (özellikle anasınıfı ve 1. Sınıflarda) yardımcı personel desteği ile uyum
sürecine katkı sunulabilecektir.

Sonuç olarak, dış göçle gelen ailelerin ve öğrencilerin ülkemizde kalıcı olacakları gerçeği görülmeye
başlanmıştır. Göçmenlerin durumu üzerinden yapılan siyasi çıkışlar, geçici söylemler yerine milli bir
politika izlenmesi gerçeği gün gibi ortadadır. Toplumun kültürel, sosyal, ekonomik, demografik
yapısını değiştiren göç hareketinin bir an önce son bulması gerekmektedir. Savaşın son bulduğu
Suriye’ye geri dönüşler için teşvikler sunulmalıdır. Geride kalan göçmen nüfusun ise uyumunun
hızlandırılması için özellikle eğitim alanına yatırım yapılmalıdır. Çocuk işçiliğinin ve kayıt dışı
çalışanların önüne geçilmeli ve emek sömürüsü yapanlar cezalandırılmalıdır.
Diğer yandan ülkemizin yetiştirdiği eğitimli bireylere gerekli değer verilmelidir. ‘Beyin Göçü’nü
önlemek için teşvikler sunulmalıdır. Ülkemizi bilimde, sanatta, teknolojide ileriye taşıyacak nitelikli
kadroları oluşturmak için çaba harcanmalıdır.
Unutulmamalıdır ki:
‘Bilim ve sanat, itibar görmediği toplumları terk eder.’ İbn-i Sina

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner291