banner214

Türklerin geçmişte, belki de göçebe kültürünün etkisinden olsa gerek, doğaya ve çiçeğe olan ilgisinin bugünden fazla olduğu söylenebilir. Fakat bunlar arasında özellikle bir tür vardır ki, ömrü kısa olmasına rağmen, yolculuğu uzun olmuştur. Laleden bahsediyorum. Edirne’de daha çok mart ayı ortalarında ve Nisan ayında yetişen lale, Osmanlı döneminde padişahlar ve zanaatkarlar tarafından sadece bir süs bitkisi olarak değil, dini ve sivil mimari yapıların duvarlarında, çini, mozaik gibi süslemelerde de kullanılmıştır. Şiirde laleyi ilk kullanan kişilerden birisi Mevlâna Celaleddin Rumi’dir.

Osmanlının ‘’batılılaşma dönemi’’ de denen, bazı tarihçilerin, ‘’Avrupa’dan ithal edilen sanat’’ olarak nitelediği döneme lale devri denmesinin sebebi, lalenin o dönemdeki yoğun kullanımın işaretidir. Bir bakıma ister isteyerek ya da istemeyerek olsun lale, Osmanlının özellikle sanat konusunda batıya açılan yüzünün sembolü haline gelmiştir.  Lale, en parlak dönemini 16-18. yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşamıştır. Süs bitkisi ve süsleme motifi olarak kullanımı III. Ahmet (1673-1736) döneminde doruk noktasına çıkmıştır.

Lalenin ilk Avrupa yolculuğu, 16.Yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde ülkemize gelen elçi Bucbecq’nun ziyaretiyle başlamıştır. Bucbecq, bu nadide ve zarif çiçekten o kadar etkilenmiştir ki, ülkesine dönerken lale soğanlarından götürmeyi ihmal etmez. 1559 da Edirne’den Ausburg’a giden bu ilk lale soğanları kısa sürede Avrupa’yı etkisi altına alır ve yayılmayı sürdürür.

Bu konuda en başarılı olan ülkelerden biri kuşkusuz Hollanda’dır. Havalimanından başlayıp, kalacağınız yere gidene kadar geçirdiğiniz süre boyunca o ülke hakkında bir şey bilmeseniz dahi, her markette, her çiçekçide, sokaklarda, meydanlarda, kısacası her yerde gördüğünüz lalelere bakarak oranın simgesinin lale olduğunu çok kısa sürede fark edebilirsiniz.

Aslında bugün Hollanda’nın bu kadim Anadolu çiçeğine sahip çıkmasına benzer bir tutumu, geçmişte Kanuni gibi, IV. Mehmet gibi padişahların döneminde Osmanlı da gerçekleştiriyordu. Öyle ki IV. Mehmet’in, saray bahçesinde düzenlediği lale sergileri, sanatçılara lalenin resmini yaptırması ve onlara bu çiçeğin soğanından hediye ederek, kültür açısından tanıtımı teşvik etmesi, tarihte bilinen bir gerçektir.

Bugün Hollanda, gelen ziyaretçilerine lale rotası düzenliyor. Bu rota Hollanda’nın kuzeyinde, Amsterdam’dan arabayla 1 saat, 10 dakika masefede, trenle 2 saate gidiliyor. Arabayla ya da bisikletle lale tarlarına turlar düzenliyor. Lale danışma merkezleri bile var ve bu merkezlerde gelen ziyaretçilere hangi lale tarlasının, hangi dönemde ziyaret edilebileceğinin bilgisini veriyorlar.

Kısacası, bu ömrü kısa ama yolculuğu uzun olan nadide çiçeğin rotası, Hollandalıların bugün düzenlediği lale rotasından çok önce başlamıştır. Anadolu'dan ilk yolculuğu Viyana'ya, oradan Hollanda'ya ve ardından da Kanada'nın başkenti Ottowa'ya geçmesiyle lale, tüm dünyada tanınır hale gelmiştir. Bu uzun yolculuğunun son durağı olan Ottowa, Hollanda ve Japonya, Anadolu'nun bu ünlü çiçeğinin adına festivaller düzenlemektedir.

Aslında bir çiçek türünün, belirli bir yere ait olduğunu söylemek ne kadar doğrudur tartışılır. Sadece belirli iklimlerde yetişen ya da konumuzda olduğu gibi güzellikleriyle dünyayı kendine hayran bırakan türlerde olduğu gibi çiçek evrenseldir.

Öyle olmasa, Celaleddin Rumi’nin uğruna şiir yazdığı lale ile, bir Avrupalı’nın görüp, ülkesinin sembolü haline getirmek isteyecek kadar etkilendiği lale, aynı lale olabilir miydi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.