banner214

  Geçmişten ders alacak o kadar çok olaylar vardır ki, bazen bunlar arasında olanlar daha öne çıkar. Türkiye tarihinde bunlardan birisi, 15/16 Haziran 1970 tarihinde İstanbul başta olmak üzere, İzmit, Ankara, Bursa gibi birkaç kentimizde yapılan İşçi eylemleridir. İkincisi de 2013 yılı Mayıs ayı sonlarında başlayıp aynı yılın Haziran Ayı boyunca devam eden “Gezi Parkı Eylemleri”dir.

                Bu iki eylemin şu bakımdan önemi öne çıkmıştır.

                15/16 Haziran 1970

                274 ve 275 sayılı yasalarda işçi sınıfı aleyhine yapılacak değişikliğe karşı, özellikle İstanbul ve Gebze’de, DİSK’in öncülüğünde, bu konfederasyona ve TÜRK-İŞ Konfederasyonuna bağlı sendika şubeleri kazanılmış haklarını korumak için eyleme geçtiler. Eylemlere 75 000 kadar işçi katılarak, değişik kollardan yürüyüşe geçti.

                O zamanın Tekelci Kapitalistleri ve onun siyasi iktidarı, birkaç kentte sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı. Gözaltılar, tutuklamalar işçilerin ve önderlerinin gözünü korkutamadı ve iki gün süren eylemler, görülmemiş bir işçi dayanışması içerisinde devam etti.

                Bu kazanılmış işçi haklarının, tekelci kapitalizmin lehine işçilerin elinden alınmasına karşı, işçi sınıfının sendikalar öncülüğünde yapılan bir sınıf savaşıydı. Özellikle İstanbul’da ve İzmit’te adeta yer, yerinden oynadı ve işçi sınıfının örgütlü gücünün neler yapabileceğini, neler yaratabileceğini tanımayan kalmadı.

                O zamanki işçilerin dayanışma, kararlılık ve dayanışma ruhu, Türkiye İşçi sınıfı tarihinde daha görülmemişti. İşçi sınıfı polisin açtığı ateş sonucunda bir şehit vermiş, ama bu verilen şehit dayanışmayı adeta körüklemişti. Eylem oldukça ses getirmişti.

                İkincisi ise, 2013 yılı Mayıs ayının son günlerinde başlayıp, Haziran ayı süresince devam eden ve “Gezi Parkı Eylemleri” adı ile anılan eylemlerdir.

                Bu eylemler de, siyasi iktidarın parktaki birkaç ağacı sökerek, yerine  “Topçu Kışlası” yapmak istenmesi bahanesiyle başlatıldı. Eylem o kadar genişledi ki, toplumda dayanışma ruhunu o kadar geliştirdi ki, hayatta hiç birbirini görmemiş insanlar bir araya gelerek, yan yana, omuz omuza dayanışma içerisinde direniş gösterdi.

Eylemlere katılanlar toplumun bütün soysal sınıflarından, her cins, her ırk ve her inanç kesimlerindendi. Bir tarafta siyasi iktidar, diğer tarafta adeta bütün Türkiye’de yaşayan farklı etnik ve farklı sosyal sınıflardan insanlar vardı. Direnişçilere karşı polis ve güvenlik kuvvetleri, biber gazı, tazyikli su, cop ve plastik mermilerde dâhil kullanabileceği her şeyi kullandığı halde, eylemler devam ediyordu. Dindarları namaz kılarken, namaz kılmayanlar devletin güvenlik kuvvetlerinin saldırısına karşı ibadet edenlerin etrafında etten bir duvar örüyor, onları koruyordu.

                Evlerden yemekler getiriliyor, sokakta, kaldırımlarda, parktaki çimenlerin üzerinde kardeşçesine, dostçasına paylaşılıyor, iftarlar açılıyordu.

                Yaralıların tedavisinde cami revir gibi kullanıldı. İktidar çevresinden inanılması mümkün olmayan “Camide içki içildi, camiye ayakkabı ile girildi” gibi yalanlar atıldı ortaya. Caminin imamı yalan söylemeye zorlandı. Söylemeyince de sürgün edildi.

                Bu eylemlerde birisi polis olmak üzere altı kişi öldü.  Zamanın Başbakanı “olayların savcısıyım, emri ben verdim” diyerek, dayanışma içerisinde olan vatandaşlara adeta meydan okudu. Halk burada gösterdiği dayanışma ve yaptığı eylemlerle, bu ülkenin sahipsiz olmadığını, yeri ve zamanı geldiğinde sahibinin ortaya çıkacağını göstermiştir.

                Buradaki dayanışma ve birliktelik ruhu toplumun umutsuz kesimlerine umut dağıttı.

                Günümüzde, toplumumuzun her zamankinden daha çok birlikteliğe ve dayanışmaya gereksinimi vardır. Örgütlü güç başarıya götürür. 

                Topum olarak diğer toplumlardan farklı bazı özelliklerimiz var.

                Geçmişe dönüp çok fazla ilgilenmeyiz

Olaylardan çok fazla ders çıkarmayız.

                Olayları çabuk unuturuz.

                Genel olarak günübirlik yaşarız.

                Az okur, çok konuşuruz.

                Oysa geçmişten ders çıkararak geleceğe yön vermemiz gerekir.

                Geçmişinden gereği gibi ders çıkarmayan toplumlar geleceğini belirleyemez.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.