banner165

Evrende bulunan tüm varlıklar, insanın hizmetine sunulmuştur. “Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah'ın sizin hizmetinize verdiğini görmediniz mi? (Lokman, 20) ayeti bu hakikate işaret eder. Allah Teala, yiyecek ve içecekleri helal ve haram diye ikiye ayırmıştır. Helali de haramı da yaratan O’dur. Ancak helale rızası var harama ise, rızası yoktur.

Bize bahşettiği nimetlerini saymaya kalksak buna güç yetiremeyeceğimizi bildiren Rabbimiz (Nahl, 18), bu nimetlerin temizinden, helal olanlarından yememizi emretmektedir; “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin!” (Bakara, 168), “Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah'a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah'a şükredin.” (Bakara, 172).

Her varlığın bir yaratılış gayesi ve hikmeti vardır. Yaratılan varlıklar içerisinde tek akıllı varlık olan insan; kendiliğinden oluşmuş, olgunlaşmış veya bir anda yaratılmış sıradan bir varlık değildir. İnsanoğlu bir çok özellik ve güzelliklerle donatılıp en güzel surette seçkin ve olgun bir varlık olarak yaratılmıştır.

Zararlı alışkanlıklar, insan sağlığını ve fıtratını bozan, ahlakî değerleri yok eden, kişinin ailesi ve yaşadığı toplumla ilişkilerini sarsan, kendisinden beklenilen görev ve sorumlulukların usulünce yerine getirilesini engellemeye sebep olan olumsuz tutum, davranış ve bağımlılıklardır. Bu zararlı alışkanlık veya bağımlılıklardan biri olan alkol yani içki, haramlığı kitap, sünnet ve icma ile sabit olan, içilmesi büyük günahlardan biridir. Biz bilir ve inanırız ki, Allah’ın emrettiği şey insanların menfaatine yasakladığı şey ise zararına olan şeylerdir.

İÇKİ TEDRİCEN HARAM KILINMIŞTIR

Kur’an’da içki, tedricen yani basamak basamak yasaklanmış ve net bir şekilde haram kılınmıştır. Tabi bu tedriciliğin bir hikmeti vardır. Fahruddin er-Razi; “İçkiye insanların müptela olduklarını ve birden bire içkiyi terk etmenin onlara ağır geleceğini bilen Allah Teala’nın bu yolu tercih ederek içkiyi aheste aheste haram kıldığını” bildirir.

İçki henüz haram kılınmadığı ilk dönemlerde sahabe içki içerdi. İçki henüz haram kılınmamasına rağmen, içkinin iyi bir şey olmadığını bilenler içmezlerdi. Hz. Muaz ve Ömer gibi bazı sahabiler Peygamberimize içkiyi sordular. Bunun üzerine Bakara süresi 219. ayeti nazil oldu; “Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür." (Bakara, 219)

Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. Onlara de ki; Bunlarda büyük bir günah ve zarar vardır. İkisi de malları telef ve insanları perişan eder. Bununla birlikte görünüşte insanlar için bir takım faydaları vardır. Çünkü alkol kullanan kişi, içkiden biraz neşe ve lezzet duyar. Bir kısım insanlar, dinimizce ticaretinin her türlüsü haram kılındığı halde, ticaretini yapar, para kazanır, geçici ve sahte cesaret duygusu verir. Ama bu fayda ve yararları, gerçek ve sağlam bir yarar, fayda değildir. Verdiği neşe aklı örter, o geçici cesaret felaketlere neden olur. Bu hastalığa tutulan artık yakasını zor kurtarır. Ya sağlam bir inanca sahip olmalı ya da tedavi görmeli ki kurtulabilsin.

Kısaca neşe, lezzet ve kazancı gelip geçici ve kişisel olduğu halde; zararları, kötü sonuçları hem kişisel hem sosyal hem bedensel hem ruhsal hem de ahlakidir. Zararı gidermek yarar sağlamaktan önce gelir. Dolaysıyla alkolün AKLEN de haram olması gerekir.

Yukarıda zikrettiğimiz Bakara süresi 219. ayeti nazil olduktan sonra müslümanların bir kısmı büyük günah diye içkiyi terk ettiler. Daha sonra bir gün verilen ziyafette içkiler içildi, kafalar dumanlandı. Bu arada, içkili olarak, akşam namazını kılmaya başladılar. İmam Kafirun süresini yanlış okudu. Tabi ayetin anlamı bozuldu. Bunun üzerine Nisa süresi 43. ayet nazil oldu; “Ey İman edenler! Siz sarhoş iken ne dediğinizi bilene kadar namaza yaklaşmayı.” Bu emir üzerine ashabtan bir kısmı daha içkiyi bıraktı. Bir kısmı ise, ara sıra özellikle sabaha kadar sarhoşlukları gitsin diye yatsı namazından sonra içmeye devam etti.

Daha sonra yine verilen bir ziyafette içkiler içilip kafalar dumanlanınca cahiliye adetleri üzere soy, sop, kabileleriyle övünme yarışına girdiler. Sonuçta kavga çıktı. Tabi bu arada benzer hadiseler sık sık tekrar etmekte idi. Sahabe de içki hakkında kesin bir hüküm indirilmesi konusunda bir beklenti içerisinde idi. Nihayet, içkiyi Şeytan işi bir pislik olarak niteleyerek haram kılan, Maide süresi  90 ve 91. ayetler nazil oldu; “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları şeytan işi iğrenç şeylerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?” Böylece İslamiyette içki içmek, tedricen yasaklanmış ve kesin olarak haram kılınmıştır.

Sahabeden Enes (ra) diyor ki; “Arapların en zevkli şeyi içki idi ve onlar için İslamiyetin haram ettiği şeylerin en zoru, içkiyi terk etmek ve onun haram kılınması idi. Ben arkadaşlara şarap dağıtıyor, sakilik yapıyordum. Tam bu arada bir münadi; “İçki haram kılındı” diye ilan etti. Bunun üzerine bana; “şu içkiyi dök” dediler. Bu haberi duyduktan sonra ne adama bir şey sordular ne de bir yudum içki içtiler.”

Sahabenin içkinin haram kılındığını duyduktan sonra takındıkları tavır çok önemlidir. En çok sevdikleri, yıllardır müptelası oldukları ve fıçılarla evlerinde depoladıkları içkileri Medine’nin sokaklarına dökmüşlerdir. “Neden haram kılındı? Bazı faydaları da varmış, hazmı kolaylaştırıyormuş, az bir şey içersen zararı olmuyormuş, üzüm helal de suyu niye haram olsun? gibi düzmece ve mantık dışı bahaneler üretmemişler. Emri duyar duymaz tam bir teslimiyetle semi’na, amenna ve saddakna (işittik, iman ettik ve tasdik ettik) demişlerdir.

Üzümden sıkılıp kaynatılan ve köpük bağlayan, mayalanan şeye hamr (şarap) denir. Üzümden başka maddeler de aynı işleme tabi tutuldukları vakit, onlara da hamr yani şarap denir. Bunlara hamr denilmesinin sebebi kafayı dumanlayıp, aklı bozduğu ve akla perde çektiği içindir. Kadının başını örttüğü için baş örtüsüne hımar denir.

İslam dininde, sarhoşluk veren her şeye hamr denir ve sarhoşluk veren her şey haramdır.

Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde içki ile ilgili şöyle buyurur;

“Sarhoşluk veren her şey hamrdır (şaraptır) ve şarap da haramdır.”

“Çoğu sarhoşluk verenin azı da haramdır.”

“İçki kötülüklerin anasıdır.”

İçkinin zararlarını saymakla bitiremeyiz. İçki aklı izale eder, sağlığı bozar, ahlakı ifsat eder, insanları birbirine düşman eder. Müptelalarını yani ayyaşları tımarhanelere, hapishanelere, mezarlara veya hastanelere sürükler. İnsanlığa bu kadar zararı olan içkiyi akıllı bir insan içip de aklının, malının, edep ve ahlakının yok olmasını ister mi? İnsanın alamet-i farikası (diğer varlıklardan ayrılan yönü) akıllı bir varlık olmasıdır. İçki içen insan aklını kullanamadığından bu ayrıcalıklı özelliğini kaybetmektedir. Bu sebeple içki içen bir kişiye “şu zıkkımı içiyorsan adam gibi iç(!)” demek, boşa söylenmiş bir sözdür.

Son olarak Dünya Sağlık Örgütü’nün ülkemizin de içinde bulunduğu 30 ülkede yaptığı bir araştırmanın sonucunu zikrederek tehlikenin boyutunu ve dinimizin içkiyi haram kılmasının hikmetini hatırlatmak isterim. Söz konusu araştırmaya göre;

Her yıl 3.5 milyon insan alkole bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir.

Cinayetlerin % 85’i,

Tecavüzlerin % 50’si,

Şiddet olaylarının % 50’si,

Trafik kazalarının % 60’ı,

Kadına şiddet olaylarının % 70’inin sebebi alkoldür.

Cumanız ve Ömrünüz Bereketli Olsun..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner186

banner189

banner185

banner188