Renklerin psikolojide yeri var mı? Yalnızlığın rengi nedir? İnsan neden yalnız yaşamak ister? İnsan her istediğini elde edebilir mi? Kazandığımızı veya kaybettiğimizi nasıl anlarız? Tüm hedeflerimize ulaştığımız zaman gerçekten mutlu olabilecek miyiz? Her kayıp bir travma mıdır? Her psikolojik sorunun temelinde bir travma mı vardır? Mesela insanın bağlanma sorunu doğuştan olamaz mı? İnsan neden saplantılı bağlanır? İçsel çatışmaların nedeni travmalar mıdır? LGBTİ bir bireyin toplum bakış açısı ile mücadelesi mi daha zordur; yoksa bunu kendi içinde halledememiş, içsel yönelimi konusunda kendini bastıran bir bireyin içsel çatışmaları mı daha zor bir durumdur? Yaşamda halledilemez sorun var mıdır? Saplantılı bağlanma, travmalar, gerçeklik algısının kaybolması, yüksek anksiyete, depresyon, yeme bozuklukları ve huy bozukluğu… Örnek verirken sona yazdığım huy bozukluğu literatürde yok, ben uydurdum. Sizce de bazı insanlarda huy bozukluğu yok mu? Eşinizde veya sevgilinizde bağlanma sorunu varsa ne yapabilirsiniz? Hayvan sahiplendirin.

Bağlanmak veya bağlanamamak bütün mesele bu;

Ve içsel çatışmalarımız.

Karen Horney’e göre çatışma yaşayan insan; (nihayetinde) insanlardan "uzaklaştığında" ne aidiyet ister ne de savaşmak. Diğer insanlarla fazla ortak bir şeyi olmadığını ve kendisini hiçbir şekilde anlamadıklarını düşünür. İçinde doğanın, oyuncaklarının, kitaplarının ve düşlerinin olduğu kendine ait bir dünya kurar.

Her insan günlük hayatta içsel çatışmalar yaşar fakat her içsel çatışma yaşayan insanda nevroz görülmez. (Nevrotik Bozukluk: Güvensizlik, kaygı, huzursuzluk, nefret, odaklanamamak, plansızlık gibi belirtilerle ortaya çıkan; gerçekle bağlantının kopmadığı duygu durum bozuklukları) Nevrozların nedeni kültürel etkenlerdir ya da daha açık bir şekilde söylersek, nevrozlar insan ilişkilerindeki bozuklukların eseridir. Nevrozların nedeni içsel çatışmalarımızdır. İçsel çatışmalarımız ise doğuştan gelmez.  İnsanın, toplumsal baskılar ve beklentilerin etkisi ile zihninde idealleştirmiş benliği vardır. İdeal benlik ile öz benliği arasındaki uçurum ne kadar artarsa çatışmanın şiddeti de o kadar artar. Kişi gerçekte olduğu haline katlanamadığı için kendi idealleştirilmiş imgesini yaratır. İdealleştirilmiş imge bu durumu önlüyormuş gibi gözükse de, kendine fazla değer biçtiğinden gerçek benliğine giderek daha tahammülsüzleşir, yabancılaşır ve kendine öfkelenmeye, kendini küçük görmeye, kendi kendine dayattığı imkansız talepler karşısında yıpranmaya başlar. Böyle bir durumda kişi, kendine hayran olmakla kendini aşağılama arasında bir orta nokta bulmaksızın gidip gelir. Kişi temel çatışmasından kaçmak için idealleştirdiği imgeye sığınabilir, gerçek benlikle idealleştirilen benlik arasındaki farkın yol açtığı gerilim dayanılmaz bir noktaya geldiğinde, artık kişi kendi içinde bir şeye sığınamaz. Böyle bir durumda, yapabileceği tek şey kendisinden tümüyle kaçmak ve her şeyi kendi dışında olup biten şeylermiş gibi görmektir.

 İçsel çatışmalar ve nevrozlar çağımızda olağan bir durumdur. İnsan karmaşık bir sosyal sistemde öyle bir dişli haline gelmiştir ki, yabancılaşma neredeyse evrenselleşmiş ve insanî değerler zayıflamıştır.

Nevrotik kişi esnek değildir; belli bir durumda atacağı adımın uygun olup olmadığına bakmaksızın uyum göstermeye, tartışmaya ya da uzak durmaya mecbur hisseder kendini ve bunların hiçbirini yapamadığında da paniğe kapılır. Çelişkili değerler sistemi var olmaya devam ettikçe içsel anlamda gerçek bir huzura ya da özgürlüğe ulaşılması da imkansızdır. Çözümlenmemiş çatışmalarla yaşamak öncelikle müthiş bir enerji israfıdır; yalnızca bu çatışmalar değil, bunları yok etmek için başvurulan tüm o aldatıcı girişimlerin kendisi de korkunç bir enerji sarfiyatına ve umutsuzluğa yol açar. Umutsuzluk, çözümlenmemiş çatışmaların nihai sonucudur.

 Çatışmalar çoğunlukla fikirler, inançlar ya da manevi değerlerle ilişkili olduğundan bunların farkına varmak için önce kişinin kendi değer sistemini geliştirmiş olması gerekir. Çatışmaları bilinçli şekilde yaşamak, ne kadar rahatsız edici olsa da, çok kıymetli bir meziyet olabilir. Çatışmalarla yüzleşip kendi çözümlerimizi aradıkça, içsel anlamda da bir o kadar bağımsız ve güçlü oluruz. Ancak cefa çekmeye hazır olduğumuzda gemimizin dümenini elde tutma idealine yaklaşabiliriz.

Varlığımızın, tam ve eksiksiz bir biçimde kendimiz olmak dışında bir önemi olabilir mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.