banner214

İlki bizden!

Ülkemizin en önemli problemi haline gelen beslenme sorunu iyice su yüzüne çıktı.  Tarım ülkesi olmak yeteneğimizi kaybettik.   Artık kendimizi doyurabilen ve hatta kendimizi giydirebilen bir ülke değiliz.   Yılların ihmali ve özellikle de AKP iktidarı tarafından uygulanan yanlış iç politikamız tarım sektörünü bitirdi ve hemen her türlü gıda maddesine dış alımla çözüm üreten bir devlet olduk.   Hatta samanımız bile dışarıdan alınıyor.

Gıda maddeleri deyince en başta gelen eksiğimiz kırmızı et yetersizliği olarak görünüyor.   Sadece Kurban Bayramı için değil, hemen her gün halkın sıradan bir gıda maddesi olan kırmızı etin pahalılığı gündeme taşınıyor.  Sorun ortada, hayvan üretimi dibe vurmuş durumda.  Çözüm ise dış alımda!   Yeni Zelanda’dan Arjantin’e kadar olan yaygın coğrafyadan hayvan ithal ediyoruz.  Yetmedi; son olarak Sırbistan’dan karkas et getirttik.

Değerli Tarım Bakanı Sayın Fakıbaba bu konuya yoğun şekilde eğildi.  Sorunu kökten çözümlemek için yapılan son çalışmayı bir demeçle ve müjde dozunda bizlerle de paylaştı.  Sağ olsun!   Sayın Bakan; “Ülkemizde buzağı ölümleri % 15 oranındadır.  Doğru besleme ve yetkin veterinerlik hizmeti ile bu kaybımızı % 5’e düşürecek ve kırmızı et bolluğunu yaratacağız,” buyurdular!

Sayın Bakan Fakıbaba, sanırım bizleri saftirikler olarak görerek aklımız ile alay etmek niyetinde değildir.  Sadece milleti biraz teselli edeyim diye düşünmüş olabilir diyorum.   Kendileri tıp doktorudur ya, sanırım Hipokrat’tan gelen bir vecizeden esinlenmiştir.   Hipokrat ne demişti; “Hekimler nadiren tedavi ederler, çoklukla ağrıları geçirirler ama mutlaka teselli etmelidirler!”.   İşte Sayın Bakan’ın kırmızı et bollaşacak muştusunu ben böyle okudum ve çokça güldüm!

Gülmemin nedeni ise anımsadığım bir Nasreddin Hoca fıkrasıdır.  Özetle aktarayım; Nasreddin Hoca, kasabanın varsıl bir insanından borç almış.   Ama ödeme sözü verdiği gün gelmiş geçmiş olmasına karşın bir türlü denkleştirerek ödeyemiyor borcunu.  Sonunda gideyim ve borcumu nasıl ödeyeceğimin ödeme planını anlatayım diye düşünmüş.

Hoca, borç aldığı varsıl kişinin işyerine giderek ödemeyi geciktirdiği için özür beyan etmiş ve planını anlatmaya başlamış; “Efendi, ben köyümüz ile otlak arasındaki patikaya karaçalılar diktim.   Baharda bu karaçalılar gelişecek ve yolun iki tarafını saracak.  Meraya giden ve geri dönen koyunların postlarındaki yünler bu çalılara takılacak.  Ben ise bu yünleri toplayacağım ve karım bunlardan iplikler üretecek ve kazaklar örecek.  Ben de bu örgüleri pazara getirip satacağım ve kazandığım paralarla borcumu ödeyeceğim”.

Borç veren varsıl kişi, Hoca’nın bu ödeme planını duyunca gülmeye başlamış.  Hoca da lafı yetiştirmiş hemen; “ Peşin parayı görünce nasıl da gülersin be köftehor!”.

İkincisi Fransa’dan!

Kahramanımız kısaca kendisini tanıtıyor ve bizde ilgi ile dinliyoruz; “ Fas’ın sıradan bir köyünde dünyaya geldim.   Fakir bir aile yaşamımız vardı.  Benim tüm günüm koyunları otlatmak, sonra da hem hayvanlarım ve hem de evimiz için kuyudan su taşımakla geçerdi.

Sonra bir gün ailemin kararı ile Fas’tan ayrıldık ve Fransa’ya taşındık.

Bu dönemde çok horlandım.  Okul ve sınıf arkadaşlarım benim konumuma gülüyorlar ve hatta alay ediyorlardı.   Özellikle giyim tarzım onların alıştıklarına uymuyordu ve sınıfta dışlanıyordum.   Beni yoksul bir göçmen olarak görüyorlardı.

Bu gelişmeler beni kamçılamıştı.   Yaşamımda değişiklikler yapmam gerektiğini ve bunu da ancak eğitimimle yapabileceğimi anlamıştım.  Arkadaşlarım mışıl mışıl uyurlarken, ben geceler boyu yoğun çalışıyordum. 

Sonunda da üniversite eğitimimde siyasal bilgiler ve politika yönetimi konusunda başarılı bir kariyer sahibi olabilmiştim. 

Kendime seçtiğim hedef, ırkçılığa karşı savaşmak ve göçmenlerin haklarını savunmak ve de insan haklarının eşit olduğunu vurgulamaktan geçiyordu.   Keza Müslüman geçmişim nedeni ile din ve inanç ayrımının yanlışlığını daha iyi değerlendiriyordum.   Göçmen geçmişimi ve İslam inanışına bağlı olmayı yaşamımın zayıf bir karnesi olarak kabul etmedim.

Sonunda tüm bu sorunları aştım ve bugün Fransa Devleti’nin Eğitim Bakanı olarak karşınızdayım.   Bu makamın etkinliği ile geçmişimde yaşadığım sorunların aşılabileceğine inanıyor ve bu kararlıkla çalışıyorum.”

Bu kısa özgeçmiş, Fransa Hükümeti’nin Eğitim Bakanı olan Sayın Nejat Valloud-Belkacem’e aittir.   Kendisi halen orta öğretim programının iyileştirilmesine yönelik reformlar ile uğraşmaktadır.   Ne yazıktır ki, ülkemizde de rastlandığı gibi başarılı kadınların maruz kalabildiği şekilde muhafazakâr muhaliflerinin bel altı eleştirilerine de hedef seçilmiştir.   Hatta kendini bilmez bir parlamenter, siyah elbisesinin yakasının kenarında görülen danteli kast ederek ‘dantel sutyenli bakan’ göndermesi bile yapmıştı! 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner233

banner255

restbet