Tadik etmek, her hangi bir şeye kesin olarak inanmak ve bir kimsenin söylediğini kabullenmek anlamlarına gelen imanın dindeki anlamı; Peygamberimizin Allah tarafından haber verdiği kesin olarak bilinen şeylerin doğru olduğuna içten ve yürekten inanmak demektir. Peygamber Efendimiz imanı, “Allah’a ve Allah’ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayrı ve şerri ile kadere inanmak” olarak tarif etmiştir. Buna göre mü’min; Allah’ı,  Peygamberini ve Peygamberin Allah tarafından haber verdiği her şeyin doğru olduğunu yürekten tasdik eden ve bu imanı dili ile de söyleyen kimsedir.

Her ne kadar “iman, dil ile ikrar kalp ile tasdiktir” diye tarif edilse de imanda esas olan kalp ile tasdiktir. İmanın merkezi kalptir. Dil ile ikrar ise, kişinin dünyada müslüman olduğunun bilinmesi, cenaze namazının kılınması, müslüman mezarlığına defnedilmesi ve müslüman bir bayanla evlenebilmesi gibi dünyevi bir takım uygulamalar için gereklidir. Dili ile ikrar etmese de kalbinde iman bulunan kişi Allah katında mü’mindir. Kalbinde tereddüt ve şüphe bulunan kişi ise, kelime-i tevhid ve kelime-i şehadeti dili ile söylese bile Allah katında mü’min değil münafıktır.

Amel imanın bir cüzü (parçası) olmamakla birlikte amel ile iman arasında sıkı bir ilişki vardır. Allah Rasulü, amelsiz imanı açıkta yanan, korumasız bir fanusa benzetmiştir. Bir hadis-i şerifinde ise, “iman ve amel iki arkadaştır. Bunlardan biri, ancak diğeri ile iyi olur” buyurmuştur. Bir kişi, dinin bütün hükümlerine inandığı halde, her hangi bir sebep ile ibadet görevini yerine getirmese, haram olan şeylerden sakınmasa da imanını yitirmiş olmaz. Büyük günah işlemiş olur. Fasık olur. Olgun mü’min olamaz. Ancak namaz, oruç, hac ve zekât gibi dinin kesin (kati) hükümlerinden birini inkar eder, “böyle bir hüküm yok, günümüzde bu gibi hükümleri yapmaya gerek yok, bu hüküm çağ dışıdır” diyen kimse küfre girer.

İman aslında kulun, her şeyden üstün olan varlığa iltica etmesi, O’nun varlığına ve birliğine kesin olarak inanması, ahirette ve bu dünyada O Yüce Yaratıcı’nın emanına sığınmasıdır. Allah ve rasulünün istediği olgun mü’min olabilmek için yalnızca “iman ettim” demek yeterli değildir. İmanın sahibini ibadete ve güzel ahlaka sevk etmesi gerekir. İbadet imanın bir göstergesidir. Amelsiz iman en ufak bir tereddüt karşısında kaybedilebilir. İmanını kaybeden kişi ise, en büyük manevi değerini kaybetmiş demektir. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy imansız bir kalbin sinede ancak bir yük olduğunu ne güzel ifade etmiş:

“İmadır o cevher ki, ilâhî ne büyüktür.

İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.”

Amelde Hanefi mezhebine mensup olanların itikattaki mezhepleri olan Maturidî mezhebinin kurucusu İmam el-Maturidî’ye göre, bir kişiye peygamberin tebliğ ettiği esaslar ulaşmasa bile o kişi, Hz. İbrahim kıssasında olduğu gibi, aklını kullanarak Allah’ın varlığını ve birliğini bulmak ve iman etmekle mükelleftir. Çünkü İnsan, akıl yoluyla kendinin ve bu kâinatın bir yaratıcısı olduğunu kavrayabilecek yetenekte yaratılmıştır. İnsan kendi yaratılışındaki mükemmelliğe, çevresindeki tabiata ve tabiat olaylarına ibretle baktığında, bu denge ve mükemmelliğin, kendiliğinden, kör bir tesadüf sonucu olmadığını anlar. Tüm bunları var eden, dengeyi koyan ve koruyan yüce bir yaratıcıyı kabul eder. Buna kelam ilminde eserden müessiri yani yaratılandan yaratanı bulma delili denir.

TEKFİR: Bir insanın küfrüne, kâfir olduğuna hükmetmek demektir. İtikadımızda ise, “ben müslümanım” diyen herkes Müslüman kabul edilir. İmam Malik: “Bir kimsenin küfre ihtimali olan doksan dokuz hareketi yanında bir hareketi de mü’min olduğuna delalet ederse, o kimsenin mü’min olduğuna hükmedilir” der. Peygamber Efendimiz ise, “her hangi bir kimse din kardeşine ‘ey kâfir!’ derse bu tekfir sebebiyle ikisinden biri mutlaka küfre düşer. Eğer o kimse dediği gibi ise, mesele yok. Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner.”  buyurmuştur. Hadisten de anlıyoruz ki, küfrüne hükmettiğimiz, yani kafir olduğunu söylediğimiz kişi eğer kafir değil de mü’min ise, bizim küfre girme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağımızdan başka insanları küfürle, kafirlikle itham etmekten kaçınmak zorundayız. Zira bizim diğer insanların müslümanlığını veya kâfirliğini ya da inançsızlığını (bir takım dini uygulamaları gerçekleştirmek için inancını sorup kendisinden öğrenme zorunluluğu haricinde) tespit etmek gibi bir salahiyetimiz ve görevimiz yoktur. Haddimize de değildir.

Cumanız ve Ömrünüz Bereketli Olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.