banner214
İMECE KENT SÖYLEŞİLERİ SELMA YAĞCI, “AVRUPA BİRLİĞİNE MÜZİK FESTİVALİYLE GİRDİK”

Sayın Yağcı ile eski Mersin, kültür-sanat, Polifonik Koro, Uluslararası Mersin Müzik Festivali, ablası Suna Tanaltay, Ahmet Yeşil üzerine konuştuk. Sanatın bir nevi ilaç olduğunu vurgulayan Selma Yağcı, sevgiyle paylaşmanın önemine dikkat çekti.

- Selma Hanım sizi tanıyalım öncelikle.

-Mersin’in Mesudiye Mahallesinde doğdum. Kendi ailemin son çocuğuydum. Hasbelkader dünyaya geldim. Annem öğretmendi. 40 yaşlarındayken ben doğdum ve beni doğurmaya utandı. Ve ailecek benden vazgeçtikleri anda bizleri büyüten bir Arap dadımız vardı. O annemin kapıda önünü kesip,”

nereye gittiğini biliyorum. Eğer düşündüğün şeyi yaparsan üç çocuğuna sen bakarsın. Ama yapmazsan bu doğacak çocuğunla birlikte dördüne de ben bakarım” demiş, böylece dünyaya geldim. Evlenene kadar ailede yetişkin olarak hiç benimsenmedim. Ailenin küçüğü, tepelere tırmanan, sevilen çocuktum ben.  Benim ailem büyük bir ailedir. Merzeci ailesi. Kadı Tahsin Merzeci Osmanlı imparatorluğunun buraya tayin ettiği son kadıdır. O zaman Silifkeymiş Büyükşehir. Oraya tayin edilmiş. 9 çocuğu olmuş ve biz 33 torunuz. Ailemizin en çok dikkat çeken özelliği, varlıklı bir aile olup sosyetik olmayışıdır. Ve varlıklı bir ailenin yapması gereken şeyleri yapmamız. Fark ettiği zor durumda olan herkese destek olan bir aile. Bu ailenin en tanınan en sevilen kişisi amcamın oğlu Okan Merzeci’dir. Nüfus müdürü bizim soyadımıza “ci “ eklemeyi unutmuş. Babam da boşver kalsın demiş. O yüzden soyadımız “Merze” buna da alıştım. Mesudiye mahallesindeki evimizde 3.5 yaşında falandım, kapının girişinde ufak bir yer vardı ve sürekli şarkı söylerdim.

“ süpürgesi yoncadan Eminem, gayet beli inceden oy” sonra susardım. içerideki ağabeylerimi dinlerdim. Ağabeylerim içerideydi. Mozart, Beethoven dinlerlerdi. “Şimdi benim sesimiz duyacaklar ve sesi ne kadar güzel diyecekler” diye hep bekledim. Yıllar sonra süt ağabeyim Nevit Kodalı’ya, “ abi hiç demedin sesin ne güzel” diye sorduğumda. Nevit abi bana dedi ki, “ desem ne olacaktı, baban bırakır mıydı “ dedi bana. Nitekim yıllar sonra üniversite dönemimde Beklan Algan tiyatro kursları yaptım. Ve Rumeli hisarında ilk oyununu sahneye koyduğunda Beklan Algan ailemi aratıp, “ Selma hemen gelsin rolü hazır” dedi. Babama söyledim, babam kültürlü bir insandı ve bana dediği laf şöyleydi,” kızım şimdi Sami Merze’nin kızı tiyatrocu mu oldu dedirteceğiz”   tanıdığım bütün büyüklerin düşüncesi, sanata yakın olmayanların düşüncesi buydu. Akşamları kamyonun arkasına koltuk sandalyeler konulurdu. O kamyona mahalleli doluşurduk. O kamyon mahalleliyi gezdirirdi. Yazın sıcak aylarında o zamanlar Viranşehir uzak bir yer gibi gelirdi. Oralara gidilirdi. Ve sonra geri dönülürdü.

-Selma Hanım ailenizden bahseder misiniz, Türkiye’de de tanınan Suna Hanım var ondan da bahseder misiniz?

Bizim ailenin zeka seviyeleri yüksektir. Bu arada bir de Sami Merze’nin ailesi var. Ben bu ailede olmanın mutluluğunu her zaman yaşadım. Babamız Sami Merze, annemiz Macide Merze.  Annemin olduğu  yerde kimse sıkıntı çekmez. Kimsenin bir şeyi eksik kalmaz ve hastalık kalmazdı. Annemden çok şey öğrendik. Dört kardeştik iki kız, iki erkek. Ben en küçüktüm. İki büyük ağabeyim vardı. Biri tıbbiye okuyordu diğeri ticaretle uğraşıyordu. Bir de ablam var. O dönemin Suna Merze’si, daha sonra Suna Tanaltay. Kendimi bildim bileli ablamı örnek aldım. Ailenin en çok beğendiği sevdiği insandı. Üniversiteye gitmeye başladığı seneler annem çok üzülmüştü. Üniversiteye gidenleri tren istasyonunda yolcu ederlerdi. Annem ve bazı önemli öğretmenler ablamı yolcu ettik. Annem hüngür hüngür ağladı ve susturamadık. O zaman yanımızda olan edebiyat öğretmenimiz Ziya hoca anneme, “ neden bu kadar ağlıyorsunuz, bir kızın daha var, yanında Selma var” dedi. Annem ise şöyle bir cevap verdi ve asla unutmam, “ ahh ahh Ziya hoca koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelefi derler”. O söze çok üzülmüştüm. Ama zamanla anladım ablam çok güzel bir kızdı. Yemyeşil gözleri vardı. Annem onu çok şık giydirirdi. Çok zekiydi. Her alanda iyiydi. Biz hepimiz ona bayılmayı çok normal kabul etmiştik. Üniversite okudu herkes ona aşıktı. Sonra psikolog oldu. Ve o dönem psikolog olan eşi ile tanıştı. Yıllarca İstanbul’da birçok insanı yaşama kavuşturdular. Ve belli bir süre sonra bırakmaya karar verdiler. Zaten ablam bir takım sıkıntılar yaşamaya başlamıştı.  Bazı şeyler aklında kalmıyordu. Ablam şimdi bakım ihtiyacı ile yaşıyor. Pandemi olayından sonra eskisi gibi sık görüşemiyorum. Ama teknoloji sayesinde görüşebiliyoruz. Hayatın bize ne göstereceğini bilmiyoruz. Uzun ince bir yoldayız . Bir kapıdan giriyoruz ve çıkana kadar hayatın bize ne göstereceğini bilemiyoruz.

-Ablanızdan, Suna hanımdan bahseder misiniz?

-Bu anlattığım güzel insanın yayınlanmış 19 kitabı var. Bir gün bile kendini methettiğini duymadım. Lise öğrencisiyken yazdığı şiirler hep hatırımda. Bunlardan birinin adı “unutmak”

“unutmak güzelleşmişti dilinde

Yorgun sesin ürpertiyordu beni

Kalbimi benden de iyi anlıyordun

Bakışların ruhumla konuşuyor,

Ve müğfem heyecanlarla ufuklara dalıyordun

Unutmak, unutmak mümkün mü seni

Senin yanında buldum saadeti

Hasret kokan saçlarının dünyasında

Yalnız gözler ve kalpler konuşurdu

Ellerin özlediğim alevle tutuşurdu

Hayatın şu kısacık rüyasında

Unutmak unutmak mümkün mü seni”

Bu güzel şiirlerden bazılarını o zaman ki müzik öğretmenimiz Hikmet Azer besteler şarkı olurdu. Biz ne kadar şanslıyız. Bütün bunlarla yetiştik. Ablam ve Erdoğan abi sayesinde nefes alan mutsuzlukları biten hayata sarılan binlerce kişi var. Suna Tanaltay’nın her zaman yanında oldum ve olacağım. Dünya tatlısı bir insandır. Ablama şifalar diliyorum.

-Selma Hanım duvarlarınızda Ahmet Yeşil tabloları görüyorum.

-Ahmet Yeşil benim çocuğum. Onun olmadığı yerde ben nefes almakta zorlanıyorum. Sanıyorum evimde 30 küsür yerde var Ahmet yeşil. Gazenfer Uğuralp’ten bahsetmedik. O zamanlar ben istanbul’da yaşarken ben de Mersin Liseliler Derneğine üyeydim.  Gazenfer Uğuralp birgün beni çağırdı, “ Selma Mersin’e sanat haftası götürüyorsun” dedi. Ben de, “ nasıl yani” dedim. Mersin Liseliler Derneğinin başkanıydı. Uğraşmamı ilgilenmemi istedi. Çalıştık çabaladık. Sonunda Esin Avşar Orkestrası, Ulvi Yücelen Quartet yaylı grubu ve üç dört grup iki otobüs tutmak zorunda kaldım. Birinde eşyalar diğerinde insanlar. Mersin’e geldik. 1 hafta boyunca güzel bir sanat haftası oldu. Mersin’in durgun günlerini sonlandıran bir etkinlikti. O zaman bir karma sergi olduğunu öğrendim. O karma serginin içinde Ahmet Yeşil’in eserleri vardı. Ahmet ile ilk tanışmamız o sergiydi. Ablamın ve Erdoğan abinin de öyledir. O kadar çok sevdik ki Ahmet Yeşil ve eserlerini. Evlerine dokunmasını istediler. O İstanbul’dan ilk gelişlerinin dönüşünde İstanbul’da,  Mersin Liselileri Derneğinin de yardım ve desteğini alarak. Tanıdıkları iyi bildikleri bir galericiyle anlaştılar. Ve Ahmet Yeşil’e İstanbul’da bir

sergi açıldı. 33 resim vardı ve hepsi satıldı. Ahmet Yeşil’in Mersin dışına ilk adımıdır bu. Ve adımlar gitgide gelişti. Ç ok ünlü yabancı bir galerici, “Ahmet Yeşil’i dünyanın neresinde görsem resimlerini tanırım” dediğinde, Ahmet Yeşil gayet rahat bir şekilde, “ biliyorum tabii” dedi. Kendine güvenen ve kendini geliştiren birisidir. Dünyada sadece kendi adını değil, ülkemizin de adını duyuran nadir ressamlardan biridir. İlk tanışmadan sonra beni arardı yeni resimlerini yaptığında gidip bakmamı isterdi. Resimlere nasıl baktığıma ve duygularıma bakıyormuş Ahmet. Nasıl duygular aksettirdiğime ağlayışlarım, duruşlarım, tebessümlerim. Hepsini izliyormuş. O günlerden nerelere geldi ve nerelere gidecek.

-Selma hanım, resim sanat çevresinden İlhan Çevik Hoca var. Bir de ayrıca Nuri Abaç var. Abaç ailesi ile ilgili bir şeyler söyler misiniz?

-İlhan Çevik ve Nuri Abaç. Sudi Abaç’tı ilk önce sonra Nuri Abaç oldu. Ahmet Yeşil’i o geçirdiği yanlış tedaviden sonra hissiyatını psikolojisini değiştirmede destek olan ve bunu resime biraz daha güç vererek sağlanabileceği düşünen insanlar. Ve Ahmet Yeşil’i daha fazla resme yönlendirenler. Onlara çok büyük teşekkür borcumuz var. İlhan Çevik, Sudi ve Nuri Abaç’a bunları unutmamak gerektiğini düşünüyorum. Ahmet Yeşil’in ablası olarak görüyorum kendimi.  Çok daha iyi yerlere geleceğine eminim. Bunu bin kere milyon kere hak ediyor.

-Selma Hanım Uluslararası Müzik Festivali hakkında da konuşalım.

Bundan hemen hemen 19 sene önceydi ve Mersin Operasının kuruluşunun 10. Yılı olması gerekiyordu. Bir program hazırlandı. Çok güzel bir program hazırladık. Ve bu neden “Uluslararası Müzik Festivali “olmasın ki diye düşündük. Ve 19 yıldır sürüyor. Goran Bregoviç geliyordu, yalnız virüs yüzünden  ertelemek zorunda kaldık . Eğer yine böyle olursa belki de açık havada birkaç büyük etkinlik yine yapılabilir. Bu festival 2007 yılında Avrupa Festivaller Birliğine kabul edildi. Bizi hala Avrupa Birliği almadı ama biz festivalle ordayız. Bu gerçekten çok önemli ve gurur duyuyorum.

-Umut ışığı korosundan bahseder misiniz?

- Öncelikle “Ben” kelimesinin lügattan çıkarılıp “ bizi” konuşalım. Çünkü hiçbir insan bir şeyi tek başına yapamaz. Ve bunu kabul etmeli. Benim hayatımda “ben” dediğim tek iş “Umut Işığı Korosu” bu çocuklar 9-12 yaş arası çocuklar ve göçlerle buraya getirilen ailelerin çocukları. Bunlar hem çalışıp hem okuyan çocuklar. Bir gün bir durakta durdum. Şık bir araba, içinde şık bir kadın ve erkek. Yolun sol tarafında Roman bir hanım. Ne kadar zayıf anlatamam . Bağdaş kurup çocuğunu emziriyor. Yanında da çırpı bacak ufak erkek çocuk. Koşarak geldi o lüks arabanın camına vurdu. Yalnız arabanın içindekiler ilgilenmeden ilerlediler. O an aklıma bir slogan düştü, “ tüm dünya çocukları eşittir. Hiçbir çocuk başını yastığa aç ve mutsuz koymamalıdır” . Hemen çalışmalara başladım eşim bana çok yardımcı olmuştu. Göç yerlerine gittik. Güzel bir koro kurduk. Ve adına da “umut ışığı” dedik. Amacım biraz önce bahsettiğim müzikle çocukların aç kalmasını engellemek. Onları çok sesli müzikle doyurarak konuşarak anlaşmalarını, dövüşmemelerini sağlamak. İçlerini yüreklerini aydınlatmak. “Beni de fark ediyorlar ve beni de seven var” dedirtmek. Ve belki de bu koro dünyada tek.  Venezuella’da kurulan sokak çocukları senfonisi var “El Sistema” diye bir senfoni ve idarecisi de sokak çocuğu. Kıyaslanamaz belki ama bizim yaptığımız işin de dünyada bir eşi yok. Dolayısı ile şöyle düşünüyorum. Eğer dünyaya geldiysek fark edilmek isteyenleri fark edelim. Onlara dokunarak onları fark ettiğimizi hissettirelim. İki lokma ekmeğimiz varsa birini onlara karşılıksız olarak verelim. O da yoksa hepimizde olan şeyi yani sevgimizi paylaşalım. Ve her zaman üretelim.

-Polifonik Koro sizinle var oldu. Akdeniz Müzik Festivali için sizin de büyük çabalarınız var. Bununla alakalı olarak da bilgi verebilir misiz?

-Bu güzel sanat günleri nasıl geride kaldı öncelikle ondan bahsedeceğim. Nedeninden bahsetmeyeceğim. Mersinimize bir takım göçler yapıldı. Bu insanlara iş ve aşınız hazır dendi. Ve o iş ve aş bulunamadı. Bu insanlar gerçekten zor durumda kaldılar. Uzun bir süre o güzel Mersinimizin dopdolu günleri aşağıya çekildi. Bir takım kişiler bunu fark etti ve durumun düzeltilmesi gerektiğini düşündüler. Bu böyle konuşulmuyor ama işin doğrusu budur. Eski günleri düşününce yüreğim sızlıyor. Avrupa’nın önemli kentlerinde bile rastlayamayacağın güzellikteydi kent.  Bir akşam Nevit Kodalı , Nevit abi  emekli olmuştu o dönemde. Yemeğe gelmişti bize. Sohbet ettik. Ama fark ettim ki çok mutlu değil. Nevit  abiye koro kurmayı teklif ettim. Hemen çalışmalara başladım. Müzik öğretmenlerinden koro kurduk. Müzik öğretmenleri bilirsiniz ki yoğundur. Bir süre sonra koro dağılır gibi oldu. Bu defa koroyu karma kurduk. Müzik öğretmenlerinden, kulağı iyi olanlardan sesi iyi olanlardan bir koro kurduk. Ve çok ilgi gördü. Bundan 28 yıl önce Nevit abinin başkanlığında Mersin Polifonik Korolar Derneğini kurduk. Yetişkin koro ile başladık işe. İşi genişlettik ve bir sürü koromuz oldu. Amacımız gençlerimizi çok sesli müzik ile eğiterek aydınlık, ileri görüşlü, paylaşımcı, sevgi dolu, Atatürkçü gençler yetiştirmek ve bunu başardık.

-Selma Hanım sohbet sırasında Mersin’in eski günlerinden bahsettiniz. Geçmiş zamanlardaki Mersin’den, Mersin’in rahat ortamından bahsedelim biraz.

-O dönem Halkevlerinin ve köy enstitülerinin açık olduğu dönemdi. Gerçekten güzel dönemlerdi. Halkevinde  40’lı yıllarda Madam Butturfly operasını dinlemeye giderdi büyüklerimiz. Genç hanımlar kısacık şortlarıyla bisikletlerine binip tenis oynamaya giderlerdi ve bu çok normal karşılanırdı. Güneş sinemaları halkevi sinemaları vardı. Güneş sinemasına büyük hazırlıklar yaparak giderdi ablalarımız yalnız ve şık gidebilirlerdi. Her yer korunaklı duygusu veriyordu insana. Bu dönemde dil, din, ırk farkı düşünülmezdi. Herkes birbirlerinin özel günlerini kutlardı. Ve bu güzel dostluklarını belki de dünyada tek olan mezarlığımızda yan yana yatarak sonsuzluğa taşıdılar. Bunu yurtdışında yaptığım konserlerde dile getiriyorum ve herkes bana şaşkınlıkla bakıyor. Bu çok özel bir şey. İşin sanat kısmına bakılacak olursa, Mersin sanat açısından da çok ilerideydi. O zamanların Mesudiye Mahallesinde ağabeylerim odanın birine girip Bach, Beethoven, Mozart dinlerlerdi. Çok seslilik yüreğinizi kavrar ve sizi rahatlatır. Kalın plaklarla dinledikleri için bütün mahalle de o dönem bu müziği, çok sesliliği dinlemek zorunda kalırdı.

-Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Mersin’i o güzel eski günlerine döndürmek hepimizin görevi. Daha sonra sevgi ile kucaklayarak daha yukarıya yıldızlara doğru taşımak. Mersin Polifonik Korolar Derneğinin kuruluşundan bu yana başkanı olarak ve Mersin Uluslararası Müzik Festivalinin 8 yıllık başkanı olarak yaptığım işler beni rahatlatıyor. Ben müziksiz yaşayamam. 8 yıl evvel çok ağır bir rahatsızlık geçirdiğimde ameliyata girerken çıkarken ve uzun terapi boyunca hep şarkı söylemişim.  Sanat, müzik insan hayatında çok önemlidir. Dolayısı ile hangisine yakınsanız kucaklayınız ve asla bırakmayınız. Yaşam bunlarsız olmaz. Ve şartlar ne olursa olsun. Çok zor zamanlar geçirseniz de onu dibine kadar yaşayınız. O da sizin yaşamınızdan bir şey çünkü. Yaşamdan asla vazgeçmemek ona sıkı sıkıya sarılmak gerek. Hepinizi sevgi ile kucaklıyorum. Ve teşekkür ediyorum.

Söyleşi : Gizem TOKKUZUN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner227

banner233

banner255

banner231