banner165

Mimaride bireyselliğin öne çıkması, her mimarın çevresel uyumu dikkate almadan, kendi tarzına ve estetik görüşüne göre yapı tasarlaması üslupsuzluk sorununu yaratıyor gibi görünüyor.

Fransa’nın mimarlık yasası, mimarlık kültürün bir ifadesidir diye başlar. Fakat bugün gerek ülkemizde gerek şehirlerimizde gelinen noktaya bakılırsa mimarinin hangi kültürün ifadesi olduğu konusunun tartışmaya açık bir konu haline geldiği görünüyor.

Kültürün ifadesi konusunda mimarideki postmodern anlayışın olumlu bir etkisinin olmadığı belli olsa da geçmişte bu konuda bugün ki kadar başarısız olmadığımız açık. Bugün, Selçuklu’yu, Osmanlı’yı hatta Mısır’ı ve Roma uygarlıklarını mimari eserleriyle tanıyor ve bir tarihi eseri incelerken onun hangi üslupla yapıldığını hangi döneme ait olduğunu öğrenebiliyoruz.

Peki gelecekte insanlar bugünün uygarlık seviyesini hangi eserlerle ölçebilecekler? Bugünün toplum ve kent yaşantısı hakkında bilgi sahibi olmak isteyen insanlar hangi yapıları inceleyerek bu meraklarını dindirebilecekler?

Mimari yaratımlardaki bireysel tutum, yaşadığımız çevreyi kaotik hale getiriyor. Çevresiyle hiçbir iletişimi olmayan, ben yaptım oldu mantığı ile yapılan yapılar olduğu sürece bu yapılarda yaşayan bireylerinde çevredeki kaotik düzensizlikten etkilenmemesi imkansız gibi görünüyor.

Söz gelimi Mersin’i ele alalım. Türkiye’nin en uzun sahil şeridine sahip Adnan Menderes bulvarındaki yapıları gözümüzün önüne getirelim. Her biri birbirinden farklı, çeşit çeşit, yan yana dizilmiş kütleler göreceksiniz. Elbette ki aralarında mimari açıdan değerli olanlarda var fakat bütün olarak baktığımızda şehrin mimari dramını orada görebiliriz. Sadece bahsettiğim bölge için değil şehrimizin büyük bir bölümü aynı düzensizliğe, aynı karışıklığa, kişide, aynı nevrotik algıyı uyandıran keşmekeşliğe sahip.

Tabii ki bu durumda sorumluluğu sadece mimarlara yıkmak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Parsel zihniyetiyle bakıldığı sürece mimarlar zaman zaman mağdur durumlara bile düşmüşlerdir.

Maalesef toplum olarak mimarlık bilincinin uzağındayız.

Postmodern anlayışın artık bir değerinin kalmadığı, bu akımla anılanların bile bugün postmodernist olarak tanınmaktan rahatsız olduğu bu dönemde, yapıların tek başlarına, kaliteli, estetik, kullanışlı olsalar da yan yana geldiklerinde çevreyle uyumlu olmadıkları sürece kent kültürüne bir faydaları yok gibi görünüyor.

Elbette ki bu sorun sadece ülkemize has bir sorun değil. Japonya’ya, Dubai’ye, Tokyo’ya baktığımızda her bir yapının tek tek incelendiğinde mimari açıdan başarılı olduğunu fakat çevreyle uyum konusunda sınıfta kaldığını görüyoruz. Aynı kaotik süreç birçok ülkede yaşanıyor.

Mimaride toplumsal beğeni ve toplumsal estetik algısının önemsenmediği, sadece bireylerin kendi vizyonlarına göre tasarlayıp yaptım oldu mantığı devam ettiği sürece bu düzensizlik devam edeceğe benziyor.

Ünlü bir mimarın dediği gibi;

Yapı biraz alçakgönüllü olmalı, çevresi ile yabancılaşmadan dostça durmalı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner209

banner211