banner165

Herkesin içinde koca bir dünya vardır. Zaaf, tutku, hırs, beklenti, iyilik, kötülük, inanç, inançsızlık, kıskançlık gibi daha birçok öğelerle örülü kişinin iç dünyasını en yakını dahi bilemez; ancak yaşam denen sınavda, bu özelliklerin bazıları kişi istemese de dışa vurur.

Kişinin insanlaşıp insanlaşmadığı dışa vuran yüzünden anlaşılır.

Güzellik, çirkinlik, suç, ahlak, değer yargıları, kısacası dünyadaki iyi ya da kötü olaylar kişilerin dışa vuran yönleri doğrultusunda şekillenir.

Günümüz dünyasının acı gerçeği, olaylara kişilerin insan yanının değil de zaaflarının yön verdiğidir.

Eğer aksi olsaydı, insan soyu eninde sonunda bir noktada bitecek olan yaşam sürecinde kuluçkalığını yaptığı bunca yıkıma uğramazdı.

Çoğumuz bu yalın gerçeği bilmemize karşın yine de bazı olaylar karşısında hayrete düşmekten kendimiz alamayız.

Başkalarını bilmem, ama ben böyleyim.

Sanki kişileri tanımıyor, olayların tahlilini yapamıyormuşum gibi olmayacak şeyler için, sonucun değişmeyeceğini bile bile kendimi paralarım...

Sonuçta karşındaki de insan; istekleri, zaafları, tutkuları, özlemleri var; bu doğrultuda şekillenen, şekillendirilen iç dünyalarda esen fırtınaları hesap etmek çok güç. Onun eylemleri, küçücük bedendeki dışarıdan asla kestirilemeyen koca dünyanın çalkantısı ölçeğinde devinip kendine uygun değer yargı kalıbına akacaktır.

Burada önemli olan, değer yargı kalıplarının kimlerin çıkarına göre oluşturulduğudur.

İnsanlık tarihinde baktığımızda, bazı istisnaları saymazsak, değer yargı kalıplarının akış yönü hep güçlünün çimdiği mutluluk denizini dolduracak biçimde düzenlenmiştir.

Dünyanın dört bir yanında birbiri ardına patlak veren savaşların, ülkelerdeki iç gerilimlerin, körüklenen ayrılıkçı akımların, dinler arası çekişmelerin özünde, suyun akış yönünün çevrilmesi mücadelesi yatmaktadır.

Tarihler boyunca süren bu mücadelede insanlık ağacının az filizi budanmamıştır.

Günümüzde yaşananlar da gösteriyor ki, zalimler budamaktan yorulmadığı gibi, mazlumlar da budanmaktan yılmayacaktır.

Sözün özü; bir yanda payına düşenden daha fazla tüketen gürbüz bedenler, diğer yanda ekmeği elinden alınan derisi kemiğine yapışmış umarsız canlar...

Düşünüp görebilene, aslında kocaman mahpushane dünya!

Bir noktada bitiyor, içerinde onca özlenen özgürlüğün sevinci.

Mahpustan çıkıp sözüm ona özgürlüğe kavuşunca.

Isıtmıyor insanı caddelerin kalabalığı.

Simit almıyor çocuklara, bisküvi de vermiyor bakkal, içten söylenen oğlum kızım sözlerine.

Öyle koyuyor ki insana, işsizliği, işsizleri düşünmek.

Bazen daha da ağır geliyor, bir selam, bir hatır soruluşu; deliyor yüreğini insanın işi acele köşkerin tığı gibi...

Öyle ağır geliyor ki özgürlük, bir dostun ısmarladığı rakıyı için ezik yudumlarken...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.