Allah (cc), kendi ruhundan üfleyip can verdiği (Secde, 8.), yeryüzünün halifesi (Bakara, 30.) ve varlıkların en şereflisi kıldığı (İsra, 70.) insanoğlunu, fiziken ve ruhen en güzel ve mükemmel bir şekilde yaratmış (İsrâ,70; Tin, 4.) yerde ve göklerde bulunan şeyleri insanın emrine amade kılmıştır. (Lokman, 20; Bakara, 29.)

İslam dininin temel gayelerinin başında, yeryüzünün en mükemmel ve değerli varlığı olan insanın can güvenliğini sağlamak gelir. Bu sebeple İslam dini, insanın sağlığını bozup hastalanmasına sebep olacak davranışları haram kılmıştır. Ayette: “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” (Bakara, 195.) buyurularak, sağlık kurallarına ve koruyucu hekimlik tedbirlerine uymanın önemine dikkat çekilmiştir. Ancak insan, kendi veya başkasının kusuru ya da ilâhî imtihan sebebiyle hastalanabilir. Dinimiz ise; hastalık, sakatlık ve benzeri musibetler karşısında metanetli olmayı, bunlarla mücadele etmeyi, gerekli bütün önlemleri almayı, Allah’tan şifa istemeyi ve maddi tedaviye başvurmayı ister. (İsmail Karagöz, “İyi İnsan İyi Müslüman”, s. 283.)

19. yüzyılda, insandan insana doku ve organ nakli, bir tedavi yöntemi olarak önceleri deri, damar, kas nakli şeklinde başlamış ve bu tedavi yöntemi geliştirilerek kalp, karaciğer, böbrek, kemik iliği, kornea gibi hayati organların nakli aşamasına gelmiş, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Artık organ nakli günümüzde, diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de binlerce ölümcül hasta için bir ışık ve yaşama ümidinin kaynağı durumundadır. Ancak organ nakliyle tedavi yöntemi bazı dini ve hukuki sorunları da beraberinde getirmiş (İlmahal II, s. 168.) ve İslam bilginleri arasında tartışılmıştır.

Çağdaş İslam bilginleri ve fetva kuruluşları, belli şartların bulunması halinde ölüden diriye organ naklinin caiz olduğuna fetva vermiş ve:

-Organ naklinde zaruret bulunması,

-Konunun uzmanlarında hastanın bu tedavi ile iyileşeceğine dair güçlü bir kanaatin oluşmuş bulunması,

- Ölümünden önce kendisinin veya ölümünden sonra mirasçılarının onayının alınmış olması,

-Tıbbi ve hukuki ölümün kesinleşmiş olması,

- Organın bir ücret ve menfaat karşılığında verilmemiş olması,

-Alıcının buna razı olması, şartlarının bulunması gerektiğini bildirmişlerdir.

Diriden diriye organ nakli konusunda ise; yukarıda sayılan şartların yanında, organ alınmasının, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayacak olması ve bu durumun tıbbi raporla belgelendirilmesi, yeterli tıbbi ve teknik şartlarının bulunması gerektiği; vücudun temel fonksiyonlarından birini tamamen sona erdiren organ naklinin caiz olmadığı vurgulanmıştır.

Vericiyi riske sokmadığı, sağlığını ve görünümünü bozmadığı takdirde, tıbbî verileri esas almak ve başka bir alternatif olmadığı sürece organ nakline olumlu bakmak, İslamî prensiplerle ve dini hükümlerin amaçlarıyla daha uyumlu bir tavır olacaktır. (İlmahal II, s. 171-173.) Çünkü organ nakliyle kişilik transferi olmaz. İslam; cinsiyeti, milleti, rengi, dini, konumu ne olursa olsun her insanı Allah’ın saygın bir kulu olarak görür ve herkese eşit yaşama hakkı tanır. Bu sebeple organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın günahkâr veya inançsız olması sebebiyle diğer tarafın dinen sorumlu olabileceği düşünülemez. Zira ayette: “Kim bir insana hayat verirse, bütün insanlara hayat vermiş gibidir.” (Mâide, 32.) buyurularak bir insana hayat verme bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görülmüştür. (İsmail Karagöz, “İyi insan iyi Müslüman”, s. 289-290.) Belli şartları taşıması halinde, organ veya organları bağışlamanın, dinen hiçbir sakıncası bulunmamaktadır. Aksine bağışlanan organ veya organlarla, hayatından ümidini kesmiş ve başka bir alternatifi kalmamış, çaresiz, ölümü bekleyen birinin tekrar hayata dönmesine sebep olan kişi, dinen çok güzel ve sevabı bol bir amel işlemiş olur.

Cumanız ve Ömrünüz Bereketli Olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.