Kadın savaşı, aslında günümüz itibari ile pek doğru bir terim olmayabilir. Savaş, asgari düzeyde eşitler arasında gerçekleşir. Eril zihniyetin egemen olduğu bir sistemde, kadına karşı o kadar çok baskı ve saldırı vardır ki; istisnalar hariç, kadın savaşamayacak durumunda bırakılmıştır. Savaşamayacak durumdadır. Çünkü erkek karşısında eşit statüsünü yitireli bin yıllar olmuştur. 

Kadın, sürekli kendini savunma pozisyonda bırakmak zorunda kalmıştır. Kendini sürekli savunma pozisyonda kalan kadın ya da LGBT+ bireyinin, kendini geliştirme gibi bir şansı, bu savunma pozisyonundan dolayı, pek mümkün görünmemektedir. Savunma pozisyonu, bireyin kendini geliştirme konusunda, bir engel teşkil etse de, savunma taktikleri konusunda kişiye avantajlar sağlayabilmektedir. Fakat kendini geliştirirken de, diğer bir yandan da bedenini ve düşüncelerini daima korumak zorundadır.

Kadın hakları savaşı, dünya tarihine bakıldığı zaman en son, mitolojik dönemde yaşanmıştır diyebiliriz.  Bundandır ki kadın tarihini anlamak için neolitik dönem, mitolojik dönem ve sonra gelen tek tanrılı dönemi iyi okuyup, iyi yorumlamak gerekir. Kadın, neolitik dönemde güçlü bir konuma sahiptir ve erkek cinsi, kadının elini tutmak zorunda olan bir çocuk gibidir. Kararları kadın vermekte ve tercihleri kadın yapmaktadır. Erkek, tehlikeli (hatta ölümcül olabilecek) görevlere gönderilmektedir ve bu tehlikeli görevden zaferle dönememesi yani o tehlikeli görevde ölmesi pekte önemli bir olay değildir. Neolitik dönemden mitolojik döneme geçiş, erkeğin kas yapısının daha gelişkin olmasından kaynaklı, her zafer ile dönülen avda, kendi erkliğini kurmak istemesi ve tarım için kullanılan ağır malzemenin erkek tarafından daha kolay kullanıla bilmesi vs… örnekler erkeği daha güçlü bir konuma getirmiş olabilir. Mitolojik döneme gelindiğinde ise, kadın ot toplayan ve çocuk büyüten konumun halen biraz daha ötesindedir. Mitolojik dönem, özellikle Sümer mitolojisi, kadının halen tam köleleştirilemediğini, halen toplumda önemli bir güce sahip olduğunu gösterir. Bu yoruma mitolojik dönemde, kadın tanrıçalara atfedildiği güçlerden anlaya biliyoruz.  Mitolojik dönemi de yazan bir erkek eli olması bilinciyle hareket ettiğimizde, baş tanrı olarak gösterilen tanrıların, gerçekte erkek mi kadın mı olduğunu anlamanın pek mümkün görünmediğinin farkındayız. Fakat tanrılar arasında en güçlü ve lider tanrı, kas yığını bir erkek olsa bile kadın tanrıçalar, topluma dair önemli ve hayati güçleri elinde tutmaya devam etmektedir.  Örneğin Sümer mitolojisindeki tanrıça İnanna, bu daha sonra evrimleşerek İştar’a dönüşmüştür.  Mitolojik kitaplar (İnanna) İştar,ın birçok farklı gücünden bahsetmektedir. İştar, Venüs yıldızını temsil ederken, aşıkların ve savaşçıların koruyucu tanrıçası olarak görülür. Gönümüzde bu her iki kavramda, hem insan bedeni üzerinde ve hem de toplum içerisinde kaosa neden olabileceği bilinmektedir ve insanlık için oldukça tehlikeli ve önemli varsayılmıştır. Bu güçler, hiçte basite alınamayacak güçler olduğundan, kadının mitolojik dönemde halen gücünü koruduğunu görmekteyiz. İştar, farklı kaynaklarda, aşk ve bereket tanrıçası olarak da geçer. Cennetin kraliçesi olarak tanımlanan İnanna/İştar, diğer bazı kaynaklarda ise, güzellik, aşk, seks, savaş, adalet ve politik güç tanrıçası olarak da kayıtlara geçmiştir. Ve bu güçlerden de anlaşılacağı üzere kadın mitolojik dönemde, halen güçlü bir konumdadır ve gücünü kaybetmemek için diğer tanrılar ile kıyasıya bir savaş içindedir. Toplumun, politik güç, adalet, savaş ve aşk güçlerini elinde tutan bir kadına, zaten güçsüz diyemeyiz. Bu kadını halen toplumun en güçlü öznesi olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.

Mitolojik dönemin bitmesi, kadın cinsinin de ezilmesinin, ikinci sınıf olarak görülmesinin yani yenilgisinin ceremesini çektiği döneminde başlaması demektir. Mitolojik dönemin birçok tanrısı vardır. Kadın ve erkek cinsine yüklenen anlamlar ve güçler, toplum üzerindeki statülerini ifade etmektedir.  Sümer mitolojisinden, Yunan mitolojisine belli bir şekilde evrim geçirerek geçen tanrılar ve tanrıçalarda bile kadının, gücünün sınırlandırılması görülmektedir. Yunan mitolojisinde en güçlü tanrı Zeus’tur ve erkektir. Ama halen güçlerini tam olarak yitirmemiş bir Hera ve Afrodit de bulunmaktadır. Yunan mitolojisinin kadın tanrıçası olan Hera, kutsal bir evlilikle sembolize edilir ve hamile kadınları korur. Afrodit ise, yunan mitolojisinin en güçlü kadın tanrıçaları olarak ifade edilmesine rağmen, sadece aşk tanrıçası olarak görülmüştür. Mitolojik dönem, kadın- erkek savaşının en güçlü yaşandığı ve erkeğin mutlak zaferini ilan ederek, tek tanrılı döneme geçişinin tarihidir diyebiliriz. Tek tanrılı dönemin başlamasıyla kadın, neredeyse bütün güçlerinden arındırılmış ve sadece ürümek ve neslin devamı için yaşayan bir varlık olarak görülmüştür. Ve bu durum günümüze gelinceye kadar, katmerlenerek devam etmiştir. Günümüz kadını genel olarak bakıldığında, saçından, ayağındaki tırnağa kadar vücudunun her bir parçası ayrı ayrı zincirlere vurulmuş gibidir. Ve tek bir cesur hareket veya hareketler, bunca zinciri çözmeye yetememektedir. Bin yıllardır ezilen kadının, tekrardan güçlenmesi, kendi ayakları üstünde durması, bilinçlenmesi, elbette ki kolay ve çabuk olmayacaktır. Kadının eski gücüne kavuşması için, her zinciri ayrı ayrı açmak ve özgürleşmek için, ayrı ayrı mücadeleler vermesi gerekmektedir.

Eğer ki bir kadın zaferi olacaksa, kadının her şeyden önce bu savunma pozisyonundan çıkıp, karşı atak durumuna geçmesi gerekmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner291