Kadınlara pozitif ayrımcılık demekle; fırsat eşitliği sağlamak, sosyal yaşama tam katılımlarını temin etmek ve özellikle özürlü sayılabildikleri durumlar da bile sosyal desteği dezavantajdan avantaja yönlendirmek amacını dile getirmekteyiz.
Kadınlara pozitif ayrımcılık ilkesine uyum, toplumların genel bir yaklaşımı olmaya başlayan kadın ve erkek eşitliği anlamındaki duygudaşlık temelindeki eğilimin, etkin bir uygulamaya dönüşmesi bakımından önem taşımaktadır.
Kadın ve erkeklerin serbest ve eşit eğitim olanaklarından yararlanmaları yanında, yasa önünde var sayılan iş yaşamındaki eşitlik kavramının sözde değil, özde uygulama alanına girmesi ile her türlü ayrımcılık ötelemesinin yok sayılmasıdır, kadınlara pozitif ayrımcılık.
Cumhuriyetin kurulmasını izleyen yıllar da, ta 1924 yılında Türk Kadınlar Birliği adını alan bir dernek İstanbul da kurulmuştur.  Bu olumlu gelişmeyi takiben 1930 yılında kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı yasal zemine oturtulmuştur.  1934 yılında ise merhum İsmet İnönü ve 91 arkadaşının hazırladığı tasarı ile genel seçimlerde de kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmış ve Türk Kadını adına milletvekilliği yolu açılmıştır.
18-24 Nisan 1935 yılında, 12. Uluslararası Kadınlar Birliği toplantısı İstanbul da 39 ülkenin katılımı ile toplanmış ve kadın-erkek eşitliği konusunda çalışmalar yapmıştır.
Kadınların yasa önünde eşit olması konusu, II. Dünya Savaşı curcunası sırasında tali bir konu haline gelmiş ve konu ertelenmiştir.  Savaştan sonra konu yeniden gündeme alınmış ve Avrupa Birliği Kurucular Sözleşmesi içeriğinde 1957 yılında bir madde olarak geçerlilik sağlanmıştır.  Kadın-erkek eşitliği temelindeki bu mutabakat, 1.12.2009 yılındaki Lizbon Anlaşması ile ‘kadınlara pozitif ayrımcılık’ ilkesi ile güçlendirilmiştir.
T.C. Anayasa hükümleri ki, 10. Madde içeriğinde izleneceği gibi kadın-erkek eşitliğine saygıyı emretmiştir.  2004 yılında 10. Madde’nin 2. Fıkrasında yapılan değişiklik sonrası, kadınlara pozitif ayrımcılık ilkesi Anayasal bir uygulamaya dönmüştür. Buna göre; “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.  Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.  Alınacak her türlü tedbir, eşitlik ilkesine aykırı olamaz.”
Tüm bu yaklaşımlara ve yasal önlemlere karşın, hemen her 8 Mart Dünya Kadınlar Günü içeriğinde öne çıkan konu, kadın –erkek eşitliği kavramının yeterli işleyişe sahip olmadığı ve kadınların haklarının toplumun erkek egemen ağırlığınca yok sayılabildiği aksaklığıdır.
Pozitif ayrımcılık ilkesinin altında, kadınların toplum içerisinde ezilmekte olduğu tezi yatmaktadır.  Bu ise bir tez olmaktan öteye toplumsal bir gerçeğin ifadesidir. 
    
 
 
 
Toplumumuzun sosyal kanaati yanında, Sünni ağırlıklı dinsel inanç sistemi de kadınları ikinci sınıf görebilen aksaklıkla ünlüdür.  Bunu en doğru şekilde Sayın Tayyip Erdoğan’ın kadına bakış açısında görebiliriz.  Sayın Erdoğan, kadınla erkeği eşit tutabilmek konusunda fıtratı uygun değildir diyerek, kadını ikinci sınıfa ötelemektedir.  Keza; AKP sempatizanı bazı söylemciler, kadının giyiminden gülmesine, hamile kalmasından kaç çocuk doğuracağına kadar kendi görüş ve inanışları çerçevesinde kendilerince bir kadın kimliği tarif etmektedirler.
Alevi inancı teorik olarak kadını erkekle eşit tutmakla birlikte, bu yaklaşım pratikte ne denli gerçekçidir, tartışmalıdır.  Örneğin; T24 yazarı Sayın Nil Mutluer, Alevi toplumunda da kadının ikinci sınıf bir kimlik temsilcisi sayılabildiğine değiniyor.  Savına kanıt olarak Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri üyesi olan Şenay Keçeci’nin Alevi Bektaşi Federasyonu Yönetimine yazdığı bir mektubu gösteriyor.  Benzeri bir yorumu da Antakya’nın Mor Dayanışma grubundan Selda Özgür’ün yaptığını izliyoruz.  Selda Özgür; diğer inanış gruplarına bakılınca Alevi toplumunda kadının daha özgür olduğunu, ancak halen değişmesi gereken noktalar olduğunu söylemektedir.
Siyasi arenaya bakılırsa, kadınların pozitif ayrımcılığa mazhar olduğu bir parti HDP’dir.  Çünkü bünyesinde barındırdığı eş-başkanlık kurumu ile bunu göstermektedir.
CHP ise, yapmış olduğu tüzük değişikliği ile kadınlara pozitif ayrımcılık adına olumlu adım atmıştır.  Gerek üye sayısı, gerekse parti içi kadın kolları çalışması yanında, parlamentoya aday olanların oranını % 33 oranda kadın kontenjanı olarak yazılı hale getirmiştir.  Halen parlamenter kadın sayısı bu oranda değilse bile, ilk uygulama olarak TBMM Başkan Vekili olarak bir kadını o makama yollayabilmiş olması da küçümsenemez, zira diğer siyasi partilere olumlu bir örnek olmuştur.  Keza;  büyükşehir kontenjanlarının ilk sırasına kadın adayı koyabilmek inceliğini de CHP göstermektedir. 
MHP ise bu konuda bizleri tatmin edecek adımları henüz atamamıştır.
Genel seçimlere az kalmıştır.  Bakalım Mersin, Adana ve Hatay gibi güney illerinde listeler nasıl oluşacak ve kadınlar ne çoklukla karşımıza çıkacaktır, henüz bilemiyoruz.
Bilebildiğim kadarı ile Mersin de CHP kontenjanı için aday adayı olmak için adım atmış kişilerden bir tanesi Sayın Hülya İnce’dir.  Merak ediyorum, CHP Genel Merkezi bu konuda neler düşünmektedir ve değerlendirmesi ne yönde olacaktır.
Az kaldı, yakında bunu da öğreneceğiz sanırım!..
(Eğer Mersin de değil, İstanbul da CHP üyesi olarak eğilim yoklamasına oyumla katılsa idim, tartışmasız olarak Sayın Çiğdem Anad İbrahimhakkıoğlu için oyumu kullanırdım.  Bunca yıllık medya geçmişi ile bu teveccühü kanımca hak etmektedir.  Başarılar onunla olsun!).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.