banner214

Yeşilliklerin en sağlıklı gıdalardan sayılma nedenlerinden bir, yeşil renkleri olduğunj artık biliyoruz. Onyıllar önce vücudun kansere karşı ilk savunma hattı olarak görev yapabilen “yakalayıcı” moleküller için bir arayış başlamıştı. Teori şuydu; eğer kanserojenlere sıkıca bağlanacak bir şey bulur ve bulunan DNA”mıza sıçramasını önleyebilirsek, kansere yol açan mutasyonlardan bazılarını önlememiz mümkün olabilir. Kanserojenlere bu şekilde bağlanan moleküllerin varlığı için yıllar süren taramanın ardından bir yakalayıcı bulundu: dünyadaki en yaygın bitki pigmenti olan klorofil. Başından beri burnumuzun dibindeydi demek (sağlıklı beslenmemiz kaydıyla!).

Petri kabında bir kanserojene maruz kalan insan hücrelerindeki belirli DNA’ların hasarı klorofille “tamamen ortadan kaldırılabilmişti”. Peki ya insanlarda? Gönüllüler bilim uğruna bir radyoaktif aflatoksin (bir kanserojen) solüsyonunu, ıspanak klorofiliyle birlikte ve klorofilsiz olmak üzere içtiler. Altı bardak ıspanağa eş klorofilin, kanserojeni yaklaşık yüzde 40 oranında engellediği izlendi. İnanılmaz! Ama klorofilin yapabilecekleri bununla sınırlı değil.

Yakın zamanadek bitki ve bitki benzeri organizmaların doğrudan enerji yakalayıp kullanan yegane organizmalar olduğunu varsayıyorduk. Bitkiler fotosentez yapar. Hayvanlar yapmaz. Bu yüzden bitkilerde klorofil varken, hayvanlarda yoktur. Yani yeşillik yedikten sonra teknik olarak vücudunuzda klorofil vardır- en azından geçici süreyle. Fakat yediğimiz salatayla birlikte kan dolaşımımıza karışan klorofilin, güneş ışığıyla reaksiyona girmesinin bir yolu yok gibi görünüyor. Sonuçta ışık derinizin içine nüfuz edemez, değil mi?

Yanlış. Parmaklarına el feneri tutmuş herhangi bir çocuk size bunu söyleyebilir.

Güneş ışığının kırmızı dalga boyu vücudunuza nüfuz edebiliyor. Hatta güneşli bir günde dışarıya adım atarsanız, beyninize ulaşan ışık, kafatasınızın içini bu sayfayı okumaya yetecek kadar aydınlatabilir. İç organlarınız güneşte yıkanır, kan dolaşımınızda dolaşan klorofil de öyle. Klorofil kayda değer bir enerji üretmesi söz konusu değilse de, vücudunuzda bulunan ve ışıkla etkinleşen klorofil, Q10 denilen önemli bir molekülün yenilenmesine yardımcı olabiliyor.

Ubikinol olarak da bilinen koenzim Q10 bir antionsidandır. Ubikol bir serbest radikali yok ettiğinde oksitlenerek unbikinon haline gelir. Yeniden etkili bir antioksidan işlevi görmesi için, vücudun ubikinondan tekrar ubikinol meydana getirmesi şarttır. Bunu bir elektrik şalteri gibi düşünün: Ubikinol bir kez kullanıldıktan sonra eski konumuna getirilmek zorundadir. Güneş ışığı ve klorofil de işte burada devreye girer.

Araştırmacılar kan dolaşımınıza ulaşan türden ışığı biraz ubikinon ve besinsel klorofil metabolitleriyle karşılaştırdılar... Ve Koenzim Q10 yeniden doğdu. Ancak klorofil yada ışık yokken hiçbirşey gerçekleşmedi. Başından beri, güneş ışığının temel faydasının sadece D vitamini üretmek olduğunu ve yeşilliklerin temel faydasının içerdikleri antioksidanlar olduğunu düşünüyorduk. Fakat artık bu ikisinin birleşiminin, vücudun kendi iç aktioksidan stokunu yaratıp sürdürmesini sağlıyor olabileceğinden şüphelenmiyoruz.

Yine konu dönüp dolaşıp daha fazla çiğ yeşillik yemeğe geldiyse, konu kapana bilir. Günde en az 2 öğün çiğ yeşillik tüketmek sağlığınıza düşündüğünüzden çok fayda sağlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner209

banner211