banner214

Depresyonun akrabası olan anksiyeteye bakalım. İkisi sık sık karıştırılır. Kronik anksiyetesi olan birine depresyon teşhisi konulabilir ve antianksiyete ilaçlarının yanı sıra antidepresan kullanması önerilebilir. Hem anksiyete hem de depresyondan aynı anda muzdarip olmak çok sık görülen bir durumdur, bazen de sürekli anksiyete yaşam üzerindeki etkisi nedeniyle depresif belirtilere neden olur. Bununla birlikte iki bozukluk arasındaki temel fark şudur: Anksiyete korku, vesvese, karamsar düşünceler ve geleceğe ilişkin abartılı endişelerle karakterize edilirken depresyonda böyle korkuların olması şart değildir ve depresyon genelde umutsuzluk duygusu etrafında döner. Dolayısıyla, “Dünyam başıma yıkılacak”, diye düşünmek yerine depresyondaki hasta dünyaların zaten başlarına yıkıldığını, yaşamın kötü olduğunu ve hiçbir şeyin yoluna girmeyeceğini düşünürler.

Bununla birlikte anksiyete ve depresyonun psikolojik olarak birbirleriyle ilişkili olduğuna (örneğin, her ikisinde de olumsuz düşünce görülür) ve ortak birçok fiziksel belirtiye sahip olduğuna (baş ağrısı, acı, bulantı, sindirim sorunları gibi) değiniliyor. Geniş bir depresyon yelpazesi olduğu gibi birçok anksiyete bozukluğu da mevcuttur ancak ikisi de bağırsak bakterilerinin durumu bakımından çok fazla ortak noktaya sahiptir. Depresyonda olduğu gibi anksiyete de bağırsak mikrobiyotasının dengesinin bozulmasıyla kuvvetli bir şekilde ilişkilidir. Anksiyete bozukluğu olan kişilerin depresyondakilerle aynı özelliklere sahip olduğunu gösteren birçok çalışma mevcuttur. Bağırsakta yüksek seviyelerde enflamasyon, sistemik enflamasyon seviyesinde artış, beynin büyüme hormonu olan BDNF seviyelerinin (özellikle de hipokampusta) düşük olması, daha yüksek kortizol seviyeleri, aşırı tepki veren bir stres yanıtı ve geçirgenliği artmış bir bağırsak. Bir yerden tanıdık geldi mi?

Bazen kaygılı ve hatta depresif hissetmek doğaldır ancak bu duygular başa çıkılamaz olduğunda ve yaşam kalitesini etkilediğinde ruhsal hastalık vakası haline gelirler. Anksiyete bozuklukları, her yıl yaklaşık 40 milyondan fazla insanı etkileye biliyor. Panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, sosyal fobi ve yaygın anksiyete bozukluğu da bunlara dahil. Araştırma henüz başlangıç aşamasındayken anksiyete bozukluklarının, tıpkı depresyonda olduğu gibi bağırsağın ve sakinlerinin durumu ve işleyişi de dahil olmak üzere birçok faktörün bir araya gelmesi sonucunda oluştuğu anlaşılıyor.

Anksiyete bozukluğunda bardağı taşıran son damla, beyinde korkuyu ve diğer duyguları kontrol eden mekanizmadaki tutukluklar olsa da bu sinirsel iletimin de aslında kısmen mikrobiyomun sağlığına bağlı olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. Bağırsak bakterilerinin dengesi bozukken diğer biyolojik yollar da(hormonal, immünolojik veya sinirsel) normal değildir. Beynin duyguları işleyen merkezleri gibi işleme merkezleri, bundan büyük ölçüde etkilenebilir. Bağırsaklarıyla sorun yaşamaya başladıktan sonra kaygılı ve daha depresif hissettiklerini bildiren hastalarım var. Bu bir tesadüf mü? Bence değil. Neyse ki son zamanlarda aradaki bağlantıyı gösteren çalışmalar ortaya çıkmaya başladı.

2011’de Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayımlanan bir araştırmada probiyotiklerle beslenen farelerin stres hormonu olan kortikosteron düzeylerinin kayda değer ölçüde düşük olduğu ve et suyuyla beslenen farelere kıyasla daha az anksiyete ve depresyon semptomu gösterdikleri belirtildi. Bakterilerle beslenen fareler de et suyuyla beslenenlere kıyasla stres, anksiyete ve depresyonla bağlantılı daha az davranış gösterdi. Aynı zamanda ilginç olan bir başka nokta, hayvanlar ve insanlar üzerinde yapılan çalışmaların, bazı probiyotiklerin mikrobiyomu yeniden dengeleyerek anksiyeteyi hafifletebileceğini göstermiş olmasıdır. Örneğin, son dönemde yapılan bir çalışmada Oxford Üniversitesi nörobiologları, insanlara prebiyotik gıda (yani iyi huylu bakteri”gıdası”) vermenin, pozitif psikolojik neden olduğunu buldular. 18 ila 45 sağlıklı yetişkin üç hafta boyunca her gün bir prebiyotik veya plasebo aldı. Üç hafta geçtikten sonra katılımcılar test edildi ve araştırmacılar bireylerin duygusal bilgiyi işleme biçimlerini ölçtüler. Altta yatan teoriye göre eğer başlangıçta anksiyeteniz varsa duygusal tepkilere neden olan resimler ya da kelimeler gibi olumsuzluklara daha fazla tepki göstermeniz beklenirdi.

Gerçekten de Oxford araştırmacıları, plasebo grubuna kıyasla, prebiyotik almış olan bireylerin olumlu bilgilere daha fazla, olumsuz bilgilere ise daha az dikkat ettiklerini kanıtladı. Antidepresan veya antianksiyete ilaçları kullanan bireyler arasında gözlemlenen bu etki, olumsuz uyaranlarla karşı karşıya kalındığında probiyotik alan grubun daha az kaygılandığını ortaya koydu. İlginç bir şekilde araştırmacılar, kortizol seviyelerinin en yüksek düzeyde olması gereken sabah saatlerinde alınan salya örneklerinde probiyotik kullanan kişilerin kortizol seviyelerinin daha düşük olduğunu gözlemlediler.

Doktor kontrolü altında bağırsak sağlığı düzenltilip, beslenme tarzını değiştirip (glutenden uzak, daha çok çiğ taze sebzelerden oluşan menü) oral probiyotik tedavisi sonucunda olumlu ruhsal ve fiziksel sonuçlar almak mümkün. Tabi bu “reçeteye” aerobik egzersiz ve kaliteli ve düzenli uykuyu da eklersek müthiş sonuçlar elde ederiz. Kendinize ve ruhunuza iyi bakın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner209

banner211