banner165

Ekonomik krizin derinleştiği, pandemi kaynaklı ölümlerin yaşlı genç ayırmadığı böyle günlerde insan ne yazacağını şaşırıyor. Krizin dayattığı yoksulluk ve açlığa karşı çözüm üretip yurttaşlarımızı rahatlatması gerekenlerin, ısrarla “kazık”ın dilini konuşmaktan kaçınmıyor olmasını anlamak ve yorum yapmak zor görünüyor.

‘Kazık’ın günlük gereksinimleri karşılamak üzere yontulup ucu sivriltilmiş bir araç olduğunu herkes bilir. En basiti hayvanları bağlamak için yere çakılır. Çadırın ucundaki ipleri bağlayıp çadırı gergin tutmak için de kazıktan yararlanılır. Böylesine basit işlerde kullanılır kazık.

İşte böylesine masum olan kazık, bir biçimde amacından saptırılıp işkence aracına dönüşebiliyor. Kazığın kötüye kullanılmasında bir araç olarak kazığın günahı yok. Bütün işkence araçlarında durum böyledir. Sorun araçlarda değil, bu araçları kötüye kullananlarda. Yani iyi bir şeyi kötüye de dönüştürebilen insanoğlunda… Ne yapıyorsa o yapıyor. Yoksa kazık her zaman bildiğimiz kazıktır.

İtiraf edeyim ki benim köyümün eski adı da Kazıklı’ydı. Yöre halkı Kazıklı demez de iki “z”li Kazzıklı derdi. Çok isabetli nedenleri vardı köyümüzün adının Kazıklı olmasının.

Daha köy olarak Kazıklı yokken Çukurova’dan yukarı Tufanbeyli yöresine yaylamaya çıkan Kozanoğlu, Dadaloğlu gibi beyler, köyün önündeki ovaya kazıklar çakıp hayvanlarını bağlarlarmış. Ovada çok sayıda kazık birikince kazıklı otlağı olmuş adı. Sonra da bu ad köye aktarılmış. Köyümüzün adının kısa hikâyesi bu…

Zamanla yörenin okuryazarları, belki de yöneticiler ‘Kazıklı’ adını kaba bulup değiştirilmesini önermişler ve köyümüz şimdiki adı olan Yeşilova adını almış. Benden önceki kuşak ve benim kuşağım zaman zaman şimdilerde de Kazıklı adını kullanmakta bir sakınca görmez.

Kazığın adı kötüye çıkınca böyle sonuçları oluyor.

Tarih kitaplarında okuduğumuz Kazıklı Voyvoda (1456-1462) neden kazıkla anılıyor? Cezalandırmak istediği esirleri kazığa oturtarak öldürtüyormuş da ondan.

Tam bir vahşet…

Yalnızca Voyvoda değil, Ortaçağda başkaları da var bunu yapan.

Aşağılık bir işkence ve öldürme yöntemi… İnsanın midesini bulandıracak kadar berbat…

Bu denli kötü ünü olan kazık, ister istemez kötü anlamlı deyimlerin malzemesi oluvermiş. Kazık yemek, kazık atmak, kazığa oturtmak, kazıklanmak…

Hocalarımız sınavlarda zor sorular yöneltince de ‘sorular çok kazıktı’ biçiminde kullanıyoruz kazığı.

En kötüsü de dost kazığı değil midir? Dostlarımız tarafından aldatıldığımızda söyleriz ‘dost kazığı’nı.

Eşeğini sağlam kazığa bağlamak da var işin içinde. Biraz olumlu gibi görünüyor. İşini sağlam yapmak anlamında…

Dünyaya kazık kakmak da pek olumlu sayılmaz. Bu dünyanın fani olduğuna vurgu yapan bir deyim… Hırsı aklının önünde gidenlere söylenir genellikle.

Kazık kadar olmuşsun! Buna da olumsuzu olumluya dönüştürme çabası denilebilir.

Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi, yaşantılar sözcükler ya da deyimlerle dile girmişse, artık bunlar kültürümüzde de var demektir. Küfür sözler, kargışlar da dil ve kültürümüzün bir parçasıdır. Humboldt’un “Bir tek sözcük bile bir ulusun karakterini ele verebilir.” cümlesini anımsadım.

Bu deyimlerin dilimizde var olduğu doğrudur. Ne var ki insanların karakterini, bu sözcükleri kullanıp kullanmama tercihi belirliyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner186

banner189

banner185

banner188