banner165

Ne zaman Mahmudiye Mahallesi’nin Küçük Hamam olarak anılan çevresinden geçsem yüreğimin cam kırıklarıyla yırtıldığını duyumsarım; en yakınlarıma dahi anlatamadığım bu yakıcı duygular son günlerde daha çok depreşmeye başladı.

Bu sıralar sabahları koşarken Kenan ve Abuzer Öztürk kardeşlerin hazin öykülerini sıkça anımsıyorum, yaralı yüreğim daralıyor…

O güzel insanların geride bıraktıkları eşleri çocukları nerede, ne yapıyorlardır acaba…

1980’li yıllarda TKP davasından tutuklanan Kenan Öztürk, tahliye olunca yurtdışına gitmiş, uzun süreli kalışın ardından tekrar İstanbul’a döndüğünde kendisini karşılamaya gelen Ağabeyi Doktor Abuzer Öztürk’ün kullandığı araçla seyrederken geçirdikleri kuşkulu trafik kazasında ömür süreçleri noktalanmışlardı!

Kaderin cilvesine bakın ki Öztürk kardeşlerin büyüdükleri baba evi de yıkılarak yerine elektrik trafosu kondurulmuş!

Yani bütün izleri silinmiş; eğer tesadüfse, bu kadarına da pes doğrusu!

Çalıp çırpanlar dünyada sembolleşirken, paylaşım kültürüne gönül verenler acımasızca budanıyor!

Tanrı’nın adaleti bu mu?

İnsanlığı daha yaşanası günlere taşımak adına verilen savaşımda ne çok kurban verdik biz…

Mustafa Supi, Ethem Nejat, Hikmet Kıvılcımlı, Nazım Hikmet, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Kemal Türkler, Denizler'le simgeleşen 68 kuşağı yiğitleri, Ruhi Su, Uğur Mumcu ve isimlerini anımsayıp saymadığım niceleri…

Şimdilerde o güzel insanların anıları ve isimleri, unutkanlıkla sakat belleklerimizden çoktan silindi gitti!

Kendimi sorguladığımda,“Birbirimizi tanımasak da, farklı farklı şehirlerde ve ortamlarda aynı amaç uğruna yola çıkıp mücadele eden, ancak hüsrana uğrayan daha kaç kişinin yaralı yürekleri kör bıçaklarla parçalanıyor acaba?” diye düşünmüşümdür…

Eğer bugün ülkede sakatta olsa demokrasiden söz edilebiliyorsa, kendilerini emek davasına adayan almadan vermenin erdemleriyle yoğrulu o büyük insanların kan ve gözyaşlarının sayesindedir…

Yunanistan’da solcuların iktidara gelmesinin ardından, Türkiye’de bilir bilmez herkes, emek sömürüsüyle semiren para babalarının yayın organlarından hemen hemen her gün solculara akıl hocalığı yapıyor!

Sol kendini anlatamıyormuş, sol örgütlenip birleşemiyormuş, yok şöyle yapmalılarmış,  yok böyle yapmalılarmış, falan filan…

Sol’a kafa yorup anlamak yerine, sahiplerinin sofra kırıntılarından beslenenlerin sol üzerine güzellemeler döktürmeleri, kendini bilmezlikten öte yüzsüzlüktür!

Solcular yaklaşık yüz yıldır bu ülkede büyük acılar çekerken, o yüzsüz çevreler hep güçlüden yana olup keyif çatmışlardır!

Gerçek anlamda solcu olmak, emek verip kendini yetiştirmenin yanı sıra büyük bedeller ödemeyi gerektirir!

Geçmişte çekilen acılara dönük biraz olsun bilgi edinmek isteyenlere, anılan sürecin yakın tanığı Abdulkadir Pirhasan’nın( *) iki ciltlik Güven isimli romanını okumalarını öneririm.

Hep söylerim, suçluluğun yükü çok ağırdır!

Biz geride kalanlar, öylesine edilgeniz ki, daha yaşanası bir dünyaya kavuşmak uğruna kendilerini feda edenlerin anılarını bile yaşatamıyoruz!

İşte bu da biz geride kalanların solculuğu!

 (*) Vedat Türkali

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.