banner165

Kaçınılmaz sona yaklaşmanın burukluğu içinde kıvranan,  gençlerce pili bitmiş, ülkeyi yönettiğini sananların gözünde yük gibi görülen yaşlı insanların iç dünyalarına kafa yorduğunuz oldu mu hiç?

Yaşlılar ki dünün gençleri; yüzlerinde ülkenin içinden geçtiği süreçte çekilen yokluk, yoksunluk ve acıların izleri…

Saçlardaki aklar, yanaklardaki kırışıklıklar, gözaltlarındaki şişlikler, yaşanamayan çocukluk ve gençlikte görülen kahırların çizdiği haritalar...

Çileli yüzlerdeki harelerin her biri ayrı Anadolu’dur!

Anadolu, anam dolu; insanı hak ettiğini bir türlü göremeyen acıların yurdu; kendi gerçeğine yabancı, delalet ve ihanet içindeki sözde yöneticilerin oyuncağı konumunda!

Yaşlı sınıfına giren birisi olarak, gününü göremediğim canımdan çok sevdiğim yurdumda, anamın babamın doğduğu topraklara gömülemeyişlerinin düşündükçe yüreğim burkulur hep!

Bir zamanlar kendi kendine yeten bu güzel ülkede çocukluk ve gençliğinde gönençle tanışmayan insanlar ömrünün son günlerini de, kendilerinin görmediğini çocuklarının görmesi uğraşı içinde geçirir…

Bir Anadolu çocuğu olarak, yurdum kırılır diye asla başka ülkelerin insanına özenmedim; ama ne yalan söyleyeyim yabancı turistlerle karşılaştığım zaman “Bizim yaşlılarımız neden bu olanaklara sahip değil?” diyerek sorgulama nöbetine tutulmaktan kendimi alamıyorum!

Anayasasında eşitlik ve sosyal olduğunun altı çizilen devletin yaşlılara verdiği aylık rakamı belirleyen hazretlerin gittikleri lokantada bıraktıkları bahşiş kadar değil!

Dedim ya, bu topraklar acılar yurdudur; emperyalistler üzerinde devamlı hesap yapar!

Bizlese o zalimler karşısında korunmaya muhtaç yetim ve öksüz çocuklar gibi çaresiziz!

Çaresizliğin sarmalında kıvranırken geçmişe özlemle yıllar önce yazdığım bir şiirin “Çocuklar bin bir duayla defnederlerdi / Atalarını eskiden / Bulgur yağ soğan  /  Hırka ayakkabı  / Bırakılırdı kapı önlerine

Suskunluk erinç / Ortam ardıç kokardı

Yüz örtülü ölümler  / Buruk bir anı şimdi

Analar babalar çocuklarını / Eşler bir birbirlerini gömüyor yüreğine / Cesetler yitik / Ağlıyor aydınlık / Gözpınarları kuru

Geride kalanlar ekmeğe muhtaç / Biraz özgürlük olsa göz çıkarmaz hani / Kime kalmış bu dünya / Nerede Yedi Düvel’e hükmeden imparatorluk / Atatürk’ün ilkeleri…” dizelerini, kuruyan Müftü Deresi’nin Torosların kar suyunu özleyen çakıl taşlarına bakarak mırıldanıyorum…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner185