banner165

Devinen dünyada canlı cansız tüm varlıklar, bilinçli ya da bilinçsiz var olma mücadelesi verir!

Bu devinim sürecinde, bırakın en sert kayayı, çelik bile zamana yenik düşüp çürürken, en mükemmel varlık olarak bilinen, diyalektiği keşfedip tabiat olaylarını yönlendiren insanların büyük bir bölümü, sonuçlarını bile bile doğanın yasasına ters eylemler içerisinde olabiliyor.

Yalnız insanın yaşayamayacağı gerçeğine karşın, çevremize göz attığımızda herkesin kendi çıkarına dönük ayrı bir gündeminin olduğunu görüyoruz.

Yani, herkesin kendine göre bir hesabı var; herkes kendince haklı!

Ne acıdır ki, herkes kendi hanesine artılar katma uğraşına yönelince,  ortak değerlerin yontulmasıyla birlikte yalnızlaştığımızın farkında bile olmuyoruz!

Ortak paydası bulunmayan toplumların ayrışıp kendi kendini tüketmesi kaçınılmazdır!

Politikacı esnafı hal ve hareketlerini saltanatını uzatma eksenli şekillendirirken, sıradan insanların gündemi ise varlığını sürdürme mücadelesinden öte geçemiyor!

Bu kısır döngü içerisinde bazı uyanıklar cennet vaatleriyle saltanat sürerken, bu dünyada gün görmeyen garibanlar da madrabazların açtıkları üçkâğıda düşüp, üretime hiçbir katkısı bulunmayan asalakları sırtlarında taşıyorlar!

Tek tanrılı dinlerce kutsanan, ölümlülerin varsayılan gelecekte rahat etmek uğruna kurbanlar kesip ibadetler ettikleri ahretin sırrı yüzyıllar boyu çözülebilmiş değil!

Yunanlı Şair Homeros’un anlatımıyla Troya Savaşlarının yiğit savaşçısı Odysseus’un yolu Hades’e, yani dönemin öbür dünyasına düşer. Orada karşılaştığı Troya’da omuz omuza çarpıştığı Akhilleus’a, bulunduğu ortamı ve durumunu sorar.

İç çeken efsane kahraman,” Çok korkunç. Burası alacakaranlık ve hiçbir şey olmuyor. Sen bir hiçsin. Burada kral olup bir milyon ruh üzerine hükmetme şansım olsaydı bile, dünyadaki en acınası çiftçinin en acınası kölesi olmayı ve en kötü durumdaki tarlayı sürmeyi tercih ederdim.”der.

Bire bir aynı olmasa da farklı yolla ayartıya gelenlerin kulaklarına kar suyu kaçırmak düşüncesiyle midir bilmem benzeri söylenceyi şiirimizin ustası Nazım,” Ne beş vaktin ezanı/ ne Anjelüs’ün çanları / zincirden kurtarmadı / yoksul çalışanları…”  dizeleriyle betimler.

Günümüz toplumunu yönlendiren uyanıklar bu ve benzeri söylencelere gönülden inanmış olmalılar ki, fakir fukaraya talkın verirken kendileri salkımları yutuyorlar.

Bu dünyayı derleyip yaşanır kılamayanların ahrette güzellikler görmeye hakları olabilir mi?

Ürettikleriyle, tükettikleriyle, sevinçleriyle, korkularıyla, aşklarıyla, üreyip çoğalmalarıyla zamanı anlamlandıran çoğunluklar, ”Bu kadarı da fazla, bizi uyuttuğunuz yeter!” diyerek, çıkarları uğruna sürekli kötülük tohumlayan bir avuç arsız azınlığın saltanatına bir gün son verecekler mi acaba?

Bana göre, Pir Sultan’ın ”Herkesin muradı dünyada cennet…” dediği gibi insanlar mutluluğa burada ermeli!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner185