Telefonla arayan Sudi Ağabeyimin(Abaç) önerisiyle uzunca bir aradan sonra Gündüz Artan Öğretmenimi de alarak  birlikte olma konusunda anlaştık.

Her zamanki gibi kaptan Sudi Abaç olduğu için gideceğimiz yeride elbette o seçti.

Oturmak üzere gittiğimiz yer, çocukluğumda çokça fink attığımız, Orduevi’nin doğusunda kalan kumluk alanın kuzeyindeki çay bahçesiydi.

Burnumuzun dibinde olsa da çoktandır o bölgeye ayak basmıyordum. Kıyı çay bahçeleri, deniz ise irili ufaklı teknelerle dolmuş. Sudi Abaç’ın dediğine göre, Kültür Park’takilere oranla daha hesaplı olduğundan beton yığınları arasında bunalan insanlar biraz olsun nefes almak için buradaki çay bahçelerini dolduruyormuş.

İşte Sudi Abaç buydu.İlerlemiş yaşına karşın her zaman olduğu gibi toplumla iç içe olup Mersin havasını solumaktan uzak duramıyordu.

Hoşbeşten sonra, Sudi Abaç’ın üzerinde çalıştığı projeler hakkında bilgilendik. Hepsi de kişisel getirisi bulunmayan kent kültürüne yönelik düşüncelerdi.Umarım kısa sürede hayata geçerler.

Yine Sudi Abaç’ın gündeme getirip yurt çapında duyurduğu Barış Treni’ne ev sahipliği yapan Yenice Belediyesi’nin maddi imkansızlık içinde kıvrandığını öğrenip üzüldüm.

Gündüz Öğretmenimin de, tarihi Vilayet Konağı’nın kent müzesine dönüştürüleceği yolunda çalışmalar başlatıldığı haberini vermesi üzerine sevindim.

Söz dönüp dolaşıp basının durumuna dayanınca, Gündüz Artan Öğretmenim,  yazı konusu olarak suya sabuna dokunmayan konular seçtiğimi söyleyince; içlenerek, “Aman be öğretmenim suya sabuna dokunuyoruz da ne oluyor? Yazdıklarımızı okuyan, söylediklerimizi duyan mı var?

Başta siz olmak üzere,  bunca yıldır yönetim kademesinde bulunanların dikkatini kentin sorunlarına çekmek için az mı yazılıp çizildi? Birkaç istisna dışında yazılıp söylenenlere kulak asıldı mı?Herkes kendi havasında, günü kurtarmanın peşinde. Binmişiz alamete gidiyoruz kıyamete… ” dedim.

Düşüncelerime katıldığını söyleyen sevgili Öğretmenim, yine de karamsar olmamamı öğütledi.

İyimser olmakla sorunlar kendiliğinden çözülmüyor ki?

Dünya yangın yeri gibi.Ülkemiz kıyametin eşiğinde. Toplumun büyük bir bölümü ( Kimilerinin aksine halk sözcüğünü bilerek kullanmıyorum. Çünkü ‘halk’ davasına sahip çıkan insanlardan oluşur) yüzdüğü yokluk denizinde boğulup gideceğinin farkında değil. Kimileri Popstar, Akademi Türkiye, İkinci Bahar gibi programların karşısında uyuşurken, kimileride din bezirganlarının peşine takılıp öteki dünyasını garanti altına almanın uğraşında.

Toplumu bu kısırdöngülerin batağından çıkarma yükümlülüğü bulunan kimi sözde aydınlar ise, kurtuluş olarak gördükleri AB ve ABD senaryolarında  figüranlık rolü kapmanın peşinde. 

Bütün bu yaşananlar karşısında hadi gel de karamsar olma Gündüz Öğretmenim. İyimser olmayı ne kadar çok istesem de  tepemizde dolaşan kara bulutların getireceği felaketin içimde yarattığı fırtına savurup dağıtıyor beni.

Ve bütün yakıcılığına karşın görmezden gelinmeye çalışılan gerçeklerin her biri ayrı tokat olup toplumun kızarmayı unutan suratına çarpsa da, daldığımız gaflet uykusundan uyanamıyoruz bir türlü. İşte bu noktada içimdeki acemi şair isyan ediyor:

Dalgalar kayaları döver şalp şalp /Ağıtlar  yüreğimi acı acı / Kör karanlığında  günlerin

Özlemle ağlamaktan / Kan çanağı gözleri çocukların / Kıvranır baba / Uğunur ana yokluğun pençesinde

Filizkıran fırtınası esiyor Anadolu’da /  Kırılmış kollar / Kesilmiş  yollar / Naçar mı naçardır insanlar / Beklerler kurtarılmayı beklerler / Gölgesinde ecelsiz ölümlerin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.