Dostlarım tekrardan merhaba. Komplo teorileri, insanlığın her adımında bizi izleyen; her zaman bir adım geride duran ve genellikle kriz ortamlarının olmazsa olmazlarındandır. Severiz komplo teorilerini. Severiz çünkü hayali olayları birbirine bağlar, zincirler; konuşuruz. Teorimiz gerçeğe ulaşmazsa da kimse bunu yüzüme vurmaz. Çünkü adı üzerinde, teori der geçeriz. Bugün sizlere siyasetin, ticaretin ve ekonominin iç içe girdiği bir komplo teorisinden bahsedeceğiz. Normalde bu köşede böyle şeyler yazmam, okutmam ama teorime bu sefer normalinden biraz daha fazla güveniyorum diyelim…
Dostlarım, geçtiğimiz haftadan itibaren Türkiye’de bir “erken seçim” havası sürüyor. Her ne kadar hükümet tarafından böyle bir bilgi teyit edilmese bile, sokak başka söylüyor. E hal böyle olunca da komplo teorileri için gerekli tüm ortam hazırlanmış oluyor. Peki nedir benim komplo teorim? 
Benim teorimin oturduğu çerçeveyi anlamak için zamanı biraz geriye, 2020 yılının başına sarmamız gerekiyor. Her zaman söylüyorum, yine söyleyelim. Türkiye’de o dönem henüz bu covid-19 illeti yok ama onun yerine adı konulmamış bir ekonomik kriz var. Hatta öyle bir kriz ki sanayicimiz yapacak iş bulamıyor, fabrikasındaki eksikleri gidermeye yönelmiş…
İşte böyle bir ortam var Türkiye’de. Bu ortamın üzerine covid-19 illeti ile mücadele etmeye başlıyoruz. Zaten çarpık ve yıkılmaya meyilli olan ekonomimiz, covid-19 ile ikiz ekonomik krizin içine giriyor. İşte benim komplo teorim tam olarak burada başlıyor. Halk, doğal olarak sadece canını düşündüğü için gıda harcamaları dışındaki tüm harcamalarını kısıyor. Kredi kartı ekstreleri sadece market harcamaları ile sınırlanıyor.
Hükümet, kamu bankalarına biraz baskı yaparak hemen gözbebeğimiz inşaat sektörü (!) için bir kredi paketi piyasaya çıkıyor. Hatta bu paketi Ekonomik İstikrar Kalkanı içerisinde çıkartıyor. Ekonomik istikrar kalkanını madde madde kaleme aldığım yazıma buradan ulaşabilirsiniz. O dönem paketin en çok konuşulan maddesi oluyor. Çünkü herkes covid-19’u konuşurken hükümet tarafından gelen bu konut kredisi işine pek anlam veremiyoruz.
Peşine hemen araç kredi paketi de devreye giriyor. Galerilerde covid-19 sonrasında araç kalmadığı için oldukça yükselen ikinci el piyasasına bir nevi derman olarak geliyor.  Araç kredi paketi ile de bitmiyor iş; hemen turizm destek paketi de ortaya çıkıyor. 
Yani dostlarım, hükümet tarafı da halkın yaşadığı krizden haberdar. Yoksa neden böyle kapsamlı bir kredi paketi ile karşımıza gelsinler ki? 
Hadi biz dönelim kendi komplo teorimize.
Halkımız, yaşam standardını yükseltmek için olmayan bir parayı bankalardan kredi kullanarak harcadı. Dolayısı ile halkımız borçlandı. Borçlanmasının altındaki tek sebep şuydu: Daha iyi bir yaşam standardında yaşamak. Yani neden borç aldınız, neden borçlandınız diye sormak ahmaklık olur. Bana sorsanız ben de daha iyi bir yaşam için borçlanabilirim.
Üstüne Ayasofya kararı alındı. Kaleme almıştım konuyu. Buraya tıklayarak da o yazıya ulaşabilirsiniz. Ayasofya konusunu da komplo teorimin üzerine koyarsanız komplo tamamlanmış. 
Teorimin arkasında bir düşünce var. Halk borçlandı. Ayasofya ile de biraz milli duygularımızı kaşıdık. An itibariyle erken seçime gidilir mi, gidilmez mi bilinmez ama gidilirse hükümet tarafının şöyle bir düşüncesi olabilir: “Halk, eğer bizi seçmez ise, bizim sunduğumuz borçlanma kredi paketleriyle devam edemeyebilir. Bir bakarsınız, her şey değişebilir…”
İşte dostlarım, belki komplo teorisi, belki gerçek…
Bilinmez. 
Ama benim komplo teorim böyle. 
John Perkins’in güzel bir serisi vardır. Adı “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları…”
Bir göz atın derim.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.