Sevgili dostlar, 2020 yılının Mart ayından bu yana üretim sektöründe bir garip (!), bir değişik hummalı telaş var. Telaşın adı: Maske üretimi. Maske üretimi deyip geçmeyelim değerli dostlarım; anlamamız gereken birkaç nokta var. Bu maske üretimi konusu Türk üreticisini baştan sona tanımlayan bir konu. Gelin inceleyelim.

Maske üretim fikirleri henüz Türk üreticisinin beynine ışınlanmadan önceye, yani Mart 2020 öncesine bir gidelim. Karşımıza çıkan manzara şu: Türkiye adı konulmamış bir ekonomik kriz ile boğuşuyor. Her 100 üreticiden 70’i asıl işini yapmak yerine, atölye ve fabrikalarındaki tadilatları yapıyor. Neden mi? Çünkü iş yok da ondan. Dedim ya, adı konulmamış bir kriz var Türkiye’de o zamanlar. Mart 2020 ayına, yani covid-19’un Türkiye’ye resmi olarak ilk ziyaretini yaptığı aya geldiğimizde ise bizim üreticimiz hala iş arıyor. 7’den 70’e çok ciddi bir ekonomik buhranın içinden geçtiğimiz ayları hatırlarsınız, çok değil 3-4 ay öncesi…

Üreticinin covid-19 öncesi genel durumu şöyle:

1- Kime sorsanız aynı cevabı veriyor : “ İşimizin eski tadı yok. Birkaç bir şey üretiyoruz ama onlar da tekeri anca döndürüyor”

2- Personelinin yıllık izinlerini şimdiden kullandırmak için planlama yapıyorlar: “ Çünkü olur da bir iş yakalarlarsa, yıllık izin gibi üretim eksikliği yaratabilecek sorunları ortadan kaldırmak istiyorlar “

3- O tarihlerde henüz Ekonomik İstikrar Kalkanı planı açıklanmamış. Yani önlerinde çok ciddi bir vergi takvimi var. ( Tabii ki iş yapana var ) : Kurumlar vergisi Nisan ayının sonu, Gelir vergisi Mart’ın sonu, Geçici vergi Mayıs’ın ortası )

İşte bizim üreticimiz böyle bir Mart ayı geçirmiş halde giriyor. Ekonomik istikrar kalkanı planı ile vergilerin ötelenmesi sonucu 3.maddeden yani vergi maddesinden geçici olarak kurtuluyorlar ama geri kalan 2 madde onlarla beraber….

Gelin şimdi vatandaş tarafına da bir bakalım. Covid-19 öncesi onlar ne durumda?

1- Türk ekonomisi eksi faiz veriyor. Enflasyon %10’un üzerinde, vadeli mevduat faizleri çok zorlarsanız 8.5% civarında. Yani vatandaşın yatırım, tasarruf olarak kenara koyduğu her kuruş, giderek eriyor.

2- Hal böyle olunca, vatandaş bırakın tasarruf yapmayı, tasarruf düşüncesini bile aklına getirmiyor.

İşte Türkiye, genel olarak bu şekilde yakalanmıştı covid-19 dalgasına. Şimdi biz tekrardan konumuza, yani şu maske üretimi hususuna bir daha geri dönelim.

Türkiye medikal sektöründe yeni yeni palazlanan bir ülke. Yani bizim son 10 sene dışında bu medikal sektöründe çok ciddi bir varlığımız yok. Yok, ama bir şeyler yapmaya; üretmeye çalışıyoruz. Mesela bu yazının konusu olan maske üretimi konusunda da yetmez ama evet durumundayız. Çok zorlanmadan maskenin iç talebine yetişebiliyoruz. Zaten talep de düşük olduğu için maske konusunda bir yatırım yapmaya yeltenmiyoruz bile.

Covid-19 denilen illet geliyor. Tahmin ettiğiniz gibi hem yurtiçi hem de yurtdışı talep patlıyor. Gerçek işi, ekmek teknesi maske üretimi olan firmalar, vardiyalarını arttırsalar bile yatırımları olmadığı için bu gelen devasa talebi karşılayamaz hale geliyorlar. Sonrası mı? Sonrası tam bir Türkiye hikâyesi.

Asıl işi maske üretmek olmayan, yani daha teknik bir tabirle medikal sektöründe çalışmayan; fakat azıcık maddi gücü kalmış olan tüm firmalarımız bir anda maske üretmek için sıraya giriyorlar. Sıraya giriyorlar da, bu maske denilen şeyin üretimini yapan makineler, ne yazık ki Türkiye’de üretilmiyor. Yani makineleri yurtdışından ithal edeceğiz.

Merak etmeyin, bizim Türkler bir tane ithal ederler, ithal ettikleri bu makineyi söker takar; ertesi güne yerlisini üretirler. Öyle de oluyor zaten. Bizimkiler hemen makineyi yerlileştirmeye(!) başlıyorlar. Sonrası ise daha vahim.

Sonrasında asıl işi medikal sektörü olmayan, demirci, inşaatçı, müteahhit, bakkal, sanayici kim varsa maske üretimi yapmaya başlıyor. Hatırlayın, bir dönem maske bulunmuyordu. Şimdi o maske bulunmuyor denilen maske pazarında kıran kırana bir fiyat savaşı var. En acıklı kısmı ise, maske üretimini yapan yerli üreticimizin, maskeyi ürettiği o steril(!), o temiz (!) ortam… Hatta kalite ve sertifikasyon konularından bir haberler. Yani gerekli kalite ve standart yakalanmıyor. Aksine bu konuda gerekli belgeleri olmadığı için polis baskınlar düzenleyip, bu atölyelere mühür bile vuruyor. Sertifikasyon, kalite yoksa bunun adı sahte maske oluyor. Baskının sebebi de bu. Yani kısaca dostlar, milli sermayemiz; yine çöpe gidiyor gibime geliyor.

Değerli dostlarım, gelin sözün özünü yazalım, bu haftaya da maske üretimi ile girelim.

Dostlar, üretmek, üretebilmek, ürettiğini satıp para kazanabilmek bunlar çok güzel şeyler. Türkiye eğer üretmeyi bırakırsa, gerçekten batar.

Ama…

Bir sektöre, bir anda binlerce yeni oyuncunun girmesi demek; üretmek değildir.

Ben bu hikâyeyi Lokmacılar hikâyesinde okumuştum. Hani şu bir anda türeyen, bir anda sönüp giden lokmanın içine çikolata koyan arkadaşlarda. Hikâyenin sonunun anlatmayayım, tıklayıp okursunuz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.