İbadet, Allah’a tazim ve saygı göstermek ve O’nun bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir. İnsan sorumlu ve mükellef bir varlıktır. Mü’minler, kıldıkları farz ve nafile namazlarının her rekatında, “(Rabbimiz!) Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” (Fatiha, 5) diyerek her gün kulluğunu itiraf etmekte, ikrarını yenilemekte ve ibadet hazzı ile yaratılış gayelerini hatırlamaktadırlar. Zira insanın Allah’a kulluk etmekle mükellef olduğuna işaret eden pek çok ayet-i kerime mevcuttur;

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat, 56)

“İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyamet, 36)

“Sizi sadece boş yere yarattığımız ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minun, 115)

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize Kulluk ediniz...” (Bakara, 21)

 İnsan, ergenlik çağından, ruhunu teslim edine kadar Allah’a kulluk yapmakla mükelleftir. Kulluk, süreklilik ister. Farz ve vacip olan ibadetlerde (namaz, zekat, oruç, kurban vb.) kesinti söz konusu olamaz. Ayrıca revâtip (bir tertip ve düzen içinde beş vakit farz namazları ile birlikte ve belli devamlılık içinde kılınan) sünnetlerde de süreklilik esastır. Ancak bunların dışında tatavvû (gönüllü) olarak yapılan nafile ibadetler kişinin manevi dünyasıyla ilgili olup bu tür ibadetlerin yapılması mü’minin imanının güzelliğindendir ve teşvik edilmiştir..

“Onların söyledikleri yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz. Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol! Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine İbadet et.” (Hicr, 97-99)

“Namazlara devam edin...” (Bakara, 238)

Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir. Onlar, namazlarında huşu içindedirler… Yine onlar, namazlarına devam ederler.” (Mü’minun, 1,2 ve 9)

Özellikle namaz ibadeti her hal ve şartta ölüm gelinceye kadar kılınmalıdır:

Hiçbir şey; iş, ticaret, görev, meşgale ve mazeret mümini namazdan alıkoyamaz (Nur, 38). Bu görevin yerine getirilmesi için dinimiz her türlü kolaylığı sağlamıştır. Mesela:

- Su bulamayanlar, teyemmüm ederek (Mâide, 6),

- Bir tehlikeden korkanlar yaya veya binit üzerinde (Bakara, 239),

- Yolcular, dört rekatlı farzları ikişer rekat olarak (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 4.),

- Zaruret ve ihtiyaç halinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını öğle veya ikinde, akşam veya yatsı vaktinde birleştirerek (Buhârî, Taksîrü’s-Salât, 13),

- Savaş halinde olanlar, nasıl güçleri yetiyorsa o şekilde (Nisa, 4/102),

- Korku halinde olanlar, yürüyerek veya binit üzerinde (Bakara,239),

-Ayakta durmaya güçleri yetmeyen hasta ve özürlüler oturarak, buna da güçleri yetmeyenler yatarak (Al-i İmran, 191), namazlarını kılabilirler.

Kadınların özel halleri, deli olmak, bayılmak ve unutmak hariç namaz kılmamanın hiç bir mazereti yoktur. İman kalbine yerleşmiş ve gerçek mü’min niteliğini kazanmış bir müslümana namaz kılmak ağır ve zor gelmez (Bakara, 45). Mümin, namazlarına müdavimdir (Meâric, 22-23), namazlarını zevkle ve isteyerek kılar. Yüce Allah, Kur’ân’da, namazı üşene üşene kılmayı (Nisa, 142) ve terk etmeyi münafık  (Tevbe, 54) ve kafirlerin niteliği olarak zikretmiştir (Müddessir, 44). “Ölünceye kadar bana kulluk et” anlamındaki ayet, Hz. Peygamberden ve ona tabi olan ümmetinden kulluğa devam etmelerini istemektedir.

Cumanız ve Ömrünüz Bereketli Olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.