Öne Çıkanlar bakan ORTAKBİLDİRİ EMEKLİLİK Tarsus Mersin tohum pazartesi İmeceHaber ADALET

ŞİİR HAYAT DEMEKTİR / Turan DAL'ın Haberi
 Turan DAL: Şairsel algınızda "şiir" sizin için ne gibi anlamlar ifade etmektedir?

 

 

Adil OKAY: Şiir “hayat” demektir. Kimi zaman durgun, berrak, kimi zaman da kan renginde akan bir nehirse hayat, şiir de o akışın betimlenmesidir. Her şair kendi gördüğünü- gözlemlediğini ak kâğıda nakşeder. Görmek ile bakmak arasındaki farkı da vurgulayayım burada. Velhasıl şiir, hayatın parçasıdır. Şiirsiz hayatlar da var elbet. Veya şiirin hayat olduğunu görmeyenler. Tabi abarttığım sanılmasın, ben şiiri dünyanın merkezine koymuyorum. Ama bir bütün olarak sanatı koyarım.  Dünyada sanattan ve şiirden uzak hiç bir insan yoktur. Çoğu insan da farkında olmadan şiir dinler. Şiir yaşar. Nasıl mı? Artık günümüzde bütün sanat disiplinleri iç içe girmiştir de ondan. Müzik, sinema şiirsiz yapılmıyor artık.  Bakınız benim son kitabım, “Şair Kapıları”nda da iki sanat disiplini, şiir ve fotoğraf bir araya geldi. Şiir fotoğrafı, fotoğraf şiiri destekledi.

 

Demem o ki, sanat her dönem hem insanlığa ayna tutmuş, hem de toplumsal altüst oluşlara tanıklık yapmıştır. Bunda özellikle şiir ve edebiyatın payı büyüktür. Edebiyat her dönem tarihin ve kamunun vicdanı olmuştur. İnsanın doğar doğmaz “geçmeye- ölmeye” mahkum olması yüzyıllardır sanat eserlerine konu olmuştur. Bu bağlamda “geçip gittikten” sonra da eserleri yaşamaya devam eden sanatçıların sayısı az değildir. Ama gerçek sanatçıların öncelikli hedefi “yarına kalmak” için üretmek değildir. Onlar önce çağlarının tanığı, kamunun vicdanı olurlar. Kimileri de “hem tanığı, hem tarafı, hem sanığı”. Aslolan da, has şair olmak da budur kanımca. Her koşulda, 21. Yüzyılın yeni engizisyonlarından korkmadan, gerçeği estetize ederek “dünya dönüyor” diyebilmektir.

 

 

Turan DAL:  Bir şairin ve şiirin sahip olması gereken özellikleri var mıdır?  Toplumsal ve özgünlük kavramlarını ele alarak bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

 

 

Adil OKAY:  Şairin – şiirin sahip olması gereken ortak toplumsal özellikler var mıdır? Bunlar tartışmalı. Demin altını çizdiğim gibi onlar, diğer insanlar gibi, içinde yaşadıkları toplumun çamurunu da, çiçek kokularını da üzerlerinde barındırırlar. Şairler genelde muhalif, asi olurlar diye biliriz. Doğrudur genel olarak. Ama suya sabuna dokunmayan, muhalif değil yandaş ya da statükocu olan şairler de tanıyoruz. Özgünlük dediniz bir de. Evet, özgünlük diğer sanat disiplinlerinde olduğu gibi şiir’de de ön koşuldur. Has şair olmak için. Şairin anlam dünyası bir yana şiirini ördüğü biçem, dil, üslup diğer yana. Biçem özgünlük gerektirir. Özgünlük de sadece yetenekle olmaz, çalışmayla geliştirilir. Tutsak Yazar Ayhan Kavak, “Söz dizilir, şiir yazılır ama şair olunamaz öyle güpedenek.” diyor ve devam ediyor: “Şair demek nesillere ulaşmaktır kelamıyla. Bu bilinçle söze geliyoruz biz de. Dokuzuncu notayı aramanın zahmetiyle, iç yolculuğumuzun Kaf Dağına varmaktır gaye. Yol uzun ama umut bu, bitmeyen bir arayış içerir!..”

 

 

Turan DAL: Ülkemizde şiirin önemi hangi kademede yer almaktadır ve şiirin endüstriyel kısmı şiire ne tür zararlar vermektedir?

 

 

Adil OKAY:  Ülkemizde şiir hep doruklarda yaşadı. Bu gün de öyle. Sanat ailesinde saygın yerini koruyor. 80 darbesinden sonra kısa bir suskunluk – bocalama dönemi oldu ama kendini ilk toplayan yine şiir oldu. “Endüstriyel kısım” derken, “kültür endüstrisi” demek istediniz sanırım. Şükrü Argın’ın dediği gibi ‘Kapitalizmin küresel düzeydeki zaferi sadece sol hareketleri değil edebiyatı da krize sokmuştur.’ 12 Eylül’den sonra piyasanın edebiyatta belirleyici olduğu yeni bir kültürel atmosfer başlamıştır. “

Tamam tekelci sermaye, Kültür Endüstrisi aracılığıyla sanatı ve sanatçıyı meta (mal) haline getirmeye çalışıyor. Tamam tekelci sermaye –yanı sıra AKP politikası da “böyle sanatın içine tükürürüm”. “bu ucube heykeller tez yıkıla” cümlelerinde ifadesini buluyor, iç işleri bakanı “sıra sanatçılarda” diye tehdit ediyor ama buna rağmen Türkiye’de yazın güçlü. Üstelik üretim yoğun. İyi eserler doğuyor. Şiir yanı sıra Sinemada da öyle. Romanda da öyle. Fatma Aliye’den, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan, Sait Faik’ten, Nazım Hikmet’ten alınan miras geliştiriliyor. Deneysel edebiyat da söz konusu. Kimi zaman Marcel Du Champ’ın sidik örneklerinin kötü kopyaları “yeni buluş” diye, Dada’cıların 100 yıl önce söyledikleri yeni akım diye önümüze sürülüyor ama bu örnekleri genellememek gerekir. Yani arayışlar da, deneysel yazın da ciddi bir çalışma gerektirir. Başarılı örnekler de var. En azından benim keyif aldığım, beğendiğim diyeyim. Sonuç itibariyle umutluyum zira Albert Camus’nün dediği gibi: “Edebiyat olan her yerde, umut vardır,”

 

 

Turan DAL: Hapishane edebiyatıyla toplumsal özellikler taşıyan bir şairsiniz. Ayrıca hapishanedeki arkadaşlarla mektuplaşmalarınız sonucunda bir panelde yaşanan trajikomik olaylardan bahsetmiştiniz. Bunlara biraz değinir misiniz?

 

Adil OKAY:   Hapishanelerde, o zor koşullarda üreten sanatçılar var. Şair, yazar ve çizerler. Onların seslerini duyurmak, ürünlerini görünür kılmak için bir web sitesi kurduk. “www.gorulmustur.com”  adlı sitemize girip daha güzel, özgür bir dünya için hapishaneye düşen insanların mektuplarına ulaşabilirsiniz. Aynı zamanda sanatçılara da bir çağrımız var. Yeni kampanyamıza katılın. “Bir adres de siz alın, sizin için hapiste olan insanlarla dayanışın” diyoruz.

 

Trajikomik olaylarınız oldu mu dediniz.. O kadar çok ki. Örneğin hakkımda açılan “Salyangoz Davası” bunlardan biridir. Basına Aziz Nesin’lik vaka olarak geçti.

 

 

Turan DAL: Genç şairlere önerileriniz var mıdır?

 

Adil OKAY:  Bende genellikle bir şoktan sonra gelir şiir veya metin… Gördüğüm bir olay, bazen bir gazete haberi o şoku yaratır. Bazen de o olayı günlerce düşünür, kafamda evirir çevirir ve sonra oturur yazarım. Kimi zaman da yazdığımı beğenmez, yırtar atarım. Sanatçılarda bu estetik kaygı var. Olmalı da. Yeni eserim bir öncekini aşmıyorsa veya en azından aynı düzeyde değilse yayınlamam. Kim diyordu anımsamıyorum: “İlk dize tanrı vergisidir, gerisi çalışmayla olur”. Genç şair ve yazarlara bu sözü aktarıyorum. Tembellik yapmasınlar diye. Oturup yazıyor sonra tekrar tekrar okuyup laboratuar çalışması yapmıyorlar. Makale değil ki bu bir oturuşta yazılsın. Ayrıca çok havaya da girmemek gerekir, zira hiç birimiz Arthur Rimbaud değiliz. Adam 18 yaşında yazdığı şiirlerle çığır açmış, 21 yaşında da şiiri bırakmış.

 

Ne diyordum evet, genç şairler çalışmalı. Hece ve / veya aruz vezniyle yazılan şiir tarihe karışmıştır belki ama bu yeni – serbest şiirin kolay olduğu anlamına gelmemiş. Artık şairler parmakla hece saymaz olmuş ama İmge başat olmuş çağdaş şiirde… Kimileri de sulandırmış bu imge dediğimiz yaratıcılığı. İmge salatası şiirler yazmışlar, yazdıklarını kendileri de anlamaz olmuşlar. İnsanı merkezine alan toplumcu şiirleri küçümsemişler. Ama çok sürmemiş, şiir yeniden kendi yatağını bulmuş, küstürdüğü okuyucuyla yeniden buluşup inmiş meydana, sokaklara, alanlara.

 

Son söz: bakınız ben “şiir” yazdım. Ama kendimi “şair” olarak tanıtmıyorum. Şiir yazma serüveninde yol aldım. Sonra metine geçtim. Tiyatro oyunları yazdım. Yani şair olmak zor zanaat…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner291