banner437

Pandemi dönemiyle birlikte alınan tedbirler ve uygulanan yasaklar neticesinde; sokağa çıkma
yasakları, eğitimin uzaktan sürdürülmesi, kamusal alanlardaki etkinliklerin kısıtlanması vb. gibi
durumların insanlar üzerinde “tedirginlik ve belirsizlik” yaşamalarına neden olduğu
gözlemlenmektedir.
İnsanların uzun süre sosyal yaşam alanlarından uzak kalmaları, kendilerine ve topluma yabancılaşıp
yalnızlaşmalarına neden olmuştur. Sağlıklı iletişim kuramayıp kendilerini ifade etme becerilerini
yitirmeye başlayan insanlar tüm sosyalleşme ortamlarının evleri ile kısıtlı kalması durumunda
“bezginlik ve boşvermişlik” gibi duygu durumlarını yaşarken, kısıtlamalar kalktıktan sonra dahi evden
çıkmak istememişlerdir. Onlar için; dışarıya maskeyle çıkmak, kapalı ortamlara girememek, hastalığın
risk unsuru olarak devam etmesi ve yakınlarına bulaştırma endişesi “dışarıyı daha yorucu hale”
getirmiştir. Bir başkasına derdini anlatamayıp zor günler geçirmeleri “duygusal yorgunluğa” neden
olmuştur.
Yaşanılan tüm bu duygu durumlarının körüklediği, yaşamımızı sürdürebilmemiz ve bize sıkıntı yaratan
durumlarla baş edebilmemiz için gerekli olan fakat her şeyin fazlasının zararlı olduğu gibi fazlasının
bizi olumsuz etkilediği bir tepkidir kaygı.
Şiddeti veya yoğunluğu kontrol edilemeyen kaygı, daha uzun süre bireyi meşgul eder ve günlük
yaşantımızı olumsuz etkileyerek işlevselliğin bozulmasına neden olur.
Haliyle kaygı artık kişi için bir problem haline gelir.
Peki kaygımızı nasıl kontrol edeceğiz?
İlk olarak kaygımızı büyüten insan, mekân, ilişkiler nelerdir bunları tespit etmeliyiz. Pandemi nasıl
bulaşıyorsa; kaygı da, üzüntü de, karamsarlıkta öyle bulaşır. Negatif duygular yaşayabiliriz, kaçmak
mümkün değil belki ama bunu büyütüp büyütmemek bizim elimizde. Gerekirse kaygı dolu insanlarla
ilişkimize ara vermeliyiz. Gerektiği takdirde tv ve internet kullanımımıza ara verip medyadan uzak
kalmamız gerekebilir. Bunu yapmak sağlımızı korumak adına mühim bir yere sahip.
Fiziksel bağışıklık her ne kadar önemliyse vücudumuza giren virüslerle savaşmada psikolojik
bağışıklıkta o kadar önemli. Herhangi bir mikrobun vücudumuza girmesi halinde bizim morale, ümide,
inanca ihtiyacımız var.
Bunları zedeleyecek her durumdan uzak durmalı ve tedbir almalıyız.
İçimizdeki gücün farkında mıyız?
Bize çok özel bir güç bahşedilmiş; her duruma adapte olma gücü. Dünya dediğimiz yer güçlüklerin,
derdin, hastalığın, problemin olduğu yerdir. Mesele hiç problem yaşamamak değil, mesele gücümüzü
ve kapasitemizi arttırma meselesi. Bunun için gayret etmeliyiz.
“İnsanlar yanlış dua ediyorlar; problem gitsin yerine problemi taşıyabilecek güç versin Allah, diye dua
etmek lazım.” sözü çok hoşuma gider.
“Herkesin bir derdi var durur içerisinde” sözünün geçtiği türküde olduğu gibi, herkesin bir derdi
olacak, buna dünya derler.
Her zorlukla gelen kolaylık var mıdır?
Her şey dönüşümlü yaratılmış; gece var gündüz var, kış var yaz var, iyi var kötü var..
Dolayısıyla zor zamanlar ilelebet sürecek değil, bu süreç geçecek fakat bu dönemde nasıl durduğumuz
geçmeyecek. Şu ana dek ne yaptıysak yaptık ama bundan sonraki süreçte aklımızda bulunması

gereken mesele bugünlerde geçecek, hangi günü gördük ki akşam olmamış? Bize yakışan bir şekilde
bir duruş göstermeliyiz.
Büyük resmi görebiliyor muyuz?
İnsanın gücünün bir şeyi kaldırıp kaldırmayacağını olaya ve kendisine bakışı belirler.
Kendimizi güçsüz görmemeliyiz, birçok gücümüz var.
1914 yılında iletişim imkânları azken, tedavi noktasında imkân yokken ve insanların yakınlarının ölüm
haberlerini dahi alamadıkları bir süreçti İspanyol Gribi.
Fakat buna rağmen bu süreci atlatmışlar ki bugün biz varız. Yüz yıl öncesine kıyasla çok daha iyi
haldeyiz. Dolayısıyla küçük resme bakıp “neler yaşıyorum, nasıl dayanacağım, bu zorlu süreç geçmez”
gibi söylemlerden uzak durmamız gerekmekte. Daha büyüğü yaşandı ve insanlar yaşamlarına devam
ettiler, dolayısıyla biz de baş edebiliriz.
Misafire kötü davranmak olur mu?
Mevlana; “Sıkıntılar misafirdir, gelir ve gider. Önemli olan gönderenin hatırına o misafire
sabretmektir.” der. Yaşadığımız her problem, her zorlu süreç de birer misafir, geldiler ve gidecekler.
Bu dönem bizim için öğretmen olabilir. Güngörmüş kelimesi bir kedi için kullanılmaz çünkü insanın
gün görmesi onda bir şeyler değiştirir. Bu süreçleri görmek, deneyimlemek, bizi nasıl bir insan yaptı
acaba bir düşünelim..
Bu dönemden istifade etmemiz adına bazı şeyler söyledim, peki bunları yaparken güç
alabileceğimiz kaynaklar neler olabilir, bunlardan söz edelim.
 İnsanlar yürümeyi öğrenirken ortalama iki yüz kez düşerler, “Bu benim yüzüncü düşüşüm
ben yürümeyi öğrenemeyeceğim.” demezler. Çünkü doğduğumuzda karamsarlığı VE
kendimizden vazgeçmeyi öğrenmemişiz. Karşılaştığımız zorluklar ne olursa olsun; ümidimizi,
inancımızı kaybetmezsek, vazgeçmezsek üstesinden gelebiliriz. Yaşadığımız zorluklarla başa
çıkma noktasında doğduğumuz andan itibaren sahip olduğumuz, geliştirdiğimiz ve
uyguladığımız birçok becerimiz var. (Kendimiz)
 İlham ve örnek almak için başkalarının biyografi kitaplarını okuyoruz. Daha da önce ilham
alabileceğimiz, yakınımızda kendi ailemiz var.
İki dünya savaşı yaşayan, darbe, kriz gören bir milletiz. Buna rağmen babalarımız, dedelerimiz,
nenelerimiz mücadele etmiş ve üstesinden gelmişler.
İlhamı başka yerde aradığımız için atalarımızın hikâyelerini, zaferlerini, becerilerini yeteri
kadar bilmiyoruz. Bunları bilmekte mükellefiz. (Ailemiz, akrabalarımız)
 Bu mücadeleye ev sahipliği yapan topraklarda yaşıyoruz. Kültürümüzde buna ilişkin türküler,
atasözleri rafine edilip bize gelmiştir.
Kültürümüzü bilip işlersek oradan da kaynak olarak alabileceğimiz çok şey var. (Kültürümüz)
 Pandemi sürecinde bir kez daha emin oldum ki bizim insanlarımız değerlere sahip olan
insanlar. Bizim insanımıza sırtımızı dayayabilir, onlardan güç/destek olabiliriz.
Bizim insanımız bizi yerde bırakmaz. (Toplumumuz)

Maalesef bu dönem eşyadan yana zengin insandan yana fakir olduğumuz bir dönem. Herkesle çok
yüzeysel ilişkiler kuruyoruz. Bu nedenle kimse kimseye dost olamıyor, derdine derman olamıyor. Bu
motivasyon ve gücümüz var; ilişkilerimizi derinleştirebiliriz. Japonya’da Yalnızlık Bakanlığı kurulmuş,
artık devlet dahi müdahale ediyor yalnızlığa. İnsanlar yalnızlıktan ölüyor, tüm fizyolojik ve psikolojik
rahatsızlıkların temelinde risk faktörü olarak görünüyor.
Biz birbirimize emanetiz.
Her yaptığımız işin altında değerlerimiz var, onları ortaya çıkarmaya çalışalım, onlara tutunalım.
Bilmediğiniz şeyleri söylemiyorum fakat bu konuları hatırlamak bize kendimizi güçlü hissettiriyor.
Zaten hâlihazırda bildiğiniz konuları hatırlar, davranışa dönüştürüp diğer insanlara bulaştırırsanız; bu
gibi dönemleri bir o kadar güçlü, mutlu ve umutlu atlatmış olacaksınızdır.
Sağlıklı günler dilerim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner418

banner430

banner432