banner165

İman esaslarından biri de Meleklerin varlığına îman etmektir. Amentü’deki, (Ve melaiketihi) ifadesi, Allah Teâlâ’nın meleklerine inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir. Melekler, gayb alemine ait varlıklardır. Bu gibi bilgilerin ancak Allah’ın elçileri vasıtasıyla, onların haber vermesiyle bilinebilir. Kur’an’da muttakilerin özellikleri sayılırken; (O “muttakiler) gayba iman ederler,” (Bakara, 2/3) buyurulmuştur.

Meleklerin gözle görülmeme özellikleri, onların yokluğunu gerektirmediği gibi inkâr edilmelerini de gerektirmez. Aslında var olduğunu kesin olarak bildiğimiz halde evrende göremediğimiz daha nice varlıklar bulunmaktadır. Mesela bugün biz, varlıklarını pozitif bilimlerin ispat edemediği bilinç, ruh, nefis ve akıl gibi pek çok şeyin varlığını kabul etmekteyiz.  Akıl, ruh, zekâ, sevinç ve üzüntünün varlığını biliyoruz, hissediyoruz, ama bunları somut olarak göremiyoruz. Bunları göremiyoruz diye onların yokluğuna hükmedemeyiz. Melekler için de aynı durum söz konusudur. Göremiyoruz ama var olduklarına inanıyoruz. Gözümüz onları görecek şekilde yaratılmadığından onları fark edemiyoruz, ancak bu, onların hiçbir şekilde görülmedikleri ve algılanmadıkları anlamına da gelmez. Allah’ın izniyle insanların görebileceği bir şekle bürünerek farklı suretlerde insanlara görünebilir. 

Melek sözlükte elçi, haberci, güç ve kuvvet anlamlarına gelir. Dini anlamda melek; “Allah’ın emirlerine tam olarak itaat eden iyi nitelikteki ruhanî varlık” şeklinde ifade edilir. Hz. Âişe’den rivayet edilen bir hadise göre melekler nurdan, cinler ateşten, Hz. Âdem ise topraktan yaratılmıştır. (Müslim, “Zühd”, 60)

Melekler, hiçbir zaman Allah’a asi olmayan, şehevî duygulardan arındırılmış, meşakkatli/zor işlere güç yetirebilen, erkeklik ve dişilik cinsiyetleri olmayan; yemek, içmek, uyumak, evlenmek, doğmak, doğurmak, gençlik ve ihtiyarlık gibi vasıflardan uzak, çeşitli şekillere girebilen, duyularla algılanamayan, devamlı olarak Allah’ı hamd ile tesbih eden, canlı ve nuranî varlıklar olarak tanımlanmaktadır.

Meleklere îman Allah'ın kesin emridir. Meleklerin varlığını inkâr etmek insanı küfre götürür. Bu husus, Kur'ân'da açıkça ifade edilmektedir; “Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa, bilsin ki Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır” (Bakara, 2/98).

Ayrıca melekler, görev bakımından da çeşitli isimler alırlar. En üstünleri 4 tanedir:

1. Cebrail, meleklerin en üstünüdür. Vazifesi, Peygamberlere vahiy getirmek, emir ve yasakları bildirmektir. Kur‟ân’da Cibrail (as); er-Rûh, Rûhu‟l Kudüs, er-Rûhu‟l-Emîn gibi isimlerle zikredilmiştir.

2. Azrail, Can almakla görevli, ölüm meleğidir. O, bu anlamda Kur’ân-ı Kerim’de “melekü’l-mevt” olarak anılır:

3. Mikail, Allah’ın izniyle deprem, yağmur, fırtına gibi tabiat hâdiselerini düzenleyen melektir. Her maddeyi hareket ettirmekle vazifelidir.

4. İsrafil, yaşadığımız dünya hayatının sonu ve ebedî hayatın başlangıcı sayılan “sûra üflemek”le görevli olan melektir. İsrâfil, sûra iki defa üfleyecektir. Birincisinde kıyamet kopacak, bütün canlılar ölecek, dünya hayatı sona ermiş olacaktır. İkincisinde ise, ölmüş olan canlılar mahşerde hesap vermek üzere diriltileceklerdir.

Yine Kur’an’da varlığı zikredilen meleklerden bazıları şunlardır;

Kirâmen Kâtibîn, İnsanların söz ve davranışlarını kaydetmekle görevli meleklere “değerli, şerefli, dürüst yazıcılar” mânasında “Kirâmen Kâtibîn” denilir. Bunlara ayrıca “yapılanları koruyup kaydedenler”, anlamında "Hafaza Melekleri" de denir. Kur’ân-ı Kerim’de bu meleklerden: “Üzerinizde yaptıklarınızı koruyucu melekler vardır. Onlar şerefli, değerli katiplerdir. Her yaptığınızı bilirler” (İnfitâr, 82/10-12) diye bahsedilmektedir. İnsanların sağında ve solunda bulunan bu melekler, bir başka ayette şöyle açıklanmaktadır: “İnsanın sağında ve solunda oturan iki alıcı melek, onun sözlerini ve yaptıklarını kaydetmektedir. İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek bulunmasın” (Kâf, 50/17-18). Meleklerin yazdığı “amel defteri,” kıyamet gününde insanların önüne konulacak ve hiç kimse buna itiraz edemeyecektir: “Her insanın sorumluluğunu omuzuna yükledik. Kıyamet gününde insana, açılmış vaziyette önüne konulacak olan bir kitap çıkaracağız” Sonra ona, ‘Oku kitabını! Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin!’ denilecektir.” (İsrâ, 17/13-14) Sağımızda bulunan melek iyilikleri, güzel amelleri, solumuzda bulunan melek ise günahları kaydeder. Cehenneme gidecek olanlara amel defterleri sol taraflarından veya arkalarından verilir. Kıyamet gününde hiçbir ayrıntı ihmal edilmeden mükelleflerin yaptığı bütün davranışlar amel defterlerinde yazılı olarak kendilerine sunulacaktır. Bu hususla ilgili bir âyetin meali şöyledir: “Artık kitap (amel defteri) ortaya konmuştur; suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, "Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!" dediklerini görürsün. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez.” (Kehf, 18/49)

Münker-Nekir melekleri, “Bilinmeyen, tanınmayan, yadırganan” anlamındaki Münker ve Nekir, kabir hayatına intikal etmiş ölülere ürkecekler bir şekilde görünecekleri için bu ismi almışlardır. Münker ve Nekir, kişi öldükten sonra kabre intikal edince veya toprağa konulmasa bile kabir hayatına geçince, kendisine gelerek “Rabbin kim?”, “Peygamberin kim?”, “dinin nedir?” diye onu sorguya çekeceklerdir. Kişinin imanı sağlam, ameli iyi ise kabir sorgusu hafif geçer, sorulara doğru cevaplar verir, kendisine cennet kapıları açılır ve oradaki makamını seyreder. Ölü şayet kâfir veya münafıksa ya da amelleri Kur’an’a ve Sünnet’e aykırılıklar taşıyorsa sorulara doğru cevap veremeyecek, kendisine cehennem kapıları açılacak ve oradaki yerini sürekli görmek suretiyle bir tür azap içinde kalacaktır.

Rıdvan, cennet kapılarında bekçi olan, cennete girecek müminleri selamla karşılayıp onlara hizmet eden meleklerin reisinin adıdır.

Zebani, Cehennemde görevlendirilmiş meleklere denilmiştir.

“O kâfir kendi taraftarlarını çağırsın, biz de zebânileri çağıracağız” (Alâk 96/17-18) mealindeki âyet bunu ifade etmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de cehennem bekçilerinden olarak “Mâlik” isimli bir melekten söz edilmektedir. Malik, cehennemde görevli olan meleklerin reisidir.

Yine bazı meleklerin görevi, insanları korumak, onlara hayrı ve iyiliği ilham etme, namazda Fatiha okununca “âmin” demek, Kur´an, ilim ve zikir meclislerini ziyaret etmektir.

Allah’ın melekleri yaratması, onlara farklı görevler vermesi ve onlara insan gücünün üzerinde çok büyük işler yaptırtması onlara muhtaç olduğu için değildir. Bu vazifelerin onlar eliyle gerçekleşmesi zorunlu bir durum değildir. Mesela, Allah(cc), Cebrâil olmadan da peygamberlerine ilahî vahyini ulaştırabilir. Allah cc bazen Cebrail (as) olmadan da Peygamberlerine vahyetmiştir. Aynı şekilde kıyametin vukuu, sûra üfürülmeden de gerçekleşebilir.

O, ölüm meleği olmadan da insanların ruhlarını alma kudretindedir. Aslında O’nun ilmi, yazıcı meleklerin amelleri kaydetmesine ihtiyaç bırakmayacak kadar kesindir. Fakat O’nun sünneti ve âdeti bu yönde cari olmuştur ve O, böyle olmasını murat etmiştir.

Netice itibariyle, dünyada yapıp ettiği her işin melekler tarafından kaydedildiğine ve ölüm sonrası maruz kalacağı muamelenin bu kayıtlara göre şekilleneceğine inanan bir kimsenin hayatı iman ettiği melekler sayesinde düzenli ve anlamlı olacaktır. Bu durum aynı zamanda insanı kötü ve şer olandan uzaklaştırırken, onun iyiye ve hayra yönelmesine katkı sağlayacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner186

banner189

banner185

banner188