banner214
Öne Çıkanlar mersin asayiş mersinlimanı konteyner kokain soruşturma gözlatı cuma gunaydın muz zaatüre aile sosyalhizmetler bakan zehrazümrütselçuk çalışma işsizlik pazartesi İmeceHaber ŞEYHÜLİSLAM OLMAK İSTİYOR! kapodokya peribacaları Türkiye spreyboya boya kamuoyu Turizmmerkezi imecehaber imecegazetesi

GEÇMİŞİ GELECEĞE TAŞIYOR

Geleneksel motifleri, günümüz sembolleriyle sentezleyen sanatçı Kara, bu serüvenini İMECE Gazetesi’ne anlattı.

-Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Ben Merve Kara. 1985 Mersin doğumluyum. Lise eğitimimi Mersin’de tamamladıktan sonra, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Çini İşlemeciliği Ön Lisans Bölümünde 2 yıl eğitim aldım ve sonrasında Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksek Türk Sanatları Bölümü Çini Anasanat Dalında lisans eğitimimi tamamladım. Mezun olduktan sonra Mersin’e dönerek burada atölyemi kurdum. Atölyemde hem çini kursları veriyorum hem de sanat terapisi eğitmeni olarak sanatla dönüşmek, değişmek, sanatın iyileştirici yanını keşfedip bunu hayatına uygulamak isteyen insanlarla bir arada oluyorum.

- Kendi isminizle oluşturduğunuz bir markanız var, tasarımlar, eserler bu isim altında mı üretiliyor?

Burada yeni bir atölye oluşturmama rağmen insanlarla karşılıklı olarak iletişime geçmek çok önemliydi benim için. Yeni bir atölye, Mersin için yeni bir sanat disiplini, yeni bir oluşum. Bu deneyimi insanlara yaşatmak ,aynı zamanda kendi eserlerimi tasarlamak,oluşturmak,( ki bu hem bir kullanım eşyası olabilir hem dekoratif bir duvar çinisi de olabilir) ve kişisel olarak tasarladığım sanatsal eserlerimi oluşturmak benim için önemli bir amaçtı. Merve Kara Tile Art ismi de bu fikir üzerine şekillendi. Tüm bu bileşenlerimle insanlar beni tanıdıkça,yaptığım işleri görünce,atölyeme geldikçe etkileşim daha çok arttı ve doğal haliyle gelişen bir müşteri portfolyom oluştu. Şu an mervekaratileart adı altında oluşan birçok eserim Amerika ve Almanya olmak üzere, yurtiçinde de farklı şehirlerde hem birçok sanatseverin koleksiyonlarında, hem de birçok çini sever tarafından kullanım eşyası olarak günlük yaşamlarını sürdürmekte.

- Çini sanatına olan ilginizi nasıl keşfettiniz? Bu sanatı icra etmek bilinçli bir tercih miydi?

Çiniye başlarken bu yolculuğun nasıl şekilleneceğini çok fazla bilmiyordum. Tarihi mimari yapılar içerisindeki o devasa çini duvarların ihtişamı beni çok cezbetmişti. Ve sonra, gündelik kullanım eşyaları ya da dekoratif olarak kullanılan çini objeler, onları tasarlamak, üretmek bu yolculuğa çıkma sebebimdi. Akademik bilgiyle de desteklenince bu ilgim, geçmişten gelen, bize ait unsurlarıyla oluşmuş çok özel bir sanatla yolculuk ettiğimi anladım. Yıllar içerisinde de çiniyle aramda olan bağ gittikçe kuvvetlendi.

- Geleneksel yöntemleri kullanarak, geleneksel bir sanat üretimi yapıyorsunuz, dijital dünya çağında yaşıyoruz bu dijitalleşmenin size olumlu ya da olumsuz etkisi oldu mu?

Dijitalleşmenin benim sanatım üzerinde olumsuz bir etkisi olmadı. Dijital etkenler benim kullandığım geleneksel yöntemlerin ergonomik yapısına hala erişemedi. Ama diğer yandan olumlu katkıları var tabii, tasarım yaparken grafik programlarını kullanıyorum, ya da çininin son durağı olan fırınlanma aşamasında son teknolojik programlı pişirim fırınları var, bunlar teknik detaylandırmalara bağlı olumlu etkileri.

- Geleneksel çini sanatının, günümüz sanat anlayışındaki yeri nedir? Siz neyi amaçlıyorsunuz?

Geleneksel çini sanatı anlayışıyla, benim çini sanatına bakış açım arasında temel farklar var tabii ki. Ama esas soru şu: ‘Bugünün izleyicisi, bugünün çini sanatından ne bekliyor, ne istiyor?’ Çini çok uzun bir geçmişe sahip olarak kendini sürekli yenileyerek bu yüzyıla ulaşmış bir sanat. Benim için zaten geleneksel çininin en güzel hali 16. yy.’da oluşmuş. Siz eğer o yüzyıldaki tasarımı aynı şekliyle alıp kullanıyorsanız ve buna üretim diyorsanız bu sadece bir kopya oluşturmaktır. Ki izleyici zaten o tasarımın en birinci örneğine sahip. Müzelerde, tarihi mimari yapılarda bunu görüyor, izliyor. Bunun üstüne bu yüzyılda ben ne yapabilirim ya da ne yapıyorum, ne yapmak istiyorum kısmı benim üretim heycanımı artıran kısım olmuştur. Geleneksel motifleri, bugünün sembolleriyle sentezlemek ve bu sentezden doğru bir tasarım oluşturup üretim yapmak ve bunu alıcısına ulaştırabilmek yolculuğumun hedefi olmuştur. En bilinen haliyle klasik bir çay tabağını ana form olarak alıp, bazen alıcının isteğine göre bazen tamamen benim yaratıcılığıma göre tasarlamak, dekorlamak ve günün sonunda bu formu evinde bir pazar sabahı kahvaltısında sofrada mutlu bir gülümsemeyle kullanan alıcısına ulaştırmak işimin en keyifli hali. Diğer yandan yine geleneksel motifleri ana zemin olarak kullanıp, bunun üzerine ifade etmek istediğim duygularımı anlatabildiğim ve daha modern çizgiler besleyen tasarımlarla harmanlayıp izleyiciye çini eserlerimi sunmak istediğim farklı çalışmalar da yapıyorum.

Görmüş olduğunuz bu çalışma 40 cm çapında bir çini pano. Alt zeminde 16.yy motiflerinden oluşturduğum klasik dönem bir tasarım var. Ve çininin bilinen ilk renkleriyle kobalt mavi ve türk mavisi rengiyle boyanmış kıvrım dalları ve hatayileri kullandım. Üzerinde ise popart akımıyla özdeşleşen ve Rolling Stones grubunun simgesi dudak sembolü ve o simge üzerinde bir karasinek. Bu tasarımın anlaşılabilir olması için tabii ki alt metne ihtiyacımız var. Geleneksel motifleri kullanmamın amacı, benim geleneksel sanatlarla ilgili aldığım akademik eğitimim; evet ben bunu yapıyorum ben gelenekselciyim ama aynı zamanda çini sanatını geçmişindeki o kültürel değere bağlı kalarak, formunu bozmadan günümüz popüler simgeleriyle bulandırmak ki dudak simgesi bunun için. Ve buna itiraz edenler, yani zihniyet olarak gelenekselci kalanlar ve çini sanatının belirli bir kesime ait olduğunu savunanlar: ‘siz sadece bir karasineksiniz.’ Tüm vurgulamak istediklerimi bu sanatın içinde, bu sanatı kullanarak yapıyor olmak heycan verici.

Çini yapmak risk almak demektir çünkü, her şeyiyle muhteşem bir tasarım yapmış olsanız da fırın aşamasında ne olacağını bilemezsiniz, 930 derecede 2 gün boyunca pişen bir eseriniz var ve o 2 gün boyunca müdahale dereceniz sıfır. Aslında tıpkı bu hayat gibi, her şeyi olağanüstü mükemmellikte yapsanız da son sözü size hayat söyler, fırın aşaması da böyledir. Fırından eserler kırık çıkabilir. Bu yüzden aldığımız tüm o riskler çiniciyi pişirir, sabretmeyi ve yeniden başlamanın önemini, güzelliğini öğretir. Benim için en heycan verici kısmı aslında bu son kısımdır. Yaptığım işi biliyorum, ne çizdiğimi, ne renge boyadığımı biliyorum. Ama fırın sonrasının bilinmezliği beni cezbeden kısmıydı çini yolculuğumda.

Bize ait olan, geçmişten gelen ve tamamen geleneksel yöntemler kullanılarak yapılan ve bize kültürel miras olarak kalan bu sanatı tüm dünyaya tanıtmak,bilinen değişmez kalıplarından çıkarmak ve ulaşılabilirliğini artırmak istiyorum.

Röportaj: Seren SABUNCU

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner233

banner255