banner214
Öne Çıkanlar bayırdır mersin müzisyenleredestek blues Sinan Koç

KIZILTAN, “KENTİN HAZMETMEDİĞİ YATIRIMLARI DOĞRU BULMUYORUZ”

Mersin gündeminden hiç düşmeyen Polipropilen, MIP, Davultepe ve Kargıcak konularını Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Kızıltan ile konuştuk. Önemli açıklamalarda bulunan Başkan Kızıltan, Mersin’e yapılan yatırımlara karşı olmadıklarını, kentin hazmetmediği ve hazmedemeyeceği yatırımları doğru bulmadıklarını vurguladı.

Şu anda Mersin gündemini meşgul eden ve sonucunu herkesin merak ettiği MIP konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ticaret ve Sanayi Odası kamu kurumu niteliğinde bir kurumdur bir dernek değildir. Bizim alanımız ticaretin, sanayinin uygun şartlarda, koşullarda adil şekilde devam etmesini sağlamak. Tabii bunun yanı sıra da kamuoyunu kollama, içinde yaşadığımız kenti koruma gibi de bir görevimiz var. Biz konuyu inceleriz, teknik olarak bakar, değerlendiririz. Kamuoyu ne düşünüyor ona bakarız. Ona göre bir aksiyon alırız. Neticede polipropilen tesisi ile ilgili de böyle oldu. Biz de inceledik araştırma yaptırdık, rapor hazırlattırdık, meslek odalarıyla görüştük, onların hazırladığı raporları inceledik ve neticede meclisimizde de tartıştık bunu. Meclisimizin aldığı kararla bu yatırıma karşı olunmadığını ama yerin yanlış olduğunu dile getirdik. Bizim karar mekanizmalarımız böyledir. Yani Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı olarak şahsi fikrim var elbette. Ama kurullarımızdan, meclisimizden ortak görüş almadan çıkıp herhangi bir konuda şahsi görüşümü odanın görüşü gibi yansıtamam. Bizim diğer derneklerden, sivil toplum örgütlerinden farkımız budur. Bizim 41 tane sektörümüz var, homojen bir yapı yok. Dolayısıyla konuları tüm yapının süzgecinden geçirmeliyiz. Böyle kent ile ilgili önemli konularda başkan çıkıp da tek başına bu böyledir, bu böyle değildir diyemez. Böylesi önemli konularda fikir birliği çok önemlidir.

Liman konusuna gelecek olursak, o bölgede serbest bölge ve liman var. Kurulması planlanan ikinci bir konteyner limanı yanında bir de planlanan polipropilen tesisi var. Şimdi bir de limanın mevcut işleticisinin iskeleyi büyütme, uzatma gibi bir projesi var. Bunların hepsinin birbirine bağlı olduğunu düşünüyoruz. Polipropilen tesisi oraya yapılırsa serbest bölgenin genişleme alanı gitmiş olacak. Planlanan konteyner limanının yapımı imkansız hale gelecek.

Şimdi şöyle bir konu var; Mersin Limanı, kapasitesinin çok üzerinde çalışıyor. Limanla iş yapan sektör yetkilileri sürekli, fiyatların çok yüksek olduğundan ve bekleme sürelerinin çok uzun olduğundan şikayet ediyor. Biz de liman yetkilileri ile neden böyle olduğuna dair konuştuğumuzda; kapasitelerinin çok üzerinde çalıştıklarını, fazla yük gelmesin diye fiyatları yüksek tuttuklarını söylüyorlar. Eğer yüksek tutmazlarsa bu yükün altından kalkamayacaklarını belirtiyorlar. Şimdi bu durum ortadayken 10. Kalkınma Planı’nda Mersin’de ikinci bir konteyner limanı planlandı. Ana konteyner limanı ön tarafta bir dolgu alanı olacak, derinlik sağlanacak ve alan elde edilecek. O yatırım tamamlandığında hem mevcut limana alternatif oluşturacak hem de fiyat konusunda rekabet oluşturacak. Ayrıca limanın yükünü de alacak. Çünkü o ayrı bir kuruluş olacak. Hammadde temin eden sanayicimiz de ürününü daha kısa sürede daha ekonomik lojistik maliyetlerle elde edebilecek. İhracatçımız daha rekabetçi fiyatlar hesaplayabilecek. Şimdi durum böyleyken MIP’nin iskeleyi doldurup büyütmesi mevcut limana gelecek olan yük trafiğini arttıracaktır. Yani bu iskelenin büyütülmesi ikinci limanın yapılmasının alternatifi olamaz. Yani liman içindeki mevcut yük trafiği iyi yönetilemediği için iskelenin büyütülmesi kapasite sorununu çözemeyecektir. Kentin hazmetmediği, hazmedemeyeceği yatırımları oda olarak doğru bulmuyoruz.  Birkaç aydır şehrin tamamının karşı olduğu bazı konular var. Bunları iyi işlemeliyiz. ‘Mersin her şeye karşı’ havasına sokmadan teknik olarak gerekçeleriyle izah etmemiz lazım. Bizim duruşumuz budur. MIP’nin yapmayı planladığı iskeleye, kentin görüntüsünü, siluetini bozma anlamında Büyükşehir’in bir itirazı var. O yasal süreç sonucunda mahkemeden gelecek karar ne olur bilmiyoruz ama ben Büyükşehir’in bu itirazını haklı buluyorum. Türkiye’de sorun şu; bu tür projeler dar bir grup içinde ya da o yatırımı yapacak olan kuruluşun kendi kadrosu içinde ve Ankara’daki ilgili bakanlıklarla diyaloglarla yürütülüyor. Sonra kararlar alınıyor ve birden kente böyle bir yatırımın yapılacağı ortaya çıkıyor. Bunun sonucunda da kentte kavga başlıyor. Bizim hep söylediğimiz gibi; bu kavgaların ortaya çıkmaması için projelerin başlangıç, karar ve sonuçlanma süreçlerinde şehrin dinamiklerinin yer alması lazım. Kent dinamiklerinin de görüşlerine yer verilseydi belki de konular buraya kadar gelmeyecekti. Bu tartışmalara gerek bile kalmayacaktı. Türkiye’de artık bu sistem değişmeli ve yerel dinamikler de karar süreçlerinin başından sonuna kadar dahil edilmeli. Çünkü bu kenti en iyi biz biliriz.

Davultepe’de yapılması planlanan Küçük Sanayi Sitesi’nden vazgeçiliyor gibi. Seçilen yer hakkında değerlendirme yapacak olursanız neler söylemek istersiniz?

Bu soruyu da tek bir noktaya odaklanmadan cevap vereceğim. Mezitli, narenciye ağaçlarının dolu olduğu bir yerdi. 2000’li yılların başlarında binalar dikilmeye başladı. Buralara konut yapılacağı zaman, STK’ların, kurumların başındaki insanlar, meslek odalarının başındaki insanlar karşı çıkmadı. Söz konusu konut imarı olunca kimse karşı çıkmadı, çıkmıyor da. Mevcutta sanayi sitesi olarak planlanan yer geçmişte Tarımsal Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi olarak planlanmıştı. Böyle kalsaydı ağaçlar yine kesilecekti. Mezitli’nin sanayi sitesine ihtiyacı var çünkü şuan o sanayi sitesi, şehir merkezinin içinde kalmış durumda. Ona uygun bir yer bulunması gerekli. Mevcut sanayi sitesinin yerinde de, çevresinde de eskiden narenciye ağaçları vardı. Bu açıdan da düşünmek lazım ama dediğim gibi söz konusu konut olunca kimse sesini çıkarmıyor. Ben bunu söylerken ağaçlar kesilsin, sanayi bölgesi yapılsın anlamında söylemiyorum ama bir bütün olması lazım.

Bu tür ciddi konularda belediye başkanlarının hepsinin ve az önce de dediğim gibi kent dinamiklerinin de olduğu bir ortamda kentin yararına olacak şekilde planlamalar yapılıp kararlar alınmalı. Kapalı kapılar ardında değil, herkesin gözü önünde bir araya gelip hangi yatırımların nereye uygun olacağını masaya yatırmamız bu kentin yararı için şart.

Mersin, turizm alanında beklenen sıçramayı bir türlü yapamadı. Bunun için Kargıcak’ta değişik konseptli tatil köyleri planlanıyor. Biraz detaylandırır mısınız Sayın Kızıltan?

Mersin’in turizm potansiyeli yüksek ama bir türlü adımlar atılmamış. Silifke’den sonra yaklaşık 6 tane yeni turizm bölgesi ilan edildi. Seyirci kalmamak adına ve geleceğimiz için bu yeni ilan edilen turizm bölgelerinde bir örnek olacak, oraya bir cazibe katacak, başka turizm yatırımcılarını da cezbedecek bir girişim yapalım, oradaki turizm bölgelerinden birisine Mersin olarak biz talip olalım, orada farklı konseptte bir turistik bölge yapalım dedik. Birbirine geçiş olabilecek 3 tane farklı tatil köyü düşündük. Bir yerde gençlere hitap edecek, bir yerde çocuklu ailelere hitap edebilecek, bir tarafta da yaşlı kesimin doğa içinde yaşayabileceği bir konsept düşündük. Ve öyle bir mimari yapalım ki oraya gelen turist, kendini Akdeniz sahil kasabasında hissetsin istedik. Tatilciler, denizin görüntüsünü engelleyecek binaların olmadığı, doğa ile iç içe bir tatil yapsın düşüncesindeyiz. Önce kamudaki ayağını oluşturup olumlu dönüşler aldık. Yüksek sermayeli bir iş olacağından dolayı özel sektör de bu işin içinde olmalı tabii.  Bu konsept için ön çalışmalar yapıyoruz. Önümüzdeki dönemde, turizm açısından nasıl bir trend olabileceğini uzamalarla da görüşeceğiz. Bu girişim için ince eleyip sık dokumak ve acele kararlar almadan sağlam adımlar atmak lazım. Mersin turizmde bir pilot bölge olarak seçilip burada da Antalya’da olduğu gibi devlet desteği sağlanırsa çok daha hızlı bir şekilde burayı tamamlayabiliriz.

Normalleşmeye başlansa da uzun süre sıkıntılar devam edecek gibi görünüyor. Esnaf borcunu nasıl ödeyecek? Çözüm sizce nedir?

O destek bizim de şahıs işletmelerine sağlandı. Yeterli olmadı. Birikimlerini harcayanlar oldu. Birikimlerini tüketen esnaf, normalleşme sürecine girdiğimizde belki de bir daha işini devam ettiremeyecek. Hizmet ve turizm sektörü ile eğitim sektörü büyük bir sorunla karşı karşıya kaldı. Sorunu herkes biliyor, çözümü de biliyor ama çözülemiyor. Çözüm belli; devletin gücü ancak bu süreci olabildiğince az hasarla geçirmeyi sağlayacak. Mesela yapılandırılma süreci uzatılabilir ya da devlete olan borçların büyük bir kısmının silinmesi gerekebilir.

Söyleşi: Seren SABUNCU

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner233

banner255