Öne Çıkanlar GAZETECİ

" Ne kadar insanı mutlu edebiliyorsam…"

Hande Üzelsancak


Yüksek mimarsınız hem de şehircilik ve kentsel tasarım uzmanısınız? Şehircilik anlamında Mersin'i nasıl buluyorsunuz?

 

Şehircilik anlamında Mersin'i çok iç açıcı görmüyorum, yani olması gerektiği yerde görmüyorum. Mersin yerel yönetimler açısından çok talihsiz dönemler yaşadı. Ben Mersin'in son 50 yılını bir kayıp olarak görüyorum. Çünkü Mersin'de irade dışı, kendiliğindenci bir büyüme hakim oldu. Şehircilik, estetik, ulaşım açısından Mersin'imiz hak ettiği hizmeti alamamış durumda. Bunu belediye başkanlarımızın yetersizliklerine bağlıyorum. Bu tür şehircilik hizmetleri, ulaşım hizmetleri bilime dayalı olması gereken hizmetler. Bilimsel anlamda araştırılıp, projelerin üretilip bunun kentin hayatına taşınmasıyla ilgili. Ama bugüne kadar ben Mersin'de bilimsel bir çalışma görmedim açıkçası. Kenti yönetmeye gelen belediye başkanları kendi yandaş arkadaşlarıyla kenti yönetmeye çalıştılar. Mersin'deki üniversiteden, Mersin'deki sivil toplum örgütlerinden, meslek odalarından, ihracatçı birlikleri olsun, MTSO olsun bir çok kuruluştan kopuk bir şekilde, bunların görüşlerini dikkate almadan, kendiliğindenci sürelerle bu kent buralara geldi. Mersin'in girişinden itibaren büyük bir keşmekeşlik başlıyor. Trafik yoğunluğu, çevre kirliliği… Ulaşım deseniz bir kangren oldu. Ben '94 ve '99 yıllarında meclis üyeliği yaptım Yenişehir ve Büyükşehir'de. O dönemler Mersin'e artık otobüs alınmaması gerektiğini gündeme getirmiştim. Raylı sistemin bu kentin ulaşım mekanizmasının içine sokulması gerektiğini dile getirmiştim. İlk hafif raylı sistemi bu kentin gündemine taşıyan kişiyim, kişilerden biriyim. Hatta o zaman planlamalar yapılırken geniş 35 metrelik yolların 60 metre olması gerektiğini de gündeme getirmiştim ama tabii bunlar o dönemlerde hiç dikkate alınmadı. O dönem dedik bari 60 metre yapmıyorsunuz, ana caddelerdeki binaları 15'er metre çekme mesafesi yapalım, yarınlarda bunu çözebilmek için yolları genişletebilme olanağımız olsun. Ama tabii Mersin'de imar yolsuzluğu çok. Kent bu hale geldi. Varoşlarda hiç bir hizmet yok. Şu an oturduğumuz yer Mahmudiye Mahallesi'ydi, Çankaya oldu. 40 yıl önce neyse aynı. 300-500 metre ilerisi Bahçe Mahallesi, ben orada doğdum. Doğduğum sokak, mahalle olduğu gibi duruyor. Bir taş üstüne taş konmadı. Fakat her Mersin'e gelen de mangalda kül bırakmıyor, 'hizmet yaptım' diye. Ama ben şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim, Mersin'de 50 yıldır doğru dürüst hiçbir hizmet yapılmadı. Planlama olarak da yapılaşma planlamanın arkasından geldi. Önce planlamanın yapılması lazım. Altyapıların geçirilmesi lazım bu yerleşim merkezlerinde. Oraların yol, su, elektrik, yeşil alan, park, bahçe, sağlık hizmetlerinin dizayn edilip, altyapılarının geçilip binaların sonra yapılması lazım. Ama ne oluyor, binalar yapılır, yolu yok, izi yok, altyapısı yok. Tabii herkes kafasına göre yapar. Ondan sonra biz binalara göre imar yapmaya çalışırız. O açıdan Mersin'i talihsiz bir kent olarak görüyorum. Ama inşallah ileride bu durum düzelir. Çünkü bu belediyecilik hep rant ilişkilerinin ön plana çıktığı bir yer oldu uzun zamandır. Başka iller de oldu. Rant paylaşımının merkezleri haline geldi. O yüzden sağlıklı hizmetler yapılamadı. Tabii ki buralar halka hizmet yerleri.

 

Neden mimarlığı seçtiniz?

 

Bir kere ben insan olarak özgür yaşamayı seven biriyim. Kimseye bağımlı olmadan, mesleğini de özgürce yerine getirmeyi seven biriyim. '76, '77 döneminde bizim Güzel Sanatlar Akademisi terörün en az olduğu yerdi. Meslekler seçilirken 1 yıl öncesinden de Mimar Sinan'a gidip orayı önceden gördüm. Okulu çok beğendim. Memuriyet hayatı da hiç düşünmedim. O zaman ya mimar, ya inşaat mühendisi, ya elektrik mühendisi, ya doktor olacaksınız. Böyle ana meslekler vardı. İktisat, işletme, ekonomi yoktu. Serbest mesleğimi icra edebileceğim bir meslek istedim. Bir de estetik duygusundan kaynaklı bir şey, mimarlık bir sanat. Bir resim gibi, bir heykel gibi…

 

Bir de geçmiş dönemlerde Yenişehir Belediye Başkanlığı aday adaylığınız söz konusu.

 

2004'te Büyükşehir aday adayı oldum. '99 senesinde Yenişehir aday adayı oldum. Ön seçime girdim. Ön seçimde çok az bir oyla kaybettim. İbrahim Genç kazandı, Belediye Başkanı oldu. Ondan beri de siyasetin zaman zaman göbeğinde, zaman zaman kıyısında oldum. Çünkü ülke meselelerine duyarsız kalamadım, yetişme tarzımız itibariyle. Kendi atalarımızdan da kaynaklı siyasetin içinde olduk. Büyüdüğümüz ortamlarda hep siyaset konuşulduğu için… Üniversitedeki hayatımızda da toplumsal olaylara hep duyarlı olduk. Mezun olduktan sonra da Mersin'e yerleşip burada da yeni mezun olmuş bir mimar olarak bu kentte de önce kendi düzenimizi kurmak için, kendimizi ispat edebilmek için mücadeleler verdik. Kimsenin de sırtına basmadan belli bir noktaya geldik. Tabii sonuçta bu kent bize çok şey verdi. Hiçbir şey kendiliğinden elde edilmiyor. Mutlaka bizim de bugün içinde yaşadığımız ortamın oluşmasında bir çok insanın da payı vardır. Belli bir dönem sonra kendi işimizde de başarılı olduk. Bir çok sivil toplum örgütünde görev aldık, Ticaret Odası'nda olsun, mimarlar Odası'nda olsun. Daha sonra da tabii bu kentin kendiliğindenci büyümesi de çok hoşumuza gitmedi. Acaba bir katkımız olur mu diye siyasetin içine girip aday adaylıklarım oldu.

 

Olsaydı ilk icraatınız ne olurdu?

 

Mersin'de belediye başkanı olduğumda öncelikle bir bilim kurulu oluşturup Mersin'in haritasını serip, Yenice'den Anamur'a kadar planlamasını yeniden dizayn ederdim. Ulaşımından tutun her türlü donanımını içeren, kentin bütün sorunlarına çözüm üreten bir projeyi hayata geçirirdim. Tabii önce o projeyi hazırlamak gerek. Mersin'i yeniden dizayn ederdim. Hiç diyor musunuz Mersin'de "şu yol öyle planlanmış ki yeşiliyle, ağacıyla, kaldırımıyla, öyle bir meydan yapılmış ki insanlar geliyor keyifle vakit geçiriyor". Bir tane doğru düzgün çöp kovası yok, doğru düzgün kaldırım yok. Bunlar bizim içimizi cız ettiriyor doğrusu. 40 senedir siyasetin içindeyiz, uğraşıyoruz, bir yere gelemdik yani, meclis üyesi olmanın ötesinde. Benim nasıl bir meclis üyesi olduğumu da herkes bilir. Muhalefet zamanında muhalefetin meclis üyesiyken Mersin'in gündemini belirledik, meclisi hop oturup hop kaldırdık, her türlü gayri yasal işleri mahkemeye taşıdık, çok tehditler aldık, büromuzu çok insan bastı rant ilişkilerine çomak soktuğumuz için… Ben o dönemde 4-5 yıl vergi levhamı kapattığım bir dönemim olmuştu. Büyükşehir dahil, bütün belediye başkanları artık öyle bir noktaya gelmişlerdi ki bize sormadan bir şey yapamaz hale gelmişlerdi. Çünkü belediyecilik bilgi işi. Yöneticilikte farklı boyutlar vardır. Yönetici olmanız için mimar olmanız gerekiyor demiyorum. Belediye başkanlığında hem yöneticilik yönünüz olacak hem de teknik yönünüz. Şehircilik ve kent tasarımı konusunda da master yaptığımız, bu konuyu meslek edindiğimiz için tabii ki daha iyi araştırıp, soruşturup bilgileniyorsunuz bu konuda. Bir kentin ulaşımıyla ilgili bir ihaleyi yaptığınızda şehir plancısı konuyla ilgili bir şeyler anlatıyor, siz bu konuda uzman değilseniz ne kadar anlayabilirsiniz? Bunu niye böyle yaptın deme şansınız var. Ama mesela meclis üyesi olduğum dönemde 5 binlik haritaları getirip astıklarında bu yolların dar olduğunu benden başka kimse söyleyemedi. Çünkü bilgi sahibi değillerdi. Ben belediye başkanı olsam bir mahalleyi girişinden çıkışına, kaldırımından, meydanına, çöp kovasından, parkına kadar milimetrekaresini planlayarak dizayn ederdim.  

 

Mersin'in ulaşımı nasıl sizce?

 

Mersin'in varoşlarında insanlar yaşıyor. Deniz kenarında yaşayan, merkezde yaşayan insanlar var. Herkesin maddi durumuna göre çeşitli bölgeler var. Belediyelerin ana hedefi bu kentte yaşayan insanları kentin nimetlerinden eşit şekilde faydalanmasını sağlamaktır. Bu kentin varoşlarında yaşayan insanın da hayatını kolaylaştıracaksın, kent merkezindekini de kolaylaştıracaksın. Varoşlarda yaşayan insan bu kent merkezine nasıl gelecek? Sağlıklı bir ulaşım oluşturmazsanız o varoştaki cebinden parası olmadan nasıl gelecek? Ancak otobüse ya da minibüse binebilir. Taksiye binemez. 40 lira yevmiye alan bir insan evine ekmek mi götürecek, kent merkezine mi gelecek? Bu kentte yaşayıp denizi görmeyen insanlar var. Ben ulaşıma çok önem veririm. Kenti iyi planlayıp ulaşım ağlarını öyle bir kurmalısınız ki o insanların kentin nimetlerinden faydalanmasını sağlamalısınız. Bugün kişi kent merkezine inmezse yabani bir insan olur. Kent kültürünü bilmez. Bu kentte nasıl yaşaması gerektiğini bilmez. İnsanların bilgisi, görgüsü, kültürü insanlarla bir çok şeyi paylaşarak olur. Bunu siz sağlayamazsanız bu kent yobaz, birbirine saygısı, sevgisi olmayan bir kent olur. Biz bir deniz kentiyiz. Ama denizle ilgili bir bağlantımız yok, ulaşım ağımız yok. Şuradan bir vapura bineyim de Anamur'a gideyim diyemiyoruz. Bu kentte hiçbir şey yok ki zaten. Bu kentin turizmini geliştireceksiniz, ticaretini geliştireceksiniz, estetiğini güçlendireceksiniz. İnsanlar bu kenti görmek isteyecek. Mesela insanlar Nice'e gitmek istiyorlar. Nice'nin en önemli özelliği kent estetiğinin olması. Ulaşım iyi, yeler pırıl pırıl, her yer yemyeşil, deniz pırıl pırıl. Bu kentte de bunlar var ama pislik içinde, hiçbir kent estetiği yok, ulaşım desen… Niye gelsin insanlar bu kente? Mersin'i uluslararası bazda büyütüp, güçlendirmek lazım. Dünyaya açabilmek lazım.

 

Mezitli'de yere çekirdek kabuğu atana para cezası kondu. Bu daha önce yapılamaz mıydı diye soruyor insan…

 

Ceza koymak en basit iştir gene de. Ceza koymadan önce bir kent kültürü oluşturmak gerek. O varoştaki insanlara ceza koymuşsunuz. Adam daha kent merkezine inmemiş ki. Ne cezadan haberi var, ne burada nasıl yaşaması gerektiğini biliyor. Önce bu kentte yaşayanlara bir katkınız olacak. Belediyecilik demek insanların hayatını kolaylaştırıp, onların yaşam standartlarını yükseltmek demek. Günde 40 tl kazanan bir insan nasıl sinemaya, tiyatroya gitsin? Nasıl bir takım şeyleri öğrenecek? Bir kitap bile alamaz okumak için. Bu kitap alamayan insanlara ücretsiz kitap okuyabilecekleri imkanlar yaratacaksınız. Yaşamlarına bir kalite getireceksiniz. Onu çok cüzi bir parayla kent merkezine getirirsem, o insan gelir kütüphanesine gider, sinemasına gider, tiyatrosuna da gider, olanaklardan faydalanır. Ona göre de örgütlenme modeli oluşturursunuz. Fakir insanlara mahalledeki muhtar ve STK aracılığıyla ücretsiz sinema, tiyatro hakkı sunabilirisiniz. Üniversitede okuyorsa ücretsiz bir ring hattı oluşturabilirsiniz. Önce bir vereceksiniz. Sonra da diyeceksiniz ki "bak ben sana imkan tanıyorum, bu parkları sizin için oluşturduk, temiz tutun". O da adabını öğrenecek. Parka gelemezse adam nereden öğrenecek? Bir kent kültürü oluşturacaksınız. Avrupa bunu yapıyor. Adam işsizse işsizlik maaşı veriyor. Bizim burada en üst müdürün alamadığı maaş işsizlik maaşı olarak veriliyor. Zürih'e gittim, orada bazı vatandaşlarla görüştüm. 3 bin, 2,5 yüz, 2 bin euro işsizlik maaşı alıyorlar. Çünkü diyor ki bu adam parasız kalırsa ya hırsızlık yapacak, ya gidip birini gasp edecek. Aç insan ne yapacak? Çoluğu çocuğu varsa ne yapacak? Hırsızlık yapacak, arsızık yapacak, gasp, dolandırıcılık yapacak. Bizde 400-500 tl veriliyor.

 

Alakasız olacak ama sizce başarılı olmanın adımları nelerdir?

 

Önce bir insanın ne istediğini bilmesi, önüne bir hedef koyması lazım. O hedefe varabilmesi için de kendine bir program yapması lazım. Bir insanın hayatını programlaması lazım. Sabah kalkmasından tutun, günlerini, haftalarını nasıl yaşayacağını planlaması lazım. Planladığınız zaman bakıyorsunuz ki zaman her şeye yetiyor. Planlamadığınızda bugün yatayım diyorsunuz, bir işiniz varsa ertesi güne bırakıyorsunuz. Ama planlı olursa gezmeye de zaman kalıyor, her işinizi de görüyorsunuz. Planlı hayat bence çok önemli. İstekli, çalışkan olmak lazım. Zeka çok önemli bir şey ama bence zekadan önce çalışkanlık önemli. O zekayı kullanabilmek için çalışkan olacaksın. Bir de yetinmeyi bilmek lazım. Planlayan kişi yarınını da görür. 10 lirası varsa 10 liralık yaşamayı bilmesi lazım. 25 liram varsa 20 lira yetiyorsa 20 liralık yaşarım, 5 lira tasarruf ederim. Bazen iş hayatında da bir iş aldıkları zaman gidiyorlar araba alıyorlar. Bu sefer işi götürecek parası kalmıyor. Bunların hepsi bir bütün iş hayatında. Her şey detayda gizli aslında. Açıkçası ben bu günlere mücadeleyle geldim. Bizim babamızdan miras kalarak buraya gelmedik. Ben 6 yaşından beri çalışıyorum. Hem okudum hem çalıştım. Üniversite hayatım da bu şekilde. Hala çalışıyorum ve çalışmadan duramam.

 

Peki Özel Güney Gelişim Okulu'nun kurucu ortağısınız. Okul projesi nasıl başladı?

 

Öncelikle mimarlık mesleği olarak Mersin'de bir yapılanmamız oldu. Mesleğimizi Mersin'de iyi icra ettiğimizi düşünüyorum. Biz işimizde de belli bir doygunluğa eriştikten sonra toplumsal duyarlılığımızın da üst düzeyde olduğunu düşünüyorum. Aklı olan siyaset yapmaz Türkiye'de. Çünkü siyaset Türkiye'de liyakate göre yapılabilen bir şey değil. Yapılabilseydi benim bugün belediye başkanı olmam gerekiyordu diye düşünüyorum. Ben 2004'te aday olduğum zaman bu kent de 50 yıl ileride olurdu diye düşünüyorum. Bunu siyasetçilere anlatamadım. Haksızlığa tahammül edemiyorum yapı olarak. Neredeyse 40 yıldır siyasetin içindeyim. Şu anda da mesleğimin zirvesindeyim. Gidip kendime Bodrum'da ya da Marmaris'te bir düzen kurup keyfime de bakabilirim, siyasetle uğraşıp memleket meseleleriyle ilgilenmek yerine. Paraya pula da ihtiyacımız yok çok şükür. Mersin'deki bir çok kişiye de ekmek kapısı olmaya çalışıyoruz kendi çapımızda. Ben çekim gideyim bir türlü yapamıyorum. Siyasetten de çok umduğumu bulamadım. Bundan sonra da bulup bulamayacağımız meçhul. '99 seçimlerinde Mersin'de öyle bir kamuoyu oldu ki, Burhan Tekniker bu kente belediye başkanı olmalı gibi bir algı oluştu. Ben tek bir üye yazmadan ön seçimlerde kazanabilecek durumdaydım. Fakat siyasette hile, hurda çok. 3-5 oyla direkten döndük. Ben de '99'dan sonra dedim ki enerjimizi Mersin halkına hizmet için harcamak istiyoruz ama buna müsaade edilmiyor, o zaman bir arkadaşımızla birlikte eğitim işine girdik. Önce Mersin'de yurt projemiz vardı. Üniversite de yeni açılmıştı. Mersin'e farklı illerden gelen kız çocuklarımızın kalabileceği hijyenik bir yurt mu yapsak diye araştırmalar yaptık. Sonra onu yapamadık, olmadı. Bu eğitim işi gündeme geldi. Biz de 28 öğrenciyle eğitim işine girdik. Çünkü eğitim en önemli şey. Ancak eğitilmiş beyinler bu ülkeyi bir yere getirebilir. Kendine güvenen, memleketini, milletini seven, insanlara objektif yaklaşabilen, herkese önce saygısı, sevgisi olabilecek çocuklar yetiştirmek de bana göre bu ülke için büyük bir kazanç.  Bana göre bu ülkenin en büyük eksiği yetişmiş insanın olmaması. Yani insan malzememizin az olması, eğitiminin az olması. Bu anlamda 28 öğrenciyle bu işe girdik. 28 öğrenciyle başladığımız serüven büyüdü gelişti. Her şeyin en iyisini, en güzelini yapmaya çalıştık. Bu süreç içerisinde hem çalışanlarımız olsun hem çocuklarımız olsun sorumluluklarımızı yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Onların her türlü haklarına saygı gösterip, kendi çıkarlarımızın hep önünde tuttuk, öğrencilerimizin ve velilerimizin çıkarlarını. Bir insan o işi iyi yapacaksa o işe girmeli. Eğer yapamayacaksa hiç girmemeli. Biz de aldığımız her işi bugüne kadar iyi yapmaya çalıştık. 17 yıldır eğitim sektörünün içindeyiz. Herkesin örek alabileceği bir kurum yarattığımızı düşünüyorum Mersin'de. Biz yerimizde boş duramayan insanız. Siyasetten de beklentimi o zaman alamdım. Enerjimizi kendi işimize aktaralım dedik. Kendi işimiz ama gene toplumsal bir iş. Bu kente hizmet etmenin farklı bir yolu. Ben illa belediye başkanı olacağım ya da milletvekili olacağım diye bir kompleks içinde olmadım. Ben zaten sıfırdan buralara geldim. Artık kendimi başkalarına ispat edeceğim bir nokta yok. Ego savaşı yapacak biri de değilim. Ben başkan olamazsam hırsımdan geberir giderim diye bir durum da yok. Ama isterim ki daha da başarılı olayım. Ne kadar insanı mutlu edebiliyorsam… Benim başarı kriterim budur. Mutlu ettiğiniz bir insanın mutluluğunu görmek kadar güzel bir şey yoktur. Bana göre başarı budur. Bizim kurumumuzda 110'a yakın kişi çalışıyor, öğretmen ve personel birlikte. Ama biz bunu 150 yapamıyoruz. Biz 40 kişiyi fazladan alıp çalıştıralım desek bu kurum bir yıl sonra iflas eder. O nüfus arttıkça o kurum bizim olmaktan çıkıyor zaten, çalışanların oluyor. Bizim görevimiz o kurumları en iyi şekilde yönetmek. Kurum büyüdükçe istihdam da artacaktır, ekmek yiyen insanların da sayısı artacaktır. Orada çalışanların yaşam standartları da artacaktır. Ben belediyede daha çok insanı mutlu ederim diye düşündüğüm için siyasetteydim. Eğitim işi bizim sonradan girdiğimiz bir iş. Mersin'de istihdam yaratan bir belediye var mı? Yok. Ben belediye başkanı olsam çalışanın yanına 10 kişi daha işe alırım. Nasıl alacaksınız dersen, Mersin zaten şantiyeye döner. Her tarafı sorun. Bunları çözmek için insan lazım. Çöp kovasına kadar her şeyinin dizaynını kim yapacak? Belediyenin bünyesinde oluşturursunuz her şeyi. İlla tutup taşeronlara da vermeniz gerekmez. Alırsınız 10 bin kişiyi, belli profesyonel birimler kurarsınız herkesi de işe alırsınız. Bunun içinde mimarı da, mühendisi de her türlü meslek sahibi insan olur. Ben gazeteci arkadaşlara da söylerim, ben belediye başkanı olsam burada evine ekmek götüremeyen gazeteci olmaz. Onun da altyapısını biz kurarız.   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner291