banner165

Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.” (Ahzab 67)

Yaratılıştan beri ilk ırkçı kendini daha üstün gören şeytan değil midir? Yeryüzüne halife olarak yaratılan insan, belli özellikleri ile kendini üstün görüp, kendinden olmayana nasıl olur da zulmeder? Zulmeden, şeytan değil midir? İnsanlar nasıl olur da otoriteye boyun eğip, hiç düşünmeden insan öldürürler?

Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann'ın Kudüs'te yargılanırken; “Biz sadece emirlere uyduk, otoriteye itaat ettik, sorumluluk bize ait değildi.” diyerek savunma yapar, af diler. Eichmann’ı kaldığı hücrede ziyaret edip günlerce gözlemleyen psikologlar, Nazi subayının herhangi bir akıl veya ruh sağlığı problemi bulunmadığını tespitin yanı sıra çevresindeki insanlara düşkün, normal ve sosyal bir kişiliğe sahip olduğunu belirlerler.  Eichmann’ı bu zulme alet eden düşünce Nazi ideolojisi değildir; kariyer endişesi ve terfi beklentileri, amirlerinin gözüne girme isteğidir. Eichmann, sadece emirleri yerine getirdiğini ve böylece sadece emirlere değil kanunlara da uyduğunu dile getirerek, yaptığı zulümlerden sorumlu tutulamayacağını ve tek başına bir şeyi değiştirebilecek güçte olmadığını da dile getirdi.

Yahudi kökenli teorisyen Hannah Arendt; kötülüğün sadece psikopat, fanatik sadist insanlar tarafından yapılan bir eylem olmadığını, şartları sağlandığında ve belli vaatler verildiğinde sıradan insanların da korkunç eylemleri çok rahat bir şekilde yapabilecek potansiyele sahip olduğunu savunuyordu. Hannah Arendt’ın tespitlerinden etkilenenlerden biri de Stanley Milgram’dı. Milgram 1961 yılında şu temel sorulara cevap arıyordu: Bu ideoloji ve eylemlerin sonuçları, Eichmann ve diğer askerler tarafından da benimsenmekte miydi; yoksa bu kişiler, otoriteye boyun eğdikleri için mi soykırım yaptılar? Sıradan, zararsız bir insan, kendisi gibi bir insana acı çektirmekte ne kadar ileri gidebilirdi?

Bu deney şahsi düşünce,  inanç ve görüşlerine rağmen, insanların gruba uyum sağlama ve otoriteye boyun eğme eğilimlerini analiz etmek için yapılmıştır. Yale’deki çalışma için denekler gazete ilanları ile bulunmuştur. Normal bir hayata sahip 20-50 yaş arası erkekler seçilmiştir. Denekler seçilirken deney grubu içinde her eğitim düzeyinden insanların bulunmasına özen gösterilmiştir. Deneklere deneyin gerçek amacı söylenmeyip, deneyin öğrenme ve hafıza ile ilgili olduğu söylenmişti. Deney yöneticisi kura yolu ile kimin öğretmen kimin öğrenci olacağını belirliyordu. Oysa öğrenci rolünde olacaklar deneyin asıl amacından haberdardı. Bir yönetici, sözde denek olan bir öğrenci ile bir deneğe kura çektiriyordu. Oysa kurada hile vardı. Deneklere seçmeleri için kapalı iki kağıt gösteriliyordu. İkisinde de öğretmen yazıyordu. Denekler her halükarda öğretmen olacaktı. Her denek, öğrenci olan diğer kişinin kendisi gibi gönüllü denek olduğunu ve bu rollerin şans olduğunu zannediyordu. İşbirlikçi denek kendi kağıdında "öğrenci" yazıyormuş gibi rol yapıyordu; böylece katılımcının hep "öğretmen" olması sağlanıyordu.

Deneyden önce "öğretmen"e 45 voltluk bir elektrik şoku uygulanarak "öğrenci"ye uygulayacağını sandığı şokun etkisi gösteriliyordu. İşbirlikçi olan öğrenciye aynı düzenek kuruluyordu. Sonra iki deneğin arasına paravan çekilip   "öğretmen" ve "öğrenci" birbirini duyabilecek ancak göremeyecek şekilde ayrı odalara alınmış oluyordu.

Elektrik şoku veren makinede 15’den 450’ye kadar çeşitli voltaj seviyelerine ait düğmeler vardı. Denekten, diğer tarafta elektro şok makinesine bağlanan öğrenciye, elindeki kağıttan sorular sorması isteniyordu. Yanlış cevapta öğrenciye elektrik şoku vermesi ve her yeni yanlış cevapta da bu şokun voltajını 15 volt artırması isteniyordu.  Denekler, öğrencinin verdiği her yanlış yanıta karşılık onun gerçek şoklara maruz kaldığını sanıyorlardı. Gerçekte ise şok uygulanmıyordu. Tamamen mizansendi. İşbirlikçi denek, gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu. Bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyordu. Voltajın birkaç defa artırılmasından sonra aktör, kendisini yan odadaki denekten ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu. Denek herhangi bir seviyede deneyi durdurmak isterse ona şu cümleler söyleniyordu;

Lütfen devam edin.

Deney için devam etmeniz gerekiyor.

Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.

Başka seçeneğiniz yok, devam etmek zorundasınız.

Denek bu uyarılara rağmen durmak isterse deney durduruluyordu. Aksi takdirde, denek en yüksek şok seviyesi olan 450 voltu 3 kere art arda uygulayana kadar deney devam ediyordu.

Milgram, deney gerçekleştirilmeden önce Yale Üniversitesinin psikoloji öğrencisi ve akademisyenlerine sonuçların ne olacağına yönelik bir anket yapmıştır. Ankete katılan kişilere 450 voltluk maksimum şoku, böyle bir deneyde uygulama ihtimallerini 0'dan 4'e kadar 5 kademeli bir puan değeri üzerinden değerlendirmelerini istemiştir. Ankete katılanların hepsi 0 ile 3 arasında puanlar vermiş, genel ortalama ise 1,2 çıkmıştır. Yani neredeyse hepsi; bu kadar yüksek bir dozun sadece emirler öyle söylüyor diye uygulanmayacağını iddia etmiştir. Ayrıca Milgram psikiyatrlara da sözlü bir anket yapmıştır. Onlar da kimsenin en yüksek dozu vermeyeceğini düşünmüşlerdir.

Ancak deney sonuçları bunun tam aksini gösteriyordu. Her ne kadar hemen hepsi bundan rahatsızlık duyduğunu belirtse de, deneklerin %65'i, yani 40 denekten 26 tanesi emirlere uyarak 450 voltluk inanılmaz yüksek şiddetteki elektriği öğrenci konumundaki aktöre uygulamıştır. Deneklerden hiçbiri 300 volt sevisinden önce deneyi bırakmayı istememiştir. Farklı zamanlarda yapılan benzer birçok deneyde de bu korkunç tabloya benzer sonuçlar ortaya çıkmıştır.

Milgram, "İtaatin Riskleri" başlıklı makalesinde, deneklerin kötülük yaptıklarını düşünmediklerine dikkat çekmiştir. Bir zulmün parçası olan sıradan insan, sadece görevini yaptığını düşünüyor; böylece, içinde herhangi bir nefret ve düşmanlık hissetmeden de muazzam bir yıkıcılığın parçası haline gelebiliyordu.

Üstelik burada şöyle bir ayrıntı da vardı. Denek, öğretmen rolünü kurayla kazandığını düşünüyordu. Yani aslında elektrik şoku verilecek öğrenci de olabilirdi. Böyle bir durumda yan odada elektrik şokuna maruz kalan kişinin kendilerinin de olabileceklerini bildikleri halde empatik davranış göstermiyorlardı. Bir hiyerarşinin emrini yerine getirdiğini düşünen kişi oluşan her türlü zalimlikten kendini sorumlu görmüyordu.

Bu sonuçlara göre Milgram; bireyin karar vermeyi, gruba ve hiyerarşik düzene bırakacağı sonucuna varmıştır. Boyun eğmenin ana unsuru, bireyin başkasının emirlerini yerine getirmesinden dolayı kendini yaptığı davranıştan sorumlu görmemesidir. Adolf Hitlerin dediği gibi; “İnsanların çoğunun muhakeme yeteneğinin olmaması muktedirler için ne büyük nimettir.”

Düşünün! Belli bir gruba uyum sağlarken, belli bir otoriteye koşulsuz itaat ederken, siz hangi kötülüklere alet oluyorsunuz?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner189

banner185

banner188