banner214

LGS, Liselere Geçiş Sistemi’nin kısaltmasıdır. Daha önce de SBS, TEOG gibi farklı isimlerle ama benzer şekilde uygulanan bir seçme sistemdir. Yani sınav odaklı eğitim sistemimizin merkezinde yer almaktadır.

Bilindiği üzere geçen hafta pazar günü LGS yapıldı. Ortaokulların 8. sınıfında bulunan çocuklarımız bir üst kademede hangi okulda devam edeceklerini belirlemek amacıyla bu sınavdaki yerlerini aldılar. Öğrenciler ‘nitelikli liselere’ girebilmenin hayali ile ter döktüler. Sınav başlangıç zili ile başladı ve son ana kadar heyecanını korudu. Yıl boyunca yarış atı gibi sürekli koşturularak sınava hazırlanan çocuklarımızın velileri ise okulların önünden bir an bile ayrılamadılar. Çocukları içeri de onlar dışarıda bir umudun peşinde dakikaların geçmesini beklediler.

Ve sonunda sınav bitti… Geleceklerini şekillendirecek olan bu sınavdan çocuklarımız yüzleri asık, moralleri bozuk çıktılar. Ağızlarından çıkan ilk söz ‘matematik çok zordu’ cümlesi oldu. Aileler ‘canın sağ olsun’ temennisi ile evlerine döndüler.

Çalışarak, emek vererek kazanılacağına inanmış birçok genç, bu sınavdan hayal kırıklığına uğrayarak çıktılar. Sebebi ise sınavda sorulan soruların zorluğuydu. Soruların zorluk seviyesi üniversite sınavında çıkan sorular gibi olunca çocuklarımızda özgüven kaybı meydana geldi. Hayatın sınavlardan ibaret olmadığını düşüncesi, hayatın kolay sınavlardan ibaret olmadığı fikri ile yer değiştirmiş oldu.

Sınav sorularının özellikle matematik sorularının zorluğuna ilişkin eğitim yazarı Abbas Güçlü’nün ‘Nasa’ya astronot seçercesine zor’ ifadesi ve Prof Dr Necati Cemaloğlu’nun ‘LGS’de matematik sorularının tamamını yapan öğrenciler, devlet tarafından korumaya alınmalı’ önerisi sınavın zorluğu hakkında öğrencileri haklı çıkarır nitelikteydi.

İlkokul 1.sınıftan itibaren beceri temelli, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre planlanmaya çalışılan ve doğruluğu genel kabul gören eğitim sisteminin 8. sınıfta bir sınav ile değerlendirilmeye çalışılması yaşanılan çelişkinin göstergesidir. Eğitim-öğretim etkinliklerinin temel amacı olan ‘iyi insan, iyi yurttaş’ yetiştirme çalışmalarının, sınav odaklı eğitim sistemi karşısında çaresiz kalışının en somut örneğini LGS sınavından sonra tekrar yaşamış olduk. Sınırlı kontenjanla öğrenci alacak olan ‘nitelikli liselere’ en çok doğru yapanların seçilmesi mantığına göre ‘nitelikli öğrenci’ tanımı da bu duruma göre şekillendirilmek istenmektedir.

Ülkenin her yerinde verilen eğitimin niteliği ve öğrencilerin nitelikli eğitime erişebilme durumu da ayrı bir tartışma konusu olmalıdır. Her öğrencinin ‘nitelikli’ eğitime ulaşabildiği halen tartışma konusuyken LGS sınavında bu zorluk seviyesinde sorular sormak özellikle de salgın döneminde eğitimde fırsat eşitsizliğini daha çok gözler önüne sermiştir. Özel okullarda ve özel destek alarak sınava hazırlanan öğrenciler ile diğer öğrencilerin aynı sınavda ter dökmesi sosyal adaletsizliğin de göstergesi olmuştur.

‘Mutlu Çocuk Öğrenir’ cümlesi bir slogandan öte çocukların okullara bağlılığını da gösteren bir ifadedir. Çocuklar sevdiği öğretmenin dersine daha iyi hazırlanır. Sevdikleri derslerde de daha başarılı olurlar. Ancak LGS sonrası çocuklarımızda öğrendiklerine ve yapabileceklerine ilişkin oluşan özgüven kaybı onları mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürüklemektedir. Çocuklarımız eğitim öğretim faaliyetlerinden soğutulmaktadır. Sorulan soruların bu denli zor olmasının pedagojik olarak açıklamasının, yetkililerce yapılması gerekmektedir.

Çocuklarımızı değerlerimizden ve eğitimin asıl amacından uzaklaştıran sınav odaklı eğitim sistemi yaklaşık yarım asırdır etkisini her alanda göstermektedir. Yarış atı misali kendilerini bir yarıştan diğer yarışa koştururken bulan çocuklarımız ve gençlerimiz toplumun gerçeklerinden uzaklaşmaktadır. Sınırlı kontenjanlı liselere öğrenci seçme telaşı nedeniyle birçok zeki, başarılı, çalışkan ve toplumda fark yaratacak gencimiz yok sayılmaktadır. Ailelerin ise çocuklarının eğitim öğretim hayatına ilişkin endişeleri her geçen gün artmaktadır. Aileler sınavların adil olmadığını düşünmektedirler. Verilen eğitimin karşılığının sınavda çıkan zor sorular olmadığını belirtmektedirler. Bu soruları takviye almayan ve devlet okullarında okuyan öğrencilerin yapmasının çok zor olduğuna inanmaktadırlar.

Öğrenci velilerinin haksız olmadıklarını belirtmek isterim. LGS’ de sorulan sorularla hangi sosyoekonomik düzeyden ailelerin çocuklarının seçilmek istendiğinin de düşünülmesi gerektiğine vurgu yapmak isterim.

Yazımızın son cümlesinde milli eğitim bakanımızın bir cümlesine yer vererek eğitimde hedeflenenler ile uygulananlar arasındaki farklılığı vurgulamak istiyorum.

‘Herkesin eğitim ve öğretime eşit ve adil şartlar altında erişmesi, çağın gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip olan bireylerin yetiştirilmesi genel önceliğimizdir!’ (Z. Selçuk)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner233

banner255