banner321

İnsanoğlunun ölüm ile sorunu, ölümü kavrayacak bilinç düzeyine geldiğinden bu yana devam ediyor demek yanlış olmaz sanırım.

Ölümün yok edici gücünün karşısındaki çaresizliğinin farkına vardığı andan itibaren çıkar yol arayışına giren insanlar, önce mit ve masallara başvurmuşlar ki hala önemli bir yer tuttuğunu söyleyebiliriz. Daha sonraları inanç sistemleri ve tek tanrılı dinlerle de bu soruna çözüm aramışlardır..

İlk dini inanışlardan bugünkü tek tanrılı dinlere kadar hemen tüm dinlerde ölümden sonra tekrar diriliş vardır.

Mısır’daki dev piramitler, piramitlerdeki mezar odalarındaki eşyalar ölümün yok ediciliğine aranan çarelerin göstergelerindendir.

Gılgamış destanı örneğin ölümsüzlüğün arayışıdır, ölümü def edebilmek için…

Lokman Hekim bizi kültürümüzdeki ölüme çare arama efsanesidir.

Çin’de ölümden sonraki dirilişe olan inanç binlerce heykel askerden oluşmuş bir ordunun üretilerek kralın mezarına gömülmesine neden olmuştur.

Hint felsefesine ise ölüme çare reenkarnasyon ile bulunmuştur.

İnsanların çare arayışlarını bıkmadan, usanmadan sürdürmelerinin bir sonucudur edebiyat ve sanatın da bu işe karışması.

Karışma ama ne karışma…

Aranan ölüme çare değildir artık…

Ölüme başkaldırıdır…

Ölüme meydan okumadır…

Ömrü, insanın yaşam süresini kat be kat aşacak eserler üreterek…

Örneğin Altamira mağarası duvarlarına binlerce sene önce resimler yapan insanlar isimleri bilinmese de hala anılmakta, yapıtları bu gün de yaşamaktadır.

Günümüzden binlerce sene önce yazılan İlyada,  yazarı Homeros’u ölümsüz kılmıştır.

Edebiyata girer isim yazmaya başlarsak içinden çıkamayız; yüzlerce, binlerce yazar bu dünyayı terk edeli uzun seneler olsa da kaleme aldıkları eserleriyle hala hayattalar.

Davud Heykeli Michelangelo’nun adının hala anılmasını sağlarken Mona Lisa Leonardo Da Vinci’ yi ölümsüzler kervanına katmaya yetmiştir.

Mevlana’nın mesnevisi, Yunus Emre’nin şiirleri, Karacoğlan’ın türküleri, Pir sultan Abdal’ın şiirleri, kendilerini üretenlerini eserlerinde yaşatmaya devam etmektedir.

Bilimin bigane kalması tabii ki beklenemez…

İnsanlık tarihini değiştirecek büyük buluşlar yapan, bilime katkılarda bulunan kişiler ölüme karşı yaptıkları savaşta, ölümlerinden sonra da adlarının yaşamasını sağlayarak zafer kazanmışlardır. Sokrates, Thales, Pisagor, Aristo, İbni Sina, Piri Reis, Kepler, Newton, Edison, Einstein ve daha niceleri…

Bilimin ve teknolojinin bu günkü düzeyi ve gelişmesindeki artan ivmesi ise daha somut çareler üreteceği vaadinde bulunmaktadır.

Ölümsüzlüğe çare arayışını hedeflemese de toplumu derinden etkileyecek işler yapan insanlar da ölümsüzleşirler: II. Ramses, Spartaküs, Kleopatra, Sezar, Atilla, Cengizhan, Alpaslan, Çakabey, Fatih Sultan Mehmet, Napolyon ve Mustafa Kemal Atatürk gibi tarihsel kişiler yaptıklarıyla insanlık geçmişine silinmez izler bırakarak isimleri ölümsüzlük listesinde yer almıştır.

Felsefenin ölüm sorunsalına girersem çıkamam, o felsefecilere kalsın.

Yine de son sözü felsefecilere bırakalım ve Romalı şair, felsefeci Lucretius’a kulak verelim:

"Ölümden korkmaya gerek yoktur. O geldiğinde 'ben' olmayacağım, ben varken zaten ölüm yoktur."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner291

banner323