banner214

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Des Moines Üniversitesi’nde Biyokimya ve Beslenme alanında çalışan Ph.D. Maria Barnes bu konuya değiniyor ve modumuzu yükseltmek istediğimizde neden zengin karbonhidrat içerikli yiyeceklere veya tatlı gıdalara yöneldiğimizin nörolojik açılamasını yapıyor:

“Yüksek yağ oranlı bir yemek yemek, hatta o yemeğin sadece fotoğrafını görmek bile, beynin ödül merkezini harekete geçiriyor ki uyuşturucular da tam olarak bunu yapıyor. Bağırsaktan gelen sinyaller beyne besinsel durumumuzun bilgisini veriyor ve beynin ödül merkezindeki dopamin etkinliğinden sorumlu beyin hücrelerini harekete geçiriyor. Rahatlatıcı yiyecekleri yedikten sonra bize mutluluk hissi veren de, o yiyeceği daha önce yediğimizde nasıl hissettiğimizi hatırlatarak daha fazla yeme isteği uyandıran da işte bu hücrelerden yapılan dopamin salınımı. Bu da bazı yiyecekleri düşünmenin veya kokusunu duymanın -aç olmasak dahi- neden şiddetli bir yeme isteği uyandırdığını açıklıyor.”

Barnes, bu durumun geçici bir stres yatıştırıcı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Ne yazık ki yüksek yağ oranlı gıdaların bu alışkanlığa bağlı tüketimi, zaman içerisinde kalp rahatsızlıkları ve obezite gibi negatif fiziksel sonuçlar doğurabilir.”

Diğer yandan her geçen gün bir yenisi eklenen bilimsel çalışmalar, sağlıklı beslenmenin akıl sağlığı için temel bir gereklilik olduğunu ortaya koyuyor. Yine bu çalışmalar gösteriyor ki, kronik stress, kaygı bozuklukları, majör depresif bozukluklar, otizm spektrum bozuklukları, bipolar bozukluk ve hatta şizofreni gibi psikiyatrik kondisyonlar da beslenme biçimimizden etkileniyor. Bu konuda son gelişmelere bir bakalım.

Beden için iyi olan zihin için de iyi

Sağlıklı bir ruh/zihin bütünlüğü için ideal beslenme şekillerinin inceleyen araştırmalar, çok da şaşırtıcı olmayan şu sonuca varıyor: Beden sağlığını destekleyen yiyecek ve içeceklerle akıl sağlığını destekleyen yiyecek ve içecekler aynı.

Hastaları -örneğin- anlık rahatlatıcı besinler yerine sebze veya meyve tüketimine ikna etmek, zihinsel yapılarını da destekleyici ve geliştirici olacaktır.

Kanada’da yaklaşık 300 kişilik bir ekip ile yapılan bir araştırmada ise şu verilere ulaşılıyor: Sebze ve meyve tüketiminin arttırılması depresyon ve anksiyete (kaygı) riskini düşürüyor. Hatta, beslenmenin etkisinin yaş, cinsiyet, gelir, eğitim, fiziksel aktivite, kronik hastalık ve sigara kullanımı gibi etmenlerden daha etkin olduğu ortaya çıkıyor.

2013 yılında 281 genç-yetişkin üzerinde yapılan çalışma ise, deneklerin daha fazla meyve ve sebze tüketimi yaptıkları günlerde kendilerini daha iyi hissettiklerini ortaya koyuyor. Meyve-sebze tüketimi bir sonraki günün ruh halini bile etkiliyor. Araştırmacılar, pozitif bir zihin için günde yedi ila sekiz porsiyon sebze-meyve tüketilmesini öneriyor.

15 binden fazla katılımcının yaklaşık 8 buçuk yıl boyunca takip edilmesi ile yapılan bir başka çalışmada ise, Akdeniz tipi veya Amerikan Sağlıklı Yeme İndeksi’ne göre beslenmenin depresyon riskini düşürdüğü görülüyor. Peki bu farklı beslenme tiplerinin ortak özelliği ne? Her ikisi de meyve ve sebze ağırlıklı, kuruyemiş ve bakliyatlar sıkça kullanılıyor, sızma zeytinyağı gibi doymamış yağlar yer alıyor ve balık gibi omega-3 yağ asidi içeren gıdalar tüketiliyor. Ayrıca bu beslenme tiplerinde alkol tüketimi sınırlı düzeyde tutulurken işlenmiş et, rafine karbonhidrat ve şekerli gıda tüketimi ise çok düşük seviyede.

Batı tipi beslenme öğrenmeyi, hafızayı ve ruh halini olumsuz etkiliyor

Bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım. Avustralya’daki muazzam bir çalışma, kırmızı et, kızartılmış yiyecekler ve gazlı içeceklere dayalı Batı tipi beslenmenin etkilerini gözler önüne seriyor. Batı tipi beslenme, beynin öğrenme, hafıza ve mod düzeninden sorumlu alanı hipokampusu olumsuz yönde etkiliyor. MR verileri kullanılarak yapılan çalışmada araştırmacılar 4 yıl ara ile gönüllü deneklerin hipokampus hacimlerini ölçüyorlar. Bu ölçümler sonucunda Batı tipi diyet ile beslenenlerin sol hipokampus hacimlerinin ortalamada 52,6 milimetre daha küçük olduğu ilişkilendiriliyor. Bu sonuçlar yaş, cinsiyet, eğitim, iş, depresif semptomlar ve tedaviler, fiziksel aktivite, sigara kullanımı, hipertansiyon ve diyabet gibi etmenlerden bağımsız olarak elde ediliyor.

Peki ya çaresi? Elbette sağlıklı beslenme. Her ne kadar hipokampusun hacmi yaşlandıkça doğal olarak küçülse de araştırmalar, sebze-meyve, salata ve ızgara balık gibi sağlıklı bir diyet temelinde beslenildiğinde sol hipokampus hacminin ortalamada 45.7 milimetre daha geniş olduğunu gösteriyor.

Böylece eskilerin şu sözü de kanıtlanmış oluyor: “Ne yersen, O’sun.” Fakat şunu da ekleyebiliriz: Yediğin gibi düşünür ve hissedersin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner216

banner211