Mersin yapsatçı anlayışın ürünü estetikten yoksun çirkin beton yığınlarıyla bezenmeden önce Akdeniz şirin bir bölgesiydi. Günümüzde ucu bucağı görülmez olan bu kent, öylesine naif ve mütevazıydi ki Hermann Jansen tarafından 1938 yılında hazırlanan planda, şimdilerde Toros Devlet Hastanesi olarak anılan yer ve çevresi Tayyare Meydanı, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’nın kuzeyindeki 23 Evler civarı ise Amele Mahallesi olarak öngörülmüştü…

Kendine özgü mimarisi ve bitki örtüsü, hoşgörü ekseninde şekillenen insan ilişkileri Çukurova’nın yakıcı sıcak günlerini bile serin kılardı!

Baharın geldiği portakal çiçeklerinin kokusundan, yazın yaklaştığı ise dutların olgunlaşmasından anlaşılırdı.

Dut deyip geçmeyin sakın, narenciye ağaçları gibi dutlar da olmazsa olmaz öğesiydi birinci ve ikinci kuşak kent evlerinin; her evin bahçesinde dut olduğunu söylemek belki biraz iddialı olabilir, ama her sokakta mütevazı evlerin bahçelerinde dallarında yiyecek saklanan tel dolapların sallandığı en az 3-5 kök devasa dut vardı.

Mayıs ayının ilk haftalarında olgunlaşmaya yüz tutan beyaz, siya ve pembe dutlar ilk önce haylaz çocukların saldırısına uğrar, daha sonra da ağaçların altına gerilen temiz örtülere silkelenip tabak tabak konu komşuya dağıtılırdı. Boşalan dut tabakları elbette başka yiyeceklerle doldurularak sahiplerine geri gönderilirdi.

Anadolu’nun sebil ve bölüşüm geleneğinin en güzel örneğinin göstergesi olan dut ağaçları da zamanı şekillendiren tüketim kültürüne yenik düştü!

Betonlaşmayla birlikte narenciye bahçeleri gibi dutlar da kesilerek yok edildi. Dut ağaçlarının güzelliğinden yoksun büyüyen günümüz insanları, meyvesini artık şu günlerde kaldırımlara kümelenen satıcı köy kadınlarının önlerine dizdikleri plastik kutularda görebiliyorlar!

Bir zamanlar almadan vermenin en güzel örneği sebilin simgesi olan dut, tüketim histerisinin dayatması plastik kâselerde pazarlanan ürüne dönüştü; ne yaman bir çelişki değil mi?

Ne acıdır ki insanlığın bazı renkleri ve hasletleri bu aymazlığa kurban giderken, naif yaşam biçimlerini de sonlandırıyor!

Gölgelerinde oturup, dallarında cambazlık yaptığımız dut ağaçlarını bugün ilaç için arasanız da bulamazsınız!

Önlerine dizdikleri kaselerle kaldırımda umutla bekleyen köylü kadınlarını her görüşümde belleğime kazınan geçmişe dönük o güzellikleri yüreğim ezilerek anımsarım!

Çileli Anadolu kadınlarının, bir zamanlar konu komşuya tabak tabak dağıtarak almadan vermenin hazzını doyasıya yaşadıkları dutları, şimdilerde geçimlerini sağlamak için satmak zorunda kalmaları kadirbilmezliğimizi gözler önüne seriyor!

Ben dutun plastik kâselerde satılmadığı,  kumsalının taş yığınlarıyla doldurulmadığı, betonun hoyratlığına uğramamış kiremit çatılı evleri, kargıdan yapılmış huğlarıyla sakinlerini kucaklayan Mersin’i özlemle arıyorum!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.