Koronavirüs salgınıyla ilgili son birkaç günde ortaya çıkan ve bugüne kadar pek te konuşulmayan gerçekler, güvenilir ve saygın kuruluşların duymaya alışık olmadığımız ölçüdeki hayli sert yeni uyarıları normalleşmeyi ekonomilerinin kurtuluşu olarak gören tüm ülkelere işin şakaya gelir yanı olmadığını göstermeye çalışan tarihi derslerle dolu..

Örneğin Dünya Sağlık Örgütü' nün düne kadar salgınla baş edecek en önemli silah kabul edilen aşıya bel bağlanmaması gerektiği itirafı..

4 Ağustos 2020 tarihli açıklama aynen şöyle:

"Pandemi konusunda sorunu çözecek sihirli anahtar henüz bulunmadı, belki de hiçbir zaman olmayacak"

Sihirli anahtar diye bulunacak aşıdan söz ediliyor. Ve dünyayı kurtaracak aşının belki de hiçbir zaman bulunamayacağı anlatılmaya çalışılıyor..

Ekonomilerin çöküşüne karşı tüm tedbirleri göz ardı edip, deyim yerindeyse "nerede kalmıştık?" havasında yeniden normale dönen tüm ülkelerde son günlerde eskisinden çok daha yükseklere çıkan vaka sayıları bundan böyle eski yaşamların hayal olduğunu basit ve bariz biçimde yeterince anlatıyor..

Üstelik bilim insanlarının iğneyle kuyu kazar gibi yaptığı veri analizleri, ABD' den Çin' e, Almanya' dan İtalya' ya, İran' dan Rusya' ya neredeyse tüm ülke yönetimlerinin yalan söylediğini ortaya koyuyor..

Örneğin İtalya'da antikor testleri üzerinden yapılan araştırma vaka sayılarının açıklananların 6 katı olduğunu gösteriyor..

Kısaca İran'dan Çin' e, İtalya'dan İspanya' ya, İngiltere'den ABD' ye tüm resmi makamların verilerle oynadığı ve vaka ile ölüm sayılarının resmi açıklamaların aksine gerçekte 4 ila 6 katı daha fazla olduğu artık somut gerçek..

Wuhan' dan yola çıkarak günlerle ifade edilecek hızda dünyaya yayılan ve dünya genelinde tüm insanları aylarca eve hapseden koronavirüs belasıyla ilgili iyimser tahmin, salgının yaz aylarının gelmesiyle hafifleyeceği, ardından aşının bulunmasıyla kış ayına hazırlıklı girileceği yönündeydi..

Oysa son birkaç günde yapılan açıklamalar, sanılanın aksine ikinci dalga gelinceye kadar daha ciddi hazırlık için vaktimiz olduğu iddiasının tutarlı yanı olmadığını ortaya koyuyor..

Üstelik açıklamalar ekonomiyi kurtarma adına hayatı yeniden normalleştirme adımları atan ülkelerin resmi ağızlarınca yapılıyor..

İşte sıcağı sıcağına birkaç haber:

" Fransa'da bilim kurulu, koronavirüse karşı ülkenin "her an" kontrolü kaybedilebileceği uyarısında bulundu. Paris sokakta maske zorunluluğu getirmeye hazırlanıyor."

" Filipinler'de ikinci dalga pandemi endişesiyle on milyonlarca kişiye yeniden sokağa çıkma yasağı getirildi."

"İran'da 2700'den fazla vakayla, son bir ayın en çok sayıdaki Covid-19 vakası bildirildi. Ayrıca son gün 212 kişinin daha öldüğü açıklandı.

Yetkililer bugüne kadar 17.617 ölüm vakası tespit edildi derken BBC' nin ulaştığı resmi belgelere göre, 20 Temmuz itibariyle toplamda  42 bin kişi hayatını kaybettiği ortaya çıktı."

En çarpıcı değerlendirmelerden birini de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri yapıyor ve tarihi uyarıda bulunuyor:

"Pandemi nedeniyle eğitim alanında ortaya çıkan risk gösteriyor ki, Şu anda görülmemiş düzeyde bir insan potansiyelini harcayacak, onlarca yıllık gelişmenin altını oyan ve eşitsizlikleri körükleyen, bir kuşağı etkileyen felaketle karşı karşıyayız."

Uyarı yerinde ve eğitim döneminin yaklaşması nedeniyle zamanında yapıldı..

Gerçekten de virüs henüz ortaya çıkmamışken zaten, 250 milyon çocuk okula gidemiyordu. Salgını alt edemezsek milyarlarca çocuğa eğitim verilmesi olanaksız hale gelecek..

Derlediğim açıklama ve haberlerden çıkarmamız gereken derseleri özetleyeyim:

- Salgın bırakın etkisini azaltmayı ciddi oranda vaka sayısı artışıyla hız kazanmış bulunuyor..

- Aşıya fazla bel bağlanmaması gerektiğini Dünya Sağlık Örgütü ilan ediyor..

Önümüzde fazla seçenek te yok; ya yeniden karantinalarla evlere kapanacağız ki bu ekonomilerin bir başka ifadeyle ülkelerin iflası demek..

Ya da oturup koronavirüsün kısa zamanda mutasyona uğrayıp, daha uysal hale gelmesi, örneğin grip gibi daha az hasarla atlatılması için dua etmek..

İyi de bu gerçekleşmezse ve tıpkı veba gibi yüzlerce yıl bu belayla yaşamak zorunda kalacaksak, ne yapacağız?

Sadece yaşamımızı değil, kentlerimizi de baştan aşağı değiştirmemiz, tehdide karşı yeniden organize olmamız gerekiyor..

Nasıl mı?

Yeni gelişmeler ışığında soruya yanıt bulmaya çalışacağım ama sonraki makalede..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.