banner214

Latince istenmeyen adam demektir. Bu tabir özellikle diplomatlar İçin kullanılır ve bir ülkede olumsuz eylemlerinden dolayı büyükelçiler bu tabirle sınır dışı edilir. Ya o ülke o büyükelçiyi sınır dışı eder veya kendi ülkesi büyükelçisini geri çeker.

Avrupa ülkesi 10 büyükelçi Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması İçin hükümete bir çağrı yaptı. İçlerinde ABD, Kanada, İsveç, Almanya gibi ülkelerinde bulunduğu büyükelçiler AİHM kararlarının uygulanarak Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını istedi.

Büyükelçilerin bu çağrısı içte ve dışta büyük tartışmalara neden oldu. İlk önce Afrika’ya ziyaret öncesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu büyükelçilere iç işlerimize karışıyorlar diye açıklama yaptı. Daha sonra Eskişehir’de bu büyükelçilerin istenmeyen kişi ilan edilerek ülkelerine gönderilmesi için Dışişleri bakanına talimat verdiğini açıkladı. Şimdi gözler dışişleri bakanlığında. Basından takip ettiğimize göre bürokratlar bu işten vazgeçilmesi İçin ikna etmeye çalışıyorlarmış.

Mısır’la da böyle bir sorun yaşadık ve her iki ülke de karşılıklı olarak büyükelçileri yolladı. Bu  birçok ülkede uygulanan bir yasal yöntem. Özellikle bazı ülkelerin büyükelçileri ajan görevi gördükleri için sınır dışı edilmişlerdir. Hiç bir ülke kendi iç işlerine karışılmasana ve aleyhinde eylemlerde bulunmasına izin vermez. Ama maalesef bu oluyor.

Bu olayı iki yönden değerlendirmek lazım. Birinci olarak bu 10 büyükelçinin yaptığı bu teşebbüsü kabul etmek mümkün değildir. Hiç bir ülke bize dışarıdan talimat veremez. Bizim hukuk sistemimize müdahale edemez. İç işlerimize karışarak bize ayar veremez. Bu diplomatik kurallara aykırıdır. Bu büyükelçiler kendi ülkelerine sormadan bu girişimi yapamayacaklarına göre iş daha da vahim hale geliyor.

İkinci olarak değerlendireceğimiz konu ise Osman Kavala meselesidir. Osman Kavala ilk önce Gezi olaylarını yönlendirmekten tutuklandı. Bu davadan beraat etti. Tam cezaevinden çıkacağı zaman bu seferde FETÖ’ye yardım ve yataklık etmekten tutukluluğunun devamına karar verildi. Bundan da beraat etti ama bu seferde ajan olmak suçuyla tutukluluğu devam etti. AİHM bu uzun tutukluluğu öne sürerek Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını istedi am bizim mahkemeler buna uymadı. Hala bu konu AİHM gündeminde olup konuyla ilgili müzakereler devam etmektedir.

Osman Kavala’yı tanımam bilmem. İlk defa tutuklanmasından dolayı basından takip ediyorum. Onun terörist mi, Sorosçu mu olduğuna dair bir bilgiye şahit değilim. Bildiğim tek konu rahmetli ünlü yazar Tarık Buğra’nın damadı olması. Eşi şu anda Boğaziçi üniversitesinde Prof. Dr. olarak çalışmaktadır. Sağ kesimin entelektüel bir yazarı olan Tarık Buğra’nın yazılarını takip eden ve tüm kitaplarını okuyan biri olarak şunu söylemek istiyorum, şayet bu Osman Kavala karanlık bir kişiyse Tarık Buğra bu şahsa kızını asla vermezdi.

Gelelim tekrar esas büyükelçiler konusuna. Galiba dünyada ilk defa bu kadar büyükelçi istenmeyen kişi ilan ediliyor. İster istemez bunun yankıları içte ve dışta büyük olacak. Şimdi şayet bu büyükelçiler sınır dışı edilirse söz konusu devletlerde bizim büyükelçilerimizi sınır dışı edebilir. Bu çok büyük bir diplomatik krize neden olabilir. Özellikle ülkemizi dünyadan tecrite dahi götürebilir. Zaten ülkemiz gri kategoriye alınarak özellikle dış borç alma imkanı elinden almaya çalışılıyor. Birde bu büyükelçiler sınır dışı edilirse bizim ekonomimize büyük bir darbe olur. Üstelik tamda bu dönemde Halkbank davasına Türkiye’nin yapmış olduğu itiraz reddedilip davanın devamına karar verilmiş ve ayrıca kredi musluklarının kesilmesi kararı çıkmışken böyle bir adımın bizi dünyadan tamamen soyutlayacağını öngörmemek mümkün değildir.

Uzun bir süredir içte ve dışta hukuk sistemimize dair ciddi eleştiriler gelmektedir. Uzun tutukluluk süreleri ve bir türlü bitirilemeyen davalar nedeniyle AİHM tarafından ceza alıyoruz. Özelikle hukukun siyasallaştığına ve talimatla iş yaptığına dair hem içte, hem de dışta yaygın bir kanaat oluşmuş vaziyette. Burada yapılan çalışmalarda Türk hukuk sisteminin çok gerilerde negatif bir seyir işlediği belirtiliyor. Bu ise insanlarda hukuka olan güveni azaltıyor. Davaların uzun sürmesi ve bir türlü sonuçlandırılmamalısı nedeniyle sürekli eleştiriliyoruz. Yargı bağımsızlığı ve hakimlerin coğrafi güvenliği her alanda tartışma konusu yapılıyor. Hükümet bu konularda birçok kere yargı reformları yapmasına rağmen konu tartışılmaya devam ediyor. Özellikle muhalefet bu konularda endişelerini sık sık dile getiriyor ve yargının siyasallaştığını söylüyor.

Türkiye AİHM’ne üye olmuş ve altına imza atmıştır. AİHM kararları tartışılmaz ve verilen kararlar derhal yerine getirilir. Şayet getirilmezse ülkemiz bir çok tazminata mahkum edilir ve ediliyor. Hal böyleyken ya AİHM’den ayrılacağız veya kararlarını uygulayacağız. Bu bizim açımızdan zor bir dönemeçtir. Hukuk sistemimizi Avrupa standartlarına göre yapılandıramazsak ne yazık ki bu eleştirilere sürekli muhatap olacağız.

Bir ülkede hukuka güven azalmışsa insanların adalet arayışı zora girer. Bizim bu kendini bilmez büyükelçilere vereceğimiz en büyük cevap adalet anlayışına yerli yerinde kullanarak olabilir. Önce tutuklayıp sonra dava ihdas etmek hukuk açısından felaketlere sebep olabilir. Adalet anlayışı zedelenen ülkeler üçüncü sınıf kategorisinde değerlendirilir. Aksi taktirde bu tür belki amacını açmış müdahalelere sık sık maruz kalmaya devam ederiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner227

banner233

banner255

banner231