banner214

İnsanoğlunun sınırsız tüketme arzusuna karşılık doğadaki kaynakların kıt olması iktisatçıların temel inceleme alanını oluşturmaktadır. İnsanoğlunun sınırsız tüketim ve hep daha yeniye ulaşma arzusu israfı da beraberinde getirmektedir. Kapitalist ekonominin insanlar üzerinde oluşturduğu tüketim algısı sonucunda insanlar daha çok çalışmayı, daha fazlasını elde etmeyi önce ailelerinden öğrenirler sonra da okullarında öğrenmeye devam ederler. Bu şekilde yetişen bireyler ise bencilleşerek, kendi varlıkları dışında hiçbir şeyi önemsemezler. Apolitik, asosyal hale gelen bireyler kendisi için hep daha yenisine, daha iyisine, en son çıkana ulaşma arzusu ile çabalamaya devam ederler. İnsanlar ceplerinde olmayan paraları harcayarak geleceklerini de ipotek altına alırlar. Aslında insanoğlu için sınırsız tüketme arzusu diye bir kavram yoktur. Bu kavram toplumları tüketime yönlendirmek için oluşturulmuştur. İnsanların ihtiraslarından faydalanarak onları hiç giyemeyeceği kadar elbise almaya, tüketemeyeceği kadar besin almaya, en son çıkan elektronik aletlere sahip olmaya yönlendiren bu sistemde paylaşımdan ve ortak yaşamdan hiç bahsedilmez.

Tüketim çılgınlığına kapılmış toplumlarda insanlar lüks ve israf düzenine özendirilirler. Zenginlik itibarlı olmanın göstergesi haline gelmiştir. En eğitimli insana değil en çok para kazanan insana değer verilmeye başlanır. Toplumsal kokuşmuşlukta bu aşamada su yüzeyine çıkar.  Çocuklarımız en üretken olmaya değil en zengin olmaya yönlendirilir. Zengin olmak için her yol mubah sayılabilir. Tüketim toplumunun yaratmaya çalıştığı insan tipi, ‘midesi doysa da gözü doymayan’ türden olanlardandır.

Toplumda gözü doymayan insan tipleri çoğaldıkça haksızlıklar da artmaya başlar. Başkalarının hakkını gasp etmek, emeğini sömürmek doğalmış gibi karşılanmaya başlanır. Bir zümre sürekli zenginleşirken emeği sömürülen ve hakkı gasp edilen kesim ise her geçen gün fakirleşir. Gelir dağılımında yaşanan adaletsizlikler toplumdaki üreten ve tüketen dengesini de bozar. Toplumun büyük bir kısmı, azınlık bir zümrenin arzularını gerçekleştirmek için çabalamaya devam eder. Kamu yöneticilerinin de aynı doyumsuzluk içinde olması ise felaketin habercisidir. Kamunun yani halkın sahip olduğu malları kişisel malları gibi gören yöneticiler devletin ekonomisini de felakete sürüklerler. Kamu adına yapılacak işlerden kendilerine de çıkar sağlamaya başladıklarında ise vatandaşlarının mallarını kendi mal varlıklarına aktarmaya başlarlar. Bazı ‘beyni vücudunu terk etmiş ve düşünme yeteneğini başkalarına teslim etmiş’ kimseler ise ‘adamlar çalıyor ama çalışıyor da’ gibi hırsızlığı hakmış gibi gösteren sloganlar türetirler. İşte bu noktadan sonra çürümüşlüğü iliklerimize kadar hissetmiş oluruz.

İhtiraslarla bezenmiş soygun düzenine hiçbir ekonomik güç dayanamaz. Kendi lüks yaşamlarından ödün vermemek için halkın sırtına vergiler yüklemekten kaçınmayanlar halka kemer sıkma ve israfı önleme politikaları uygulatırlar. Kendileri son model makam araçlarından tasarruf etmezlerken halka bir ekmeği bile fazla görürler. Gözleri o kadar kibirle kaplanmıştır ki halkın feryadını hakaret kabul ederler.

İnsanca bir yaşam için asgari geçim isteyen halka, porsiyonları küçültme ve israfı önleme çağrısı yapanlardan, asgari ücret ile 1 gün geçinmesini istesek ne yapardı acaba?

Devletin kaynaklarını sınırsızca tüketenlerin neden halkın bir tas çorbasına göz koyduğunu anlayabilmek için alim olmaya gerek yoktur. Fakirleştirilmiş ve yardıma muhtaç bırakılan halkı yönetmek daha kolay olsa gerek…

Gözlerini hırs bürümüş ve toplumun malına göz dikmişlere, semt pazarlarından kalan artıklarla bir tencere yemek kaynatmaya çalışan anneleri hatırlatmak isterim. Bu annelerin kaynattığı tencereden çıkan porsiyonların gün geçtikçe küçüldüğünü belirtmek isterim.

Ekonomik dar boğazlarda uygulanan tasarruf tedbirleri ile vatandaşların cebine göz diken yöneticiler aynı zamanda eğitime yapılan yatırımlara da tedbir uygularlar. Bu durumda aklımıza ekonomik olarak fakirleştirilen halka aynı zamanda verilen eğitim hizmetlerinin de kısıtlanmasının da tesadüf olamayacağı gelir.

Devletin ve halkın malına göz koyanların mumu yatsıya kadar yanarmış. Gün gelecek ve halk gereken dersi onlara verecektir.

Ülkemizin geleceği için bugünden sonra porsiyonlarımı küçültmeye karar verdim. Nasıl mı?

Bugünden sonra:

Cahille selamlaşmayı tasarruf tedbirleri dahilinde kesiyorum,

İnanmadığım hiçbir söze zihnimde yer vermiyorum,

Eğitimsiz hiçbir politikacının sözlerini dikkate almıyorum,

Yalan haber yapan medyayı takip etmiyorum,

Dürüst olmayana sırtımı dönüyorum,

Takım tutar gibi siyasi parti tutanlarla sohbet etmiyorum

Koltuklara yapışanlara dönüp bakmıyorum,

Kişisel çıkarlarını toplum çıkarlarının üstünde tutanlara hakkımı helal etmiyorum,

Kendini devletten üstün görenlere gözlerimi kapatıyorum,

Toplumsal değerlere itibar etmeyen her kimse onunla ilişkilerimi kesiyorum…

Unutulmamalıdır ki;

Bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça kurtuluş yoktur.”(İ.İnönü)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner233

banner255

restbet