banner214
RESSAM TOR: "MERSİN KÜLTÜR SANATLA KALINACAKTIR"

İmece Kent Söyleşileri’nin bu haftaki konuğu Prof. Dr. Nurseren Tor, kent içinde yaptığı projelerden ve bu projelerde Mersin Üniversitesi’ne de nasıl yer verdiğinden bahsederken genç sanatçılar için de istihdam temennisinde bulundu.

-Nurseren hanım öncelikle sizi biraz tanıyalım. Nurseren Tor kimdir?

Şu an Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde çalışıyorum. Mersinliyim. Asıl işim resim yapmak. Ressamım. Bunun dışında da üniversitede öğretim görevlisiyim. Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde okudum. O zamanlar adı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Resim Fakültesiydi. Resim bölümünde okudum. Daha sonra malum 12 Eylül sonrası, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü oldu. Diplomamı da o şekilde aldım. Bir süre orada araştırma görevlisi olarak çalıştım. Sonra da yurtdışına gittim. Berlin Sanat Üniversitesinde aynı zamanda doktoramı yaparken Berlin’de yeniden lisans ve yükseklisans eğitimlerimi tamamladım. İspanya’da bir süre okudum. Bir süre Avrupa’da yaşadım diyelim. Daha sonra 98 yılında Türkiye’ye döndüm. Böylelikle Mersin Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Bütün bunların yanında kent için bir takım projeler geliştirdim. Çünkü Berlin’de yaşarken bir takım projeler içerisinde bulundum. Bursluydum. Burslu olmamın yanında da çocuklarla sanat terapisi yapıyordum. Aynı zamanda da sanat eğitmeni olarak görev yapıyordum bir okulda. İstismara uğramış çocuklar ile bu çalışmaları sürdürüyordum. Ondan kalan bir tecrübe ile, “kent içinde ne yapabilirim?” sorusuna karşılık projeler geliştirmeye başladım. Örneğin cezaevi projeleri. 2004 yılından beri cezaevinde çalışmalar yürütüyorum. Destekler buldukça, kendimde o potansiyeli buldukça ülkenin politik durumlarını gözeterek uygun ortamları buldukça cezaevinde çalışıyorum.

Bize ressam ve öğretim üyesi Nurseren Tor hakkında da bilgi verebilir misiniz?

Tor : Ressam olmak benim asıl görevim. Akademisyenliği de ikinci görevim olarak yorumluyorum. Çünkü bir eğitim misyonu içerisinde ben eğer bir sanatçı olarak kentin, ülkenin kalkınmasını istiyorsam bir eğitim camiasının içerisinde olmam gerektiğini düşündüm. Bir öğrenci yetiştirerek, sanatçı yetiştirerek  bu genç sanatçıların da ülkeye katkılarının nasıl olacağına dair çalışmalar yapıyorum. Çünkü gün geçtikçe kentteki kültürel yapıların geriye doğru gittiğini görüyorum. Eskiden kültürel yapı daha yüksekti bazı durumlara baktığımızda kent henüz gelişmeye çalışıyordu. Ama şimdi kültürel yapının yavaş yavaş aşağı indiğini görüyorum. Rüküşleşmeye doğru giden bir şey var ve buna karşı seyirci kalmak mümkün değil. Öyle olunca ben birçok projeyi de, cezaevi, AMATEM, sokak çocukları projesi gibi projelerle ilgilenmeye özen gösterim. Uray Caddesi’ndeki tarihi yapıları hedef alarak yaptığımız çalışmalar oldu. Canlı bir müzenin oluşturulması o yapıların yeniden faaliyete geçirilmesi için yaptık. Çünkü ölüyorlar. Ruh taşımayan binalar göçmeye mahkum, kaybolmaya mahkum ve buna karşı çıkarak onlara sanat aracı ile ruh vermek için, Uray Caddesi’nde büyük bir çalışma yapıldı. Çok başarılı geçti. Ondan önce aynı ruh konusunu sanat sokağında, sokak çocuklarıyla yapmıştık. Bu çocuklar kötü alışkanlık edinen ve anne-babası tarafından korunamayan çocuklardı. Sokak Çocukları Derneği de vardı. O dernek ile işbirliği içerisinde öyle bir çalışmayı başlatmıştık. Kanserli çocuklar için Tıp Fakültesi Çocuk Onkolojisi bölümüyle yaptığımız bir etkinlik de oldu. Hatta onlar küçük bir bina yapmışlardı bu çalışmaları orada yürüttük. Daha sonra ihtiyaçlar daha da arttı. Kentimizde müze yok mesela. Var olan müzeyi de Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Müdürlüğü yaklaşık 150 eseri ‘koruyamıyoruz’ diye götürdüler. Bu çok acı bir şey. Ve gün geçtikçe özel çalışan galeriler kapandı. Bu bir pazardır aslında, galeriler ne yapacak. Galerinin para kazanıyor olması lazım. Tamam sanatçıları korur, genç çocukları içlerine alır. Eserler satılır. Bu da bir pazar ve dönmesi lazım. Benim bildiğim Mersin, Türkiye’de Paris sıfatı gibi hep kullanılır. Ama bu demin de dediğim gibi kültürel çöküşün bir göstergesi olarak galerilerin kapandığını göstererek bu benzetmeyi kullanmak artık mümkün değil maalesef. Bunun yanında galeri olarak sayılan ama asla galeri olmayan Ticaret Sanayi Odası. Orası öylesine bir sergi salonudur. Galeri değildir. Galeri amacını güdemiyor. Profesyonel kataloğu yapılan, satış yapılan sanatçıyı el üstünde tutan bir şey yok. Tamam bir öğrencimiz çalışıyor güzel de götürüyor ama galeri değil. İçel Sanat Kulübüne de galeri deniliyor. Ama galeri değildir. İçel Sanat Kulübü bir dernektir. Kültür Sanat Derneğidir. Orası halka sanat etkinlikleri sunar. Ve bir bülten çıkarır. Galeri olsa sergi kataloğu yapar, davetiyeleri basar, kokteylini yapar, satar, koleksiyoneri ile iletişime geçer.  Büyükşehir Belediyesine ait Kongre ve Sergi sarayı adı üstünde sergi sarayıdır. Ama bu dediğim özellikleri taşımaz.

-Üniversite öğrencilerimizden söz edecek olursan Mersin’deki öğrenci potansiyeli nasıl?

Güzel Sanatlar Fakültesi 4 yıl eğitim veriyor. Başarılı çocuklar yükseklisans yapmaya hak kazandıysa bunu yapıyor. Onun da ötesinde doktora programımız var. Bunları yapıp akademisyen olmaya çalışıyorlar. Gelecek kaygısı içerisinde bunu yapmaya çalışıp bunun yarışına giriyorlar. İlk olarak tabii yapsınlar destekliyorum. Önemli çünkü bu eğitim camiası içerisinde bu çocukların gelişip burayı onlara emanet edebilme bağlamında söylüyorum. İkincisi sanatçı olarak da hayata atıldıklarında Mersin içinde faal oluyorlar çocuklar.  Kız öğrencilerimiz genellikle evlenip kayboluyorlar. Erkek öğrencilerimiz bir şekilde buradan kaçıp başka şehre gidebiliyor ya da eğitim pedagojisi varsa belki bir öğretmen olabiliyor. Bu da zor çünkü eğitim fakülteleri resim iş bölümü öğretmen yetiştiriyor. Biz öğretmen yetiştirmiyoruz biz sanatçı yetiştiriyoruz. Bu çocuklar sadece resim dersi verilen teknik bilgiler verilen özel okullarda çalışabiliyorlar. Şimdi, potansiyele gelince fakültemiz tercih edilen fakültelerden biriydi. Şimdi hem bu kentin kültürel yapısının düşmesi hem üniversitedeki sanata bakışı hem kentin sanata bakışı bu olayı çökertmeye başladı. Üniversite Don Kişotluk yaparak işliyor. Yani fakültemiz içerisinde çünkü biz öğrencilerle varız. Yetenek sınavı ile öğrenci alıyoruz. Bu çocuklar bize başvurmazsa biz nereden öğrenci alacağız. Durum bu olunca biz bu programları güçlendirmeye çalışıyoruz. Bireysel olarak bu güçlendirme içerisinde bizzat rol aldım. Yaptığım her etkinliği fakültenin etkinliği olarak yazıyorum. Çünkü bu fakülteye bir Mersinli olarak prestij kazandırmam lazım. Bu yüzden de bizi tercih eden öğrenci sayısı fazla ve bundan dolayı da gerçekten mutluyum.

-Nurseren Hanım, sürekli sokak diyorsunuz neden sokak?

İlk olarak galerilerin ve müzenin olmayışından bahsetmiştik. Sanata dair, sanatı görme ve sanatı gösterme ihtiyacına yönelik bu çalışmaları yapmaya başladık. Ben yüzlerce öğrenci sanatçı adayları genç sanatçı adaylarını mezun ediyorum. Ama bu kette istihdam edeceği bir alan yok yani genç yetenekli bir çocuk ama burada çalışıp üreteceği bir galeri yok. Paris, Berlin ya da Cenevre’de olduğu gibi genç sanatçılara istihdam diyoruz. Sanatçılar istihdam sağlanması için galerin olması lazım galerinin kapışması lazım. İkinci olarak sokak çünkü halk sanat görmüyor. Koleksiyonda gördüğü gibi zannediyor. Müze görmüyor. Bir güzel sanatlar müzesi yok. Bir eder göremiyor. Bu çocuklar neden sanat okuyor, neden sanatçı. Çünkü Mersin’de birçok aile çocuğunun yeteneği var ve resim okuyacak diye geliyorlar bize. Mersinli olduğum için bana çok çabuk ulaşıyorlar. Bunları göstermek gerekiyor öyle olunca sokağa iniyoruz. Sokakta, hastane caddesinde resimler sergiledik vitrinlerde. Her vitrinde resimler sergiledik. Elektrik direklerine minik resimleri bağladık. İnsanlar burada gelip geçerken görsün diye. Bir ihtiyaca karşılık bunlar yapılıyordu. Üçüncü olarak az önce bahsettiğim gibi cezaevi, AMATEM, çocuklar dedim. Bunları terapi olarak görüyorum. Çocuklar başka bir dünyanın varlığı. Resim yapmak bir haz uyandırır. Herkes içgüdüsel olarak bir şey çizer karalar. Buradaki o haz duygusu iyiliği başlatan şeydir. Öyle olunca ben bu problemli çocuklarla hasta çocuklarla b unları yapıp daha da çoğaltmaya çalışıyorum ve öğrencilerim de buna bağı olarak bunları çoğaltmaya çalışıyor işte bu yüzden sokak diyorum.

-Ressamlık ve akademisyenliğin yanında projelerinizden bahsettiniz. Aktivist bir yanınız da var. önümüzdeki günlerde de bu tarz çalışmalar planlıyor musunuz?

Balkon action adında uluslararası bir proje var. O proje için çalışmalara başladık. Bu da söylediğim gibi Uray Caddesinde tarihi yapıların işlevsel hale dönüşmesi, restorasyonunun yapılması sanat için kültür için müze için oralar değerlendirilsin bir can katılsın bu binalara fikri ile aslında 99 yılında Cami Şerif mahallesinde bir bina satın almıştım. O binanın restorasyonu ile ilgili çalışmalar sürüyor. Orada evin meydana bakan yüzünde, dışarıya açılan bir kapısı var. O kapının işlemi için çaba harcıyorum, fakat mimarlar dedi ki Anıtlar Kurulu orada bir kapıyı kabul etmiyor. Eski arşivlerde fotoğrafları bulunabildiği kadarıyla eskiden de evin balkonu yokmuş. Cumhuriyet öncesi fotoğraflarına bakmak lazım. Şimdi ben oraya bir balkon istiyorum. Balkon action ile de birleştirerek bir video metin yapmayı düşünüyorum. Bu ayın sonuna doğru her gün yapılacak. Biliyorsunuz sokak etkinlikleri de yasak ama orda sadece tek başına bir resim görünecek davet yok organizasyon yok. İnsanlar belki de kendi balkonlarından benim evimin yüzünü seyredebilecek. Ayrıca Büyükşehir Belediyesiyle işbirliği ile yaptığımız Çingeneler Mahallesi çocuklarıyla sokakta korona önlemleri alınarak 29 Ekim geçidi çalışması yapacağız.  Tarsus’ta ve Mut’ta devam edecek. Çocuklar çok sıkıldı artık. 29 Ekim Cumhuriyetin kuruluşu çocuklar için ne anlam ifade ediyor sanatta bunu göstermiş olacak. İçel Sanat Kulübüyle bir sergi organize ediyoruz.  Mersin’in dışarıya açılması için çok çaba harcadım. Şimdi bir sergi organize ediyoruz yabancı sanatçı arkadaşlarım ile birlikte,  29 Ekim’de olacak. Ekim geçidinin 19.su yapılıyor. 19 yıldır Türkiye’nin  birçok kentinde aynı anda 29 Ekimde yapılıyor bu sergiler.

-Resim ve sergilerinizden bahseder misiniz?

Romanlar Derneğinin başkanın kızı beni asiste ediyor. Onların desteği ile çalışmalar üretiyoruz. Tamamen bizzat ben kompozisyonu kuruyorum. Büyük boyutlarda yapıyorum. Bu kent müze görmediği için, soyut resim nedir, kolaj nedir, buna benzer teknikleri bilmiyor. Ben özellikle figür çalışıyorum. Ben insan resmi yapıyorum. Dünyada ve kentimizde olumsuzluk söz konusu bu aralar malumunuz korona, doğanın çöküşü, bir kafa karışıklığı insanların birbirine nefreti falan acayip karamsar tabloların olduğunu görüyorum. Ama ben burada tam tersine neşeli olanı yansıtmak istiyorum. Eskiden karamsar figürlerdi, çünkü insanları hep karamsar görüyordum ve oldukları gibi o karamsarlığı çalışıyordum. Burada bir protesto vardı bakın insanlar aslında mutsuz bunları görün demeye çalışıyordum. Şimdi bunu maskeleyerek yapmaya çalıştım. Günümüzde de maske moda oldu. Neşeli görünüp o hüznü yok edemiyorum. İnsanların baktıkça bakası gelsin diye plastik dil çerçevesinde bir resimlerimi tamamlıyorum. Seri halde çalışıyorum. Mutlu bir portre yapıyorsam bunu birçok mutlu portre olarak devam ettiriyorum. Çingeneler mahallesindeki resimlerimde devasa manzaralar içerisinde figürler şeklinde kompozisyonlar kurarak ve zaman zaman ustalardan referanslar alarak çalışmalar yapıyorum.

-Kaç sergi yaptınız Nurseren Hanım?

Mersin’de açtığım ilk sergi 99 yılında, bir araba galerisiydi. İlk büyük sergimi orada açmıştım. İyi sergileri seçtiğim zaman 10 sergim oldu Mersin’de. Ama yurtdışında da fazlasıyla sergim oldu.

-Mersin Büyükşehir belediyesinin logoyu değiştirme tartışması var bir akademisyen olarak siz bu konuda ne söylemek istersiniz?

Sayın başkanın neden böyle bir şey yaptığını bilmiyorum. Grafik, logo benim alanım değil. Bir grafik sanatçısı değilim. Ama bir ressam olarak bir takım şeyler önerebilirim. Bir yarışmamın olması önemliydi hatta bu yarışmanın duyurulması gerekirdi. Böyle bir şey neden yapıldı. Bilmiyorum. Paradan kayaklı mıydı? Kentliye sorulmalıydı. Çok fazla eleştiriler aldı. Sanki bir yerde bu logo değil de, geçici de gibi bir açıklama okudum diye hatırlıyorum. Ama ben belediye olsaydım bir yarışma yapar bir jüri hazırlardım. Şeffaf bir şekilde yapardım. Mersin yerel yönetimi için de süper bir şey olurdu.

-Son olarak bir mesajınız var mı?

Bu kent için inancım şudur ki bu kent kültür ve sanatla kalkınacaktır. Bulgaristan’da ekonomik olarak çok iyi değildir ama kültürel anlamda kültürleri çok yüksektir. Ekonomik olarak yüksek olmayan kentlerde kültürlerin çok yüksek olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda da kültür sanat etkinlikleri halihazırda sürer. Ekonomisi zayıf birçok ülkede kültür-sanatlarının yüksek olduğunu, müzelerinin olduğunu galerilerinin olduğunu görürüz. Mersin bir İstanbul olabilir. Sanat anlamında sanatsal faaliyetler artabilir. Talep artabilir. Mersin’de neden sanat fuarları yok.  Korona sürecinde yazlık sinemalar çalışabilir neden çalışmıyor. Halkın bunu sorgulamasını bekliyorum. Neden göremiyoruz biz güzel etkinlikler diye. 

Söyleşi: Gizem TOKKUZUN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner233

banner255

restbet