banner214
 "Her çağda roman vardır ama adı geç konmuştur" diyor Cemil Meriç  ve romanın ön-tarihini Don Kişot'la başlatıyor. Romanın tarihi Cervantes'le başlasa da, roman Balzac'la ete kemiğe bürünmüştür. Brunetiere ise; "Moliere'den önce Fransız komedisi, Shakepear'den önce İngiliz dramı neyse, Balzac'dan önce dünya romanı da odur" diyerek Balzac'ın sadece romancıların en büyüğü olmadığını, romanın ta kendisi olduğu tespitinde bulunuyor.
10.yüzyıldan itibaren önce destan, serüven ve şövalye hikayelerine  dayanarak ortaya çıkan roman; yaşanmış olayları konu alması ve kurgusal bir edebiyat türü olması yönleriyle destandan ayrılır. Peki roman nedir? Romanla ilgili pek çok tarif yapılmıştır. Fransız sözlükçüsü Littre roman kelimesini iki şekilde açıklamıştır: “1. Roman dilinde şiirle ya da düzyazı halinde kaleme alınmış gerçek ya da uydurma olay. 2. Yazarın tutkuları, töreleri ya da serüvenleri betimlemek yoluyla okurların ilgisini çekmeye çalıştığı düzyazı ile kaleme alınmış uydurma öykü. ”Oxdord English Dictionary; "Düzyazıyla kaleme alınmış,oldukça uzun, hayali bir hikaye", A.Didier; "Okuyucu eğlensin ve bilgisini artırsın diye sanatkarane bir tarzda kaleme alınan sevda serüvenleridir, aylak efendilerin hoş vakit geçirmesine yarar" tariflerini yapmışlardır.  Cemil Meriç; Romanın gerçeği ifade etmek iddiasında olduğunu, önceleri yığınlara seslenen insanların bunu hatırda tutmak için nazma dayandırdıklarını, sözlü edebiyatın biçimlendiremediği tek büyük edebiyat türünün roman olduğunu ifade etmektedir.
İlk roman örnekleri;  17. Yüzyılda Miguel de Cervantes’in  (1547–1616) Don Kişot’u (1605–1615, Daniel Defoe’nün (1660–1731) Robinson Crusoe’u (1719), 18. yüzyılda, İngiliz romancılar Samuel Richardson (1689–1761) ve Henry Fielding’in (1707–1754) romanlarıdır.  Avrupa’da Rönesans’la birlikte başlayan Aydınlanma pek çık sanat dalında olduğu gibi romanın gelişimini de etkilemiştir. Bu anlamda Goethe’nin (1749–1832) ve Faust’unun (1831) romana katkıları önemlidir.
Diderot (1713–1784), J. J. Rousseau (1712–1778) Puşkin (1799–1837), Lermontov (1814–1841) Victor Hugo (1802–1885) romanlarıyla yeni bir dönemin hazırlayıcı yazarları olmuşlardır. Romanın  asıl oluşma süreci de bu dönemde başlar. Stendhal (1783-1842), Balzac (1799-1850) Flaubert (1821-1880), Turgenyev (1818-1883), Dostoyevski (1821-1881), Tolstoy (1828-1910), Zola (1840-1902), Henry James (1843-1916), Proust (1843-1916) roman çağının  önemli romancıları olarak öne çıkmaktadırlar
Romanın Osmanlı'ya bir edebiyat türü olarak  girmesi Yusuf Kamil Paşa'nın Fenelon'un Telemak adlı eserini Fransızcadan tercüme etmesiyle olmuştur. Daha sonra Victor Hugo'nun Sefilleri Osmanlıcaya çevrilmiştir. 1860-1880 yılları arasında yoğun roman çevirileri yapılmıştır. Edebiyat Tarihçilerine göre  ilk Türk Romanı  1872 yılında  Şemsettin Sami'nin yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat'tır.
1875 yılında Ahmet Mithat Efendi'nin  yazdığı Felatun Bey'le Rakım Efendi, 1878 yılında  Namık Kemal'in yazdığı İntibah, 1896 yılında  Recaizade Mahmud Ekrem’in yazdığı Araba Sevdası ilk Türk romanları içinde sayılabilecek eserlerdirler.
Romanın dünyada ve ülkemizde ki kısa tarihsel öyküsünden  sonra makalemizin konusunu oluşturan Yaşar Kemal ve romanlarına geçebiliriz. Yaşar Kemal, romanın edebiyatımıza  girdiği günden bugüne kadar hakkında en çok konuşulan, yazı yazılan ve en çok okunan roman yazarıdır. Yaşar Kemal'in romanları çeşitli filmlere konu olmuş, defalarca Nobel Edebiyat Ödülüne Aday gösterilmiş, eserleri üzerine pek çok yazı ve tez yazılmıştır. Çok partili  demokratik hayata geçtiğimiz 1950'li yıllarda oluşan nisbi özgürlük ortamıyla başlayan ve 70'li yıllarda doruk noktasına çıkan soğuk savaş ve bunun etkisiyle ortaya çıkan  sağ ve sol kamplaşmanın oluşturduğu kültür, her kesimde öne çıkan yazar, şair ve düşünce adamlarının ortaya koydukları eserlerden çok, mensup oldukları dünya görüşlerine göre değerlendirilmesine neden olmuştur. Nasıl ki Nazım Hikmet ve Necip Fazıl Kısakürek şiirlerinden daha çok, ideolojik yapıları nedeniyle, günümüze dek süren bir tartışmanın  konusu olmuşlarsa, Yaşar Kemal'de  yazdığı romanların edebi açıdan değerlendirilmesi yerine, sahip oluğu siyasi düşünce itibariyle edebiyat dünyasında üzerinde çokça konuşulan kişi olmuştur.
Kişiler üzerinde temel tercihin sadece siyasal alanlarda yapıldığı ve sanatın kişilerin başarısında önemli bir kriter olarak asla yer almadığı günümüz dünyasında, Yaşar Kemal'de bundan nasibini almış  ya hak ettiğinden fazla övülmüş ya da hak etmediği kadar yerilmiştir. Sol çevreler Yaşar Kemal'e sadece ideolojik birliktelikten dolayı sahip çıkarken,  milliyetçi ve sağ kesim de doğru düzgün romanlarını bile  okumadıkları Yaşar Kemal'i  yok saymışlar ve yazarın bu coğrafyanın içinden çıktığını adeta unutmuşlardır.
İnce Memed,  Yaşar Kemal’ın 1953-54’te Cumhuriyet’te tefrika edilen ilk romanıdır. İnce Memed’te; ağa baskısı karşısında dağa çıkan Memed’in eşkiya oluşu ve ağalara karşı yoksul Anadolu insanın yanında yer alışı  destansı bir ifadeyle anlatılır. Roman, ağalara karşı Çukurova’nın yoksul halkına arka çıkan İnce Memed’in köylüler için  kavgasını konu alır. İnce Memed, Toroslar’da beş köyün topraklarına sahip olan Abdi Ağa’ya karşı direnir, sonunda ağayı öldürür ve toprakları köylülere dağıtır.
İnce Memed dörtlemesinin 2.-3.- ve 4. ciltlerinin aslında ilk öyküden farkları yoktur. Her romanda zalim bir ağa, ezilen köylüler ve onlara arka çıkan İnce Memed vardır. Diğer 3 öykünün bitişi,  hatta ağanın öldürülüşü ve ağaları öldürürken Memedin ağaya seslenip  Ben İnce Memed deyişine kadar öyküler birbirine benzemektedir. Ali Safa Bey, Arif Saim Bey, Mahmut Ağa ve Murtaza Ağa hep aynı tarzda  İnce Memed tarafından öldürülürler. Yazarın bu tarz anlatımı seçmesinde ve öyküyü bu kadar uzun bir serüvene dönüştürmesinde  kendince elbette gerekçeleri ve gereklilikleri vardır.
Ama ben yazarın Çukurova üzerine söyleyeceği çok sözünün olduğuna, tüm bunları küçük öyküler halinde büyük bir romanın bütünü içinde anlatmaya yönelerek, bu anlatımı bir efsane  tarzında sunmayı seçmesinin ve İnce Memed’ten bir mit yaratmak istemesinin büyük rolü olduğun inanıyorum. Romanda pek çok karakter yer almaktadır. Iraz Ana,  Kamer Ana, Hürü Ana, Selver Gelin, Seyran, Hatçe gibi Anadolu kadın karakterlerinden örnekler,  Çukurova’nın ünlü iz sürücü Topal Ali, yeni dönemin gözü doymayan toprak avcıları Ali Safa Bey, Arif Saim Bey,  Murtaza Ağa, Mahmut Ağa, Molla Duran,  Taşkın Halil Bey, çeltik ekicisi Şakir Bey, Zülfü Bey, Kel Hamza, Öğretmen Zeki Nejad, İmam Hüseyin Hoca, Sarı Ümmet, Yel Musa, Tazı Tahsin, zulmüyle meşhur eşkıya Deli Durdu, insani değerleri yitirmemiş kanun adamı Asım Çavuş, Türkmen kültürünün tarihten gelen değerlerini muhafaza eden Saçlı Obasının  başı Kerimoğlu, Zeynullah Efendi, Abdüsselam Hoca, Koca Osman, Adem, Onbaşı Kertiş Ali, İnatçı Yobazoğlu, Seyfali, ve diğer karakterler. Her birisi tek başına bir öyküye konu olacak karakterler  bir romanın bütünü içinde anlatılmıştır. Aynı anlatım tarzını Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı romanında bulmak mümkündür. Tolstoy, büyük bir karakter zenginliği içinde, savaş altındaki Rus toplumunun sosyal ve ekonomik koşullarını ele aldığı  romanında   her karakteri ayrı ayrı ele alır, birden fazla kahramana yer verir ve romanın sonunda tüm karakterlerin yaşamlarını yerli yerine oturtur.
İnce Memed Çukurova coğrafyasının  resmedildiği  bir romandır. Osmaniye, Toprakkale, Ceyhan, Kozan, Kadirli, Anavarza Kalesi, Hemite Kalesi ve Yılankale yazarın kendine has üslubuyla tasvir edilir. İnce Memed aynı zamanda Çukurova'nın yakın  tarihinin anlatıldığı bir romandır. Cumhuriyetin kurulması ve ekonomik ilişkilerin  değişmesiyle birlikte hayvancılıkla uğraşan yörüklerin, aşiretlerin ve Türkmenlerin toprağı keşfedişidir aynı zamanda.  Çukurova'nın bereketli toprakları üzerinde başlayan bir kavgayı anlatır yazar.
“Akçasazın Ağaları” adlı serinin iki kitabı Demirciler Çarşısı Cinayeti (1973) ve Yusufcuk Yusuf’ta; ağalığın yok oluş süreci, çok partili sisteme geçiş nedeniyle ülkedeki iktidar değişikliği, tarımdan kazanılan sermayenin  sanayiye dönüşümü ve  gelişimi sürecinde Çukurova’daki toplumsal yapının değişimi işlenir. Yeni kurulan devletin bir taraftan  sanayiyi geliştirme çabaları diğer taraftan değişen değerlere ve yeni sisteme  ayak uyduramayan Akyollu Aşireti’nden Mustafa Bey ve Sarılar Aşireti’nden Derviş Bey gibi beylere karşı açtığı savaş ele alınır.   Ve tüm bunlar romandaki kahramanların dilinden anlatılır.
Akyollu ve Sarılar Aşiretleri arasında ki kan davasının ana tema olarak ele alındığı romanda,  kurutulan Akçasaz  Bataklığının, gözünü ihtiras bürümüş olan toprak avcıları tarafından talan edilmesi ve bu talanın kahramanları  Mahir Kabakçıoğlu, Hacı Kurtboğaoğlu, Ala Teymir, Cafer Özpolat, Süleyman Aslansoypençe’nin şahıslarında insanoğlunun doymak bilmeyen iştahı, yüzlerce yıllık toprağa dayalı geleneksel anlayışın son temsilcileri Mustafa Bey ve Derviş Bey’in her an ölümü beklemeleri ve ölümle hayatı birlikte solumaları bir bütün içinde sunulur.
Yazar romanda; zaman zaman okuyucunun beklentilerini karşılamak yerine  ortalama insan davranışlarının dışında olayları sonuçlandırma yolunu tercih etmektedir. Okuyucu; ölümden korkmadan Hacı Kurtboğaoğlu’na cesurca karşı koyan Kambur Tellal Halil’in öldürülmesini beklerken, Kambur Tellal Halil’e ölümden daha büyük bir ceza vermek için can dostu Demirci Mustafa’nın öldürülmesi ve Demirci Mustafa’nın katili olarak Kambur Tellal Halil’in cezaevine yollanması, Derviş Bey’in kendisi için adam öldüren ve Derviş beyi ele vermemek için işkencelerle ölüme giden Kürt Mahmud’un oğlu Yusuf’la ilişkileri bu sıra dışı sonuçlara verilebilecek örneklerdir. Yusuf küçüklüğünden itibaren Derviş Bey tarafından adam öldürmek için nakış gibi işlenerek yetiştirilmiştir. Yusuf’un Deli Hacı'yı öldürmesinden sonra yakalanmaması için seferber olan ve Yusuf için endişelenen Derviş Bey, finalde Yusuf’u kendisini ele verebileceği endişesi ile kendi elleriyle öldürür. Derviş Bey’in kendisi için adam öldüren Yusuf’u ortadan kaldırması hem insanoğlunun bencilliğinin gelebileceği uç noktayı  hem de yüzyıllardır devam eden geleneksel   değer yargılarının, bu değerlerin son temsilcilerinin eliyle nasıl yıkıldığını anlatması açısından önemlidir. Romanda ki bu kurgu aslında yazarın neden büyük bir romancı olduğunu göstermektedir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner233

banner255