Öne Çıkanlar imecehaber imecegazetesi CUMHURBASKANI RecepTayyipErdogan kırım mesaj cumartesi İmeceHaber tarsus mersin carsamba özelhaber SOMA

Bu haber kez okundu.

Tere yağında tavuğun Mersin tarihi

 

Seyrani Soluğan

-Hep biz çalışıp başkalarımı kazanacak bey?

-Ne yapalım hanım. Böyle böyle geçinip gideceğiz.

-Ben bıktım milletin ağız kokusunu duymaktan. Akşama kadar canımız çıkıyor ama gene tarla sahibinin cebine giriyor biz sadece ırgatlığını yapıyoruz.

-Bunu da yapmasak nasıl geçiniriz ki? Bak birde çocuğumuz var.

-Gözne arabasının durduğu yerde çorba yapıp satarım gene bunlara muhtaç olmam. Hiç olmazsa yiyecek yemeğimiz çıkar...

Tam 68 yıl önce Hatice ile Mevlüt arasında geçen konuşmada söylenen sözler belki birebir aynısı değildir ama buna benzer bir atışma sorası karar verirler bölgenin ilk dağ lokantasını açmaya. Dediklerini de yaparlar.  Gözne'ye yolcu taşıyan bir kamyon ve bir kamyondan bozma otobüsün yolların kötü olması nedeniyle su kaynatmasın diye, mecburi konakladığı izbe yerde önce samanlıktan söktükleri tahtalarla yaptıkları çardaktan bozma yapıda kuru fasulye ve pilav satarak başlarlar. Yolcu kamyonların birisinden düşen bir köpek ise onları ününü önce bölgede sonra dünyada duyulmasını sağlar. Besleyip büyüttükleri köpek gelen müşterilerin gösterdiği tavuğu yakalayıp kesmesi için getirmesi dilden dile dolaşır. Böyle harika köpeğin yanında derenin kenarında ağaç hışırtıları arasında izbe ama doğa harikası yerde hala İç Anadolu Bölgesi'nin en tanınan mekanlarından birisinin temelleri atılır.

Geçtiğimiz günlerde 90 yaşında yaşamını yitiren Hatice Arslan, ilerlemiş yaşta olmasına ve yakın dönemde iki anjiyo birden olmasına karşın hala işinin başında durmuştu.

İşletmeciliğini büyük oğlu Ali Arslan'ın yaptığı Dalakdere Resturant’ın kuruluştan günümüze gelmesine kadar hüzünlü bir başarı öyküsü olarak çıkıyor karşımıza.  

Sorularımızı yanıtlarken zaman zaman gerilere gidip hüzünlenen yada günümüzde canını sıkan şeylere ettiği küfürle tepki veren Hatice Arslan, sadece başında bulunduğu işletmenin değil, aynı zamanda, ulaşımın, siyasi çekişmelerin ve kuşak çatışmasının da tarihini anlatmıştı bizlere.

Zaman zaman oğlu Ali Arslan’ın da sohbete katıldığı röportajda Hatice Kadın, bizlere yaşadığı tecrübelerden edindiği hayat derslerinden vermişti.

İşte Hatice Aslan ile ölümünden önce yaptığımız o röportaj:

 

Dalakdere Restaurant açma fikri nasıl doğdu?  Daha önce ne iş yapıyordunuz? Sonuçta herkes tantunici açarken siz bir köyün adının tavuk ile anılmasını sağladınız.

Hatice Arslan: Burada böyle bir şey yoktu. Ama asıl bizim düzenimiz yoktu. Hiçbir şeyimiz yoktu. Gözne’ye gidenler eskiden buyana Dalakderesi’ne gelince mutlaka konaklamak zorunda kalırlardı. Önce atlarla, daha sonra kamyondan bozma otobüsle yapılan yolculuklarda mutlaka Dalakderesi’nde dinlenmek konaklamak zorunlu idi. Çünkü arabalar su kaynatır ve soğutup dinlendirmek zorunda kalırlardı.

Bizde bunu fırsat olarak düşündük. ‘Hım Hım Kemal’ diye birisi ve kocam Mevlüt ile burayı açmaya karar verdik. Köyümüzdeki samanlığı dökerek tahtaları buraya getirdik. Küçük bir yer yaptık. Ama tahtamız yetmediği için bir kısmını kapatamadık bile. Yer dediysek kenarları açık çardak. Burada kuru fasulye ve pilav satmaya başladık. Bir kamyon ve bir otobüs dururdu, Gözne’ye giderken. Zaten başka da araba yoktu.

Öyle kolay olmadı tabi burayı açıp çalıştırmak. Kolcular gelirdi buralara eskiden. Geldiler bizim samanlıktan söktüğümüz çardağa bile zabıt tutup ceza kestiler. Öğrendik ki Demokrat partili olan amirleri bizim lokantayı Cumhuriyet halk Partili diyerek kapattırmış. Çavuşlu Muhtarı da Halk Partili idi. ‘Üç güne kadar açtıracağım bacım’ dedi. Öyle açtırdık.

Daha sonra Hım Hım Kemal ile ortak olarak çardağı iki göz odaya çevirdik. Mal benim ama kolay olmadı. Gözne’ye yürüyerek gelip giderim. Bazı yerde ayakkabıdan ayaklarım şişer çıkarır yalınayak yürürüm. Köy köy dolaşıp tavuk toplarım. 

 

 

 

Sadece iki araba çalışan bi yolda durup yemek yiyecekler diye böyle bir yer açılır mı? İyi cesaret sizinki de.

Oğlu Ali Arslan: Dolmuş gibi iki araba çalışırmış sadece Gözne’ye. Ama şimdiki gibi değil elbet. Patika toprak ve taşlık yol. Doğal olarak arabalar şimdiki gibi hızlı ve rahat hareket edemez. Burada mecburi mola verirmiş. Yolcular bu bir saat molada ne yapacak. Yemek yiyecek, çay içecek. O düşünülerek burayı açmış babam ve annem.

 

Daha önce böyle bir iş yaptınız mı da açalım dediniz?

Hatice Arslan: Ne yapacaktık. Usandık obanın elinden. Kendi tarlamız yok. Obanın çiftini sürerdik. Ya para alırsın ya alamazsın. Ha bire hizmet et elde yok avuçta yok. Bizde burayı açalım dedik.

 

Bu köyden değilsiniz sanırım.

Hatice Arslan: Korucularlıyız. Çok yakın bir köy zaten. Kayınbabam Kerimler Köyü’nde deve ile taşımacılık yaparmış. Bizde ortak olarak çift sürer tarlaya bakardık. Bir yerde yeter artık dedik. Nereye kadar ele kazandıracağız. En azından kendi yemeğimizi pişiririz dedik ve burasını açtık.

Tavuk işi ne zaman başladı?

Hatice Arslan:Tavuk işi sonradan başladı. İlk önce yemek yapıyorduk. Sonra tavukta başlayınca işlerimiz açıldı. Yemeği odun ateşiyle tavuğu ise gaz ocağı ile pişirirdik. Bir köpeğimiz vardı. Küçükken geçen kamyonların birisinden düşmüş. Bizde burada besledik. Alıştırdık. Sonra bu köpek tavukta ustalaştı ve  gelen misafir hangi tavuğu gösterirse dolaşan gider onu yakalayıp getirirdi. Ama tavuğu en küçük bir şekilde korkutmadan ve yaralamadan. Yani bir arada yaşıyorlardı. Bizde köpeğin yakaladığı tavuğu keser pişirir ikram ederdik. Böyle böyle buranın ismi duyulmaya başladı. Dalakderesi Köyü’nün ismini artık sadece Türkiye genelinde değil, dünyada bir çok yerde biliyorlar. Dalakderesi köyü deyince, ‘evet o güzel tavuk yapılan yer’ deniliyor. Çevrede daha sonra açılan tüm yerlerin aşçıları burada yetişmiştir.

O zaman çiftlik falan yok tabi hepsi köy tavuğu kestiklerimizin. Ben çantaya parayı doldurur yalınayak köy köy dolaşır tavuk toplardım. Bir gün Araplar Köyü’ne, bir gün Emirler’e bir gün Çopurlu’ya. Malzeme almak için Mersin’e ama hep yayan giderdik.

Sonra otobüsle yolculuk etmeye başladık. Ama onlar ‘canlı tavuğu kokuyor ve pisliyor’ diye otobüse almazdı. Bizde tavuğu canlı satın alır kestirir temizletir sonra çuvala doldururduk. Yoğurt Pazarı’ndan çuvalı sırtlanır, yoğurt pazarının oradan Kuruçeşme’ye çıkardım. Ne rezillikler çektik. Şimdi samanlık darı oldu avratlık kolay oldu.

 

Şimdi çocuklar nasıl, işleri yürütebiliyorlar mı?

Hatice Arslan: Yürütüyorlar işte. Ama eskisi nerde şimdi. Bir kere o zaman kese birdi ve ona göre işler yürürdü. Şimdi 9 keseye indi. Sensen sen bende benim oldu. O vakit öyle şeyler olmazdı. Çocuklarımın hepsi birdi. 8 kardeş vardı kavga da ederdi ama sonra bir masaya toplanıp yemek yerdi. Şimdi iki kardeş bile yan yana gelmiyor.

 

Oğlu Ali Arslan: Zaman demek ki onu götürüyor. Artık insanlarda sevgi saygı diye bir şey kalmamış.

 

Hatice Arslan: Eskiden elime değneği alınca hepsini sustururdum. Ama şimdi çarkıtım (eskidim, yaşlandım) çıktı. Ölen çöldü kalan kaldı. Eskiden hatır gönül olurdu. Sayarlardı severlerdi. Şimdi sen sensin ben benim. Biz hala burayı bir aile mekanı olarak işletiyoruz. Yemek yapanımızdan hizmet edenimize bulaşığımızı yıkayanımıza kadar herkes aileden ama parasını almazsa kimse selam bile vermez. Şimdi hatır da yok gönül de yok. Sinirleniyorum işte. Elinde değil ki yavrum. Yine de Allahın verdiğine çok şükür diyorum. 

(Sohbetin bir yerinde kafası dalıp gidiyor.)

Anladığım kadarıyla sen bizim eniştesin değil mi. Ali öyle dedi. ‘Ana’ dedi ‘Enişte gelecek seninle konuşacakmış’ dedi. ‘Hoş geldiler sefa geldiler’ dedim. Ben severim misafiri. Askerleri de çok severim.

 

Açmasaydım dediğin oldu mu?

Hatice Arslan: Bazı zamanlar diyorum. Bazen kanıma dokununca diyorum ama ekmek parası işte.

 

Ne sinirlendiriyor da seni böyle diyorsun?

Hatice Arslan: Mevlüt Amcan öleli 35 yıl oluyor. Benimle evlenmek isteyen de çıktı ama. ‘Ben çocuklarımın başına er almam’ dedim. ‘Gidin başınızı başka yere vurun’ dedim. Mevlüt ölünce ben de kendi başıma yürüttüm. Zaten çocukların eli iş tutar oldu. Bende başlarında durdum. Ama o zamanlar dediğimi tutturdum. Şimdi dediğimi tutan yok ki çocuğum. Şimdi iki oğlanı bir arada geçindiremiyorum.  

Çok olay olmadı bu seviyeye getirmek. Rakipler açıldı bir süre sonra. Çoğu da tutunamadı. Ama çok kötülükler yaptılar. Tavuk keserlerdi atarlardı çalıların içersine sırf müşteriye koksunda gelmesinler diye. Hiçbir şey yapamazlarsa gelip bizim masanın yanına inek bağlarlardı müşterimiz kaçsın diye. Neler gördüm neler yaşadım. Gene de çok şükür bugünümüze. Şimdilerde pek özeğim (ferim) yok. Kalpten iki kez anjiyo oldum. 8 tane çocuk büyüttüm ama (parmağının ucunu göstererek) şu kadar haram düşürmedim kursaklarına.

 

Bu kadar uzun süredir insanlar sizi neden tercih etti. Sizden sonra açılanlar bir süre sonra kapanıyor. Siz ilk günkü gibi tercih edilmeyi nasıl sağladınız? Bunun sırrı ne?

Hatice Arslan: İşimizi hep iyi yapmaya gayret ettik. Kesemizi doldurmak yerine insan kazanmaya gayret ettik. Çünkü para nasıl olsa olur mesele paran yokken de dostlarının olmasıdır. Sağ olsunlar kimse gelemezse bile eski dostlarımız, arkadaşlarımız burayı boş bırakmıyor.

 

 

Dalakdere Restaurant Hakkında:

 

Dalakderesi Restoran, Gözne Yaylası yolunda 10.km’de yer alan dere kıyısında, ağaçlı bir bahçe içerisine kurulmuş huzurlu bir mekan…

1950'den beri hizmet veren Dalakderesi Restaurant ilk başladığı tarihlerde sulu yemekle işe başladı. İlerleyen zamanlarda Mersin'e ilk tereyağında pilici hizmete koymuş. Hatice Arslan ve Mevlüt Arslan tarafından açılan işletme saltanatlar gibi babadan evlada aynı hizmette devam ediyor. İlerleyen zamanlarda köy kahvaltısı, pirzola, saç kavurma, köfte, sucuk, balık ızgara çeşitleriyle menüyü zenginleştirmiş. Sahipleri oranın yerlisi ve yemeklerde kullanılan tüm malzemeler köy ürünü. Tavukların pişirildiği tereyağı bile ev yapımı. Tavuk dışında buranın en özel lezzetlerinden birisi yine tereyağında pişirilen şehriyeli bulgur pilavı. Mersin’e gelip de tereyağlı piliç ve tereyağlı pilavı tatmadan giden çok azdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.