Ah  bellek, sen ne arsız şeysin!..

Hatırlamak istediklerimizi en kuytu köşelere saklar, düşünmek bile istemediğimiz kötü anları olur olmaz zamanlarda şıp diye içimize damlatırsın.

Balıkçıların av yasağının başlamasına yönelik televizyon ekranına yansıyan görüşlerini izlerken, balığın bol, insani değerlerin kabul gördüğü yıllara doğru uzandım.

Zaten ne zaman balık konusu geçse, Sait Usta’nın yaptığı bir  güzelliği anımsamadan edemem.

Hani Anadolu’da “Yiğidin harman olduğu” özdeyişi var ya, Sait Usta’da  ustanın harman olduğu bir ortamda bileğinin hakkıyla almıştı isminin sonuna eklenen “usta” ününü.

Sait Usta, Gazipaşa İlkokulu’ndan sınıf arkadaşım olan şimdi Sanayi Sitesi’nde baba mesleğini yürüten aynı zamanda udi Beyhan Güraslan’ın  babasıydı.

Yaşı 40’ı aşanlar bilse de gençler için hatırlatmakta yarar var, şimdiki Bahri Ok İşhanı’nın yerinde  Erdemli Garajı vardı.Sait Usta garaj girişinin sağ köşesindeki torna ve balata atölyesinin sahibiydi.

Atölyede arkadaşım Beyhan ile kardeşi Süleyman işleri yürütür, ağır gölgeli Sait Usta bir köşede otur, oğullarının üstesinden gelemediği iş olursa yerinden kalkar, benim diyen ustaların saatler harcasa da çözemeyeceği sorunu  bir çekiç darbesiyle halleder, hiçbir şey olmamış gibi yerine otururdu.

Güldüğü pek görülmeyen, zorunlu olmazsa  konuşmayan Sait Usta’nın yanına sınırlı sayıdaki arkadaşından başka kimse kolay kolay yanaşamadığından, arkadaşın Beyhan’ın yanına “acaba Sait Usta kızar mı?”düşüncesiyle çekinerek giderdim. 

Sait Usta’nın en  yakın arkadaşlarından birisi de Erdemli hattında minibüsü çalıştıran İsa Abi’ydi.

Sait Usta ile İsa Abi fırsat buldukça balığa giderlerdi.Ben, Beyhan ve  Süleyman onların balık maceralarına uzaktan kulak misafiri olur, imrenirdik.

Sait Usta’nın keyfinin yerinde olduğu izlenimini edindiğim bir gün, arsızlığı ele alıp ürkekçe “Usta oltayı bir de benim için at” dedim. Ters ters yüzüme bakıp başını çevirdi.

Birkaç gün sonra atölyeye uğradığımda, “ Oğlum ne kısmetsiz adammışsın denizdeki balığı da kurttun” dedi.

İçten içe sevinmiştim. Sait Usta oltasını benim niyetime denize atmıştı ya, yerde artardı bile.

Aradan ne kadar zaman geçmişti şimdi anımsamıyorum.Derken yağmurlu bir günün akşamında dışarıdan ısrarla çalan korna sesiyle uyandım.Kapıyı açıp İsa Abi’nin Feka marka minibüsünü karşımda görünce şaşırdım.

Sait Usta beni çağırıyordu. Heyecanla yanına koştum. Elinde tuttuğu yaklaşık 70 santim uzunluğundaki balığı bana uzattı. Şaşkınlıkla karışık “Usta biz iki kişiyiz bunu ne yapacağız” dedim.

Başıyla minibüsün arka kısmını işaret ederek “ istersen onu al” sözü üzerine, gösterdiği yere baktım; bir de ne göreyim, kafası minibüsün sol camına dayanan, kuyruğu sağ camından dışarı taşan kocaman bir  balık!..

O gün bugün hala düşünürüm.Gerekmedikçe konuşup gülmeyen, ağır gölgeli o adam, iri yarı cüssesinin içinde ne ince bir yürek taşıyordu ki, gecenin bir yarısında daha önce hiç gitmediği bir evi bulup bin bir güçlükle tutuğu balığı karşılıksız verebiliyordu…

Hey gidi günler, hey insanlık hey…

İsa Abi’yi 1980’li yıllarda balık tutmaya gittiği bir günde kaybettik, Sait Usta ise birkaç  yıl önce aramızdan ayrıldı.

Her şeyin çıkara endekslendiği şu günlerde o insanlar  birer masal kahramanı. Artık ne o eski balıklar kaldı ne de Sait Usta’lar, İsa Abi’ler…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.