banner165
banner176

Sanat eserine yüklenilen anlamların çoğulluğu ve derinliği, bizim kültür alanındaki sermayemizin genişliğini gösterir. O nedenle sanatın üretimi kadar alımlanması ve toplumsal olarak kullanılması da iktidar olgusuyla yakından ilişkilidir. Bu bağlamdan bakıldığında Batı’da sanatın yerleştiği konum ve mevcut sanat eğitimi sisteminde yüklendiği rolün büyüklüğü ve önemi, eğitim kurumlarından müzelere, galerilerden atölyelere değin sanata sağlanan fiziki mekânların katkısı ve çağdaş sanata dair yürütülen kültür politikalarının işlevselliği ile bir hayli yüksekte durmaktadır. Bu durumun sanatçı toplumundan sanat toplumuna geçişi sağladığı görülmektedir.

Öncelikle belirtmeliyim ki, gerçek bir sanat-kültür kenti olmak için sanatı toplumsal yaşamın içine, her alanına ve her anına heyecan ve coşkuyla indirmek gerekir. Böylelikle gündelik hayatın içinde her gün rastladığımız yozlaşmışlıkların aşılması için gerekli farkındalığın yaratılması sağlanabilir ve sanatçı kenti olmaktan, sanat kenti olmaya geçilerek bir sanat toplumu yaratılabilir.

 Romantizmin başkenti, Avrupa’da kültür-sanatın kalbi, kültürün birleştirici gücüne sahip bir çekim merkezi, estetiğin peşinde koşmanın heyecanını yaşayan/yaşatan bir kent; Paris. Yetmişüçbin metrekarelik bir alanda, senede 10 milyona yakın turistin ziyaret ettiği Louvre Müzesi tüm cazibesi ile bunu kanıtlamaktadır.

Yurdumuzda da sanat toplumu oluşturma yolunda önemli bir katalizör olan İstanbul Modern, kurumsal bir markanın sahip olması gereken toplum odaklılık, ziyaretçi odaklılık, yenilikçilik ve kalite gibi özellikleriyle dikkati çekiyor. Benzer durumun Mersin kenti özelinde de ancak ve ancak yukarıda tarif edilen kültürel dinamiklerin sağlanmasıyla mümkün olacağı da aşikârdır. Çağımızda ulusal olsun, yerel olsun, yürütülen kültür-sanat politikaları, mevcut ekonomik zenginliklerle değil, sanat ve kültürel değerler ve yönetim biçimleriyle bütünleşmiş bir sanat toplumu anlayışı ile kurgulanmalıdır.

Yerel ya da ulusal yönetimler, soran/sorgulayan bireylerinin yarattığı demokrasi ve insan haklarının, uluslararası hukukun gözetildiği kültür seviyeleri ile saygınlık kazanıyorlar. Eğitimli, entelektüel ve aydın insanlarıyla öne çıkan Mersin kentininin, kent koleksiyonları sergileme ve sanat mekânları, resim-heykel galerileri, müzeler açısından ne kadar yoksun olduğunu görüyoruz. Bu alanda İçel Sanat Kulübü, AKOB gibi, sıkıntılar içinde özveriyle, kentin sanat kültür yaşamına çağdaş ve evrensel boyutta kalıcı ve tanıtıcı katkılar sağlamaya çalışan sivil toplum örgütlerine olanakların sağlanarak destek verilmesi gerekirken, kent yerel yönetimleri, meslek kuruluşları ve kent kurum ve kuruluşlarının sınıfta kaldıklarını görüyoruz. Kentin kaynaklarını kalıcı hiçbir etkisi olmayan “Engelsiz Sanat”, “Narenciye Festivali” gibi etkinliklere harcayan özel, resmi kuruluşlara buradan seslenmek istiyorum: Bunlara harcanan para ve emekler israftan öte değildir.

Bu kenti yönetmeye talip olanlara, yerel, özel, resmi tüm kurumlara arzım, talebim şudur: Gençlerin, genç sanatçıların kendilerini ifade edebilecekleri galeriler, sanat kültür paylaşımlarını yapabilecekleri çalışma mekânları, butik konser/etkinlik salonları, şiir atölyeleri, drama atölyeleri, Mersin’in sanat kültür yaşamında etkisi unutulmayan Akkahve  Kültürü’nü yaşatacağımız, sanatçı, sanatseverlerin buluşacağı ortak çok amaçlı mekânları yaratmak kentimizin en başta gelen ihtiyaçları içinde yer almaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.