banner165

Yıllardır ülkemizde demokrasinin sözü edildi ama iş ciddi anlamda uygulamaya gelince, siyasi liderlerin çoğu çekindi. Uygulamak isteyenlerin yolu da 1977 yılında rahmetli Ecevit’e yaptıkları gibi kesildi. “Toprak işeyenin su kullananın” diye yola çıkan Bülent Ecevit oy  oranını %42’ye çıkardı ve Cumhuriyet Halk Partisini TBMM’de en güçlü parti durumuna getirdi. Birkaç milletvekili transferi ile iktidar oldu. Ama işbirlikçi tekelci sermaye temel tüketim maddelerini bilinçli olarak piyasadan çekerek suni bir darlık yaratıp, CHP’yi iktidardan düşürdü.         

İktidara gelen MC (Milliyetçi Cephe) iktidarı, Türkiye ekonomisini dönüştürecek, 24 Ocak 1980’de radikal kararlar aldı. Alınan bu karar ekonominin daha da liberalleşmesini ve tekelleşmenin önünün tamamen açılmasını sağlayacaktı. Fakat bu kararı o zamanın koşullarında uygulamakta güçlük çeken egemen güçler, 12 Eylül 1980’de askeri bir darbe ile bütün demokrasi güçlerine büyük darbe vurarak,  liberalleşmenin yolunu açtılar.

Bunun sonucunda gelinen son durumun içindeyiz ve yaşıyoruz.

Ülkemizde ekonomide hızlı tekelleşmenin sonucunda orta sınıf dediğimiz toplum kesimi, küçük esnaf önemli oranda iş yerini kapatmak zorunda kaldı. Toplumun bu kesimi de işsizler ordusuna katıldı. Tekelleşme daha fazla siyasi iktidara yakın yerli sermaye ile yabancı sermaye ortaklığı ile yapılınca, ülkemizde iktidar yandaşı olmayan ulusal sermaye de bu tekelleşmeden belirli ölçülerde zararlı çıktı. Yeni bir işbirlikçi zengin sınıfı yaratıldı. Devamında da iktidarı sağlamak almak için, sivil toplum örgütleri ve sendikalar ya yandaş hale getirildi ya da etkisizleştirildi. Taşeronluk çalışma sistemi ile emekçiler adeta köleleştirildi. Kamuda çalışan taşeron işçilerinin sorunu çözülecek gibi görüntü vermeye çalışsalar da, sorunu çözme değil, daha da derinleştirdiler. İki buçuk milyona yakın taşeron işçisi vardır. Bunun sekiz yüz bin kadarı kamuda çalışıyor.

Tarım ve hayvancılık bilinçli olarak yok edildi ve bu alanda tamamı ile dışa bağımlı hale geldik.

Ulusal güvenlik ve tam bağımsızlık için 1-Gıda. 2-İlaç. 3- Milli Savunma sektörleri çok önemlidir.

Bunun üçünde de dışa bağımlı haldeyiz.

İşbirlikçi tekeci sermaye ve onun siyasi uzantıları Dünya’nın her tarafında aşağı yukarı benzer işleri yaparak kazancına kazanç katmanın yollarını arar.

İşbirlikçi tekelci sermayenin iktidarları halkı yanıltmak için önce medyayı ele geçirir ve toplumun kutsal inancını ve milli değerlerini kullanır.

Siyasi liderini toplumun gözünde adeta putlaştırır. Onlara göre siyasi liderin tanrı vergisi kutsal gücü ve yetenekleri vardır. En akıllı, en becerikli, en becerikli siyasi liderdir. Adeta bir kurtarıcı rolü üstlenmiştir.  Sözü üstüne söz söylenmez, gücünün zerinde başka güç olamaz. Siyasi lider topluma böyle tanıtılır.

Osmanlı’da Halifelik Osmanlı’ya geçtikten sonra Padişahlar,” Allah’ın Yeryüzündeki gölgesi” olarak tanıtıldı ve bireyler kul olarak görülüyordu.

1930’lu yıllarında Almanya’da Adolf Hitler, İtalya’da Mussolini, 1936 yılında İspanya’da General Franco buna örneklerdir.

Günümüzde 57 İslâm Ülkesinin çoğunluğunda krallık rejimleri bunlardan farklı değildir.

Emperyalizmin sömürgesi ve iş birlikçisi olmayan bir İslâm ülkesini gösterebilir misiniz?

Emperyalizmin yöneticilerini en kolay satın alabildiği ülkeler İslâm ülkeleridir.

Demokrasinin bulunmadığı, demokrasi ile yönetilmeyen ülkelerde tek adam yönetimi vardır. Tek adamın emperyalist ülkeler tarafından satın alınması, kandırılması oldukça kolaydır. İslâm ülkelerinin durumu buna en güzel örnektir. 57 İslâm ülkesinden hangisinde gerçek anlamda demokratik yönetim var?

 Ve hangisi gerçek anlamı ile tam bağımsız? İslam Ülkelerinin birçoğu emperyalizmin güdümünde birbirlerini yemekle meşgul değiller mi? Bölgesel savaşlarda savaşlar da ölen Müslümanların yüzde doksanı yine Müslümanlar tarafından katlediliyor.

Hepsinin başındaki yöneticiler de köşeyi dönme sevdasında olunca her türlü kirli işler görülüyor. Günümüzde birçok Müslüman ülkesinin ve aile bireylerinin çoğunun batı bankalarında yüz milyarlarca doları bulunmuyor mu? Bir önceki Suudi Kralı Dünyanın en zengin adamı değil midir?

İslâm ülkelerinin çoğunun yöneticilerinde otoriter bir rejimle ülkeyi yönetmek ve zengin olmak için her türlü usulsüzlüğü, yolsuzluğu yapmak bir saplantı haline gelmiştir.

Toplumu baskı altında tutup, gerçekleri saklamaya, talana ve önceden var edilen değerleri özleştirme adı altında satarak, ülkeye ekonomik ve siyasal olarak zarar vermeye devam etmiyorlar mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner186

banner189

banner185

banner188