banner214

Milli Eğitim Şurası, Türk Millî Eğitim sistemini geliştirmek, niteliğini yükseltmek amacıyla eğitim ve öğretimle ilgili konularının tetkik edildiği ve tavsiye kararlarının alındığı bakanlığın en yüksek danışma kuruludur. Alanında yetkin kişilerin katılımıyla gerçekleştirilen şuraların ilkinin 1921 yılında toplandığını söyleyebiliriz. Maarif Kongresi olarak 1921 yılında toplanan bu kongreye Mustafa Kemal de cephede savaş devam ederken gelip katılmıştır. Ulu Önder kongrenin açılış konuşmasında, “millî bir terbiye programı”, “eğitim örgütünün verimli kılınması”, “öğretim ve eğitim yöntemlerinin ulusu kalkındırmak için yetersiz kaldığı”, “programların ve kitapların hurafelerden, yabancı fikirlerden, dış etkilerden arındırılıp ulusal karakterimiz ve tarihimizle uyumlu içeriklere kavuşturulması”, “çocuklarımıza yabancı unsurlarla bilinçli mücadele fikrinin aşılanması”, “eski yöntemlerin tamamen bırakılarak yeni bir sanat ve marifet yolu çizilmesi”, “milleti yetiştirmenin kutsal bir görev olduğu” gibi hususlarda verdiği önerilerle yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyetinin eğitim stratejilerini vurgulamıştır (Erdoğan.2006).

Takip eden yıllarda Ziya Gökalp, Vasıf Çınar ve Mustafa Necati’nin başkanlıklarında 1923, 1924 ve 1925 yıllarında üç kez de Heyet-i İlmiye Toplantıları yapılmıştır. Türk Milli Eğitim Sisteminin temellerinin atıldığı bu toplantılar daha sonra şuralar olarak devam etmiştir. İlk Milli Eğitim Şurası ise 1939 yılında eğitim ve öğretimin plan ve esasları, çeşitli öğretim kademelerine ait talimatnamelerin ve bütün müfredatların incelenmesi gündemiyle Hasan Ali Yücel’in başkanlığında toplanmıştır. Günümüze kadar Maarif Kongresi ve Heyet-i İlmiye Toplantıları dışında 20 kez de Milli Eğitim Şurası düzenlenmiştir.

Eğitim şuraları, milli eğitim sistemimize yön veren en önemli danışma kurullarıdır. Bu amaçla yapılan çalışmaların alanlarında uzman kişiler ve kuruluşlarla gerçekleştirilmesi oldukça önemlidir. Kurulda alınan kararların bilimle çelişmemesi ve toplumun birlik ve beraberliğine destek olan nitelikte olmasına dikkat edilmelidir. Bu kurul siyasetten bağımsız kararlar alarak eğitim sistemimizin geleceğine ışık tutmalıdır.

20. Milli Eğitim Şurası "eğitimde fırsat eşitliği" çatısı altında "Temel Eğitimde Fırsat Eşitliği", "Mesleki Eğitimin İyileştirilmesi" ve "Öğretmenlerin Mesleki Gelişimi" alanlarında yeni yol haritasını belirlemek ana hedefleriyle 1-3 Aralık 2021 tarihleri arasında toplanmıştır.

Altı yüzden fazla davetlinin katıldığının bildirildiği ‘Şura’da 124 madde ve 4 öneri kabul edilmiştir. Milli Eğitim Bakanı Sayın Özer’in üstüne basa basa belirttiği üzere alınan kararlar tavsiye niteliği taşımakta olup uygulama zorunluluğu bulunmamaktadır.

‘Şura’da ele alınan ‘Eğitimde fırsat eşitliği’ başlığı altında yapılan görüşmelerde

  • Okul öncesi eğitimlerinin kapasitesinin arttırılması
  • 4-6 yaş özel durumu olan çocukların kaynaştırma yoluyla eğitime dahil edilmesi
  • Kronik hastalığı olan çocuklar için hibrit eğitim modeli uygulanması
  • Okullarda ücretsiz öğle yemeği ve beslenme desteği sağlanması
  • Dezavantajlı çocukların eğitime devamının sağlanması
  • Kırsal kesimde yaşayan çocukların kültürel ve sanatsal faaliyetlerde bulunması
  • Her okula teknik sağlık ve güvenlik personeli görevlendirilmesi, gibi konularda önemli ancak eksik kalan tavsiye kararları alınmıştır.

İçinde bulunduğumuz salgın hastalık döneminde yaşanan uzaktan eğitim ve uzaktan eğitime erişimle ilgili sorunlar ise geri planda kalmıştır. Bir öğrencinin önerisi üzerine “Bilgisayar, tablet gibi teknolojik aletlerde öğrencilere vergi indirimi gibi olumlu durumlar sağlanmalıdır” teklifi kabul edilerek, bu konuda yaşanılan eksiklik kabul edilmiş olsa da yapıcı bir çözüm sunulmamıştır.

Diğer yandan eğitimde fırsat eşitliği konusu başlığı altında okul öncesi çocuklarına dini eğitim verilmesi önerisi komisyondan geçmemesine rağmen Eğitim-Bir Sen sendikasının teklifi üzerine kabul edilmiştir. Pedagojik olarak uygunluğu tartışma konusu olan bu karar sonrasında siyasetin alınan kararlara etkisi olduğu tartışmaları yaşanmıştır.

Milli Eğitim Şurası sonrasında gündeme gelen diğer bir konuda öğretmenlik meslek yasası ile ilgili alınan kararlardır. Öğretmenler arasında rekabet odaklı ve eşitsizlik yaratabilecek konularda alınan kararlar tartışmaların merkezine oturmuştur.

Öncelikle öğretmenlere yönelik alınan tavsiye kararları genel hatlarıyla şu şekildedir:

  • 3600 ek göstergenin birinci dereceye yükselen öğretmenlere verilmesi
  • Yüksek lisans ve doktora eğitimlerinin teşvik edilmesi
  • Öğretmenlere kıdemlere göre mesleki programlar düzenlenmesi ve öğretmenlere eğitim paketleri uygulanması
  • Maaş ve özlük haklarının iyileştirilmesi
  • Öğretmenlik mesleğinin cazip hale getirilmesi
  • Ödül sisteminin yeniden düzenlenmesi
  • Okullara bütçe sağlanması
  • Aday öğretmenliğin kaldırılması sınavında yeni düzenlemelerin yapılması

Bu tavsiyelerin yanı sıra “Kalkınmada öncelikli ve sosyo ekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde görev yapan öğretmenlere ilave özlük hakları ve teşvikler verilmelidir” madde önerisi şurada kabul edilen diğer teklif olmuştur.

Yıllardır çözüm bekleyen:

Atanamayan öğretmenler,

Ücretli öğretmenlik,

Aile birliğinin sağlanması,

Öğretmenlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi, gibi kritik konularda ise kararların alınamamış olması ise eğitimcilerin beklentilerini karşılamamıştır.

‘Şura’ sonrasında öğretmenlere müjde olarak açıklanan ve maaşlarına 1000TL-2000TL zam olarak belirtilen öğretmenlik kariyer basamakları sistemi öğretmenlerin kafasında birçok soru işareti oluşturmuştur. Aynı okulda görev yapan ve sınava bağlı olarak uzmanlığa ya da başöğretmenliğe geçiş sağlanacak bu sistemin okul içerisinde birçok soruna neden olacağı aşikardır. Okul yöneticileri ile velileri öğretmen seçme noktasında da sık sık karşı karşıya getirebilecek olan bu sistemde öğretmenlere sağlanacak ek 1000TL-2000TL ödeme ise bugün bile enflasyon altında ezilmiş ve kabul edilemez bir rakamdır.

Öğretmenler odasında kutuplaşmalara neden olabilecek bu ayrımın bir sınava bağlanmış olması da ayrı bir tartışma konusudur. Öğretmenlerin eğitim seviyelerini yükseltmelerini desteklemek için yüksek lisans ve doktora yapan öğretmenlere bu hakkın doğrudan verilmesi doğru bir gelişmedir. Ancak geçmişte yaşanan ‘özel üniversitelerin ders vermeden alanları dışında yüksek lisans diploması vermesi’ adaletsizliğine de bu noktada vurgu yapmak isterim. Sadece para kazanmak amacıyla yüksek lisans diploması verilen ticari durumlar, geçmiş dönemlerde de öğretmen tayinleri ve idareci atamaları konusunda karşımıza çıkan ve adaletsizlik yaratan durumlardır.

Son olarak Başöğretmenlik konusuna değinmek isterim. Günümüzün şartları değerlendirildiğinde başöğretmenlik unvanını alabilmek kolay değildir. Öğretmenlerin niteliklerini geliştirmeden yapılacak sadece isim değişikliklerinde başöğretmen sıfatının kullanılmasının bu sıfatı değersizleştireceğini düşünmekteyim. Başöğretmen sıfatını taşıyabilmek için bir ulusa öğretmen olup onlara çağdaş bir gelecek çizmek gerektiğini, eğitim sistemini hurafelerden ve dış etkilerden arındırılıp ilim ve bilimin ışığında oluşturmak gerektiğini belirtmek isterim.

Unutulmamalıdır ki,

Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir (M.K. ATATÜRK)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner265

banner262

banner233

banner231

banner264

banner260











ucansupurgedernegi.com digifestnyc.com
dinamobet Canlı Casino Siteleri Bet365 Giriş 1xbet sultanbet