banner324

Bu dünyaya gözünü açan her insanın,  düşünme fırsatını bulduğu an zihnine hücum eden bazı esaslı sorular vardır, ben kimim? Bu dünyaya niye gönderildim, niçin buraya geldim? Bundan sonra nereye gideceğim? Benimle beraber bu dünyayı paylaşan bu kadar insan ve canlı, cansız varlıklar nerden gelip ve nereye gidiyorlar? Neden gelen durmuyor? Giden dönmüyor? İnsanın zihninde dolaşan bu sorular maksatsız ve manasız olamaz. Muhakkak bunların bir cevabı bulunmalı ve münasip bir şekilde insana bildirilmelidir.

Kâinatın neresine baksak; yersiz yaratılmış hiç bir şeyin olmadığını görürüz. Kanat verilmişse uçmak için, ayak verilmişse yürümek için, göz verilmişse görmek için, kulak verilmişse işitmek için. Her şeyi yerli yerinde yaratılmış. Her şeyi sonsuz bir hikmetle takdir edilmiştir. İnsanın zihninde dolaşan bu surular da maksatsız ve manasız olamaz. Mutlaka bunların da bir cevabı bulunmalı ve münasip bir anlayışla insana bildirmelidir.

 Alemlerin Rabbi bu güzel gezegende aziz bir misafir olarak ağırladığı insana, zihnini meşgul eden bütün bu soruların cevabını, ilk insandan başlayarak gönderdiği peygamberler vasıtasıyla bildirmiştir. Bu peygamberler ’den kimini sadece bulundukları kavme göndermiş, kimine de kitap ve sayfalar vererek mesajlarını bulundukları yer ve zamanın ötelerine iletme imkanını bahşetmiştir. Nihayet, insanlığın gelişmesi belli bir seviyeye ulaşıp’ ta bütün dünya tek bir peygamberin ve tek bir kitabın mesajına muhatap olabilecek duruma gelince, ahir zaman peygamberi Kuran-i kerimle bu dünyaya göndermiştir. Kuran-i kerim, Rabbimizi bize tanıtan üç büyük kaynaktan biridir. Diğerleri ise son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v ) ile içinde yaşadığımız kâinat kitabıdır. Kâinat kitabını okumayı Kuran’dan öğrenir, Kuran-i yaşamayı da peygamberimizden öğreniriz. Böylece üçüne yönelerek doğru yolu bulur, Rabbimizi tanır ve onun rızasına erişebiliriz. İşte,  Kuran-ı Kerim’in indirilişinden bu yana geçen on dört asır bilhassa Kuran-ı Kerim’in indiği sadet Asrı bu hakikatin şahididir. Dünyayı kuran-ı Kerim’in inişinden önceki ve sonraki haliyle göz önüne getirmek, onun insanlık için hatta kâinat için ne mana ifade ettiğini gösterir.

On dört asır önce Kuran-ı Kerim yeryüzüne indiğinde dünya cehalet karanlığa bürünmüş vahşete ve dehşete bürünmüş haldeydi. Her gece dünya semasını bir şehrayin gibi donatan yıldızlarla her sabah dünyaya ışık ve hayat saçan güneş, her baharda yeniden dirilen yeryüzü üzerinde yazılı manaları okuyacak göz bulamadan geçip gidiyordu. Yeryüzü muhteşem çeşit çeşit renkleriyle, ağaçlarıyla, ayrı ayrı çiçek ve renkleriyle  güzel kokularıyla. Çeşit çeşit kuşlarıyla, deniz ve deniz içindeki o muhteşem çeşitli varlıkların nizamıyla,  dağlar, ırmaklar, bulutlar, ağaçlar, sayısız nimetleriyle bir başıboşluk içinde yuvarlanıyor. Ne anlattıklarını, neye hizmet ettikleri, neye hangi sanatkârın nakışlarıyla süslendikleri anlaşılmadan yokluk perdesi altında kayboluyorlardı. Sonra kainatı ışıklandıran; Kuran-i kerim ilâhi kitap yeryüzüne indi. Kâinat kitabını okumaya başladı. Yüzyılları örten karanlıkları ayetleriyle aydınlandı. Karanlık perdesini yırttı gözümüzün önündeki varlıkları ve hadisleri manalarını açığa çıkardı Elhamdülillah. Güneşi gösterdi insanlığa. Bu Allah’ın bir ayetidir dedi. Onun emriyle yanar, onun emriyle döner. Onu övüp onu tesbih eder. Ayı gösterdi bu sizin kandiliniz ve takviminizdir dedi. Rabbinizin emriyle gecenize nur saçar. Size vaktinizi bildirilir. Onun emriyle aydınlanır. Onun emriyle şekilden şekle girer, onu övüp ve onu tesbih ederler...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner291

banner323