Birçok kimsenin içini kıpırdatıp yeni umutlara yelken açtıran ılık mayıs günleri benim için işkence gibi geçiyor.

İlk hayal kırıklığını 1 Mayıs  kutlamalarında yaşadım.

Sayıları gün geçtikçe azalıp on binlerle anılır olan sendikalı işçilerin, farkında olup sahip çıkamadıkları bayramlarını ayrı ayrı yerlerde kutlamalarına emekli bir işçi sıfatıyla dolaylı da olsa katkı sağlamanın suçluluğu altında ezildim.

Nerede o alanları dolduran insan selleri, sermayeyi tir tir titreten şanlı 1 Mayıslar?

Bir dönem milyonla anılan sendikalı işçilere ne oldu dersiniz?

İnsanlar üçer beşer işlerinden atılırken işçinin hakkını korumakla yükümlü sendikalar, aydın olarak geçinen bizler hangi diyarlardaydık?

Ülkemizdeki emek gücünün sınıflaşamamasında elbette hepimiz pay sahibiydik.

Bizler bedel ödemeden sahip olduğumuz değerleri mirasyedi sorumsuzluğuyla harcarken birileri  aymazlığımızdan yararlanıp kanadımızı kolumuzu budamıştı.

Bu düşüncelerin sarmalında kıvranırken, bir de 6 Mayıs travması vurdu beni.

Bildiğiniz gibi, emperyalizmin abluka  altına almak istediği Anadolu’da, Atatürk’ün öngördüğü Tam Bağımsız Türkiye hedefiyle başlattıkları mücadelede yolları darağacıyla kesişen “ Üç Fidan” 6 Mayıs 1972’de köklerinden sökülmüştü.

6 Mayıs sabahı bir görüşme için gittiğim işyeri sahibi, kuşakdaşları Deniz’lerin anısına şehir mezarlığında bir anma toplantısı düzenleyeceklerini, istersem katılabileceğimi söyleyince, tereddüt göstermeden ” kendimde o yüzü bulamıyorum…” dedim.

Tutumum karşısında şaşıran 68’li işyeri sahibi günlerdir içinde kavrulduğum ateşi nereden bilebilirdi ki?

Evet, inandıkları dava uğruna ölenlerin teslim ettiği bayrağı arkalarından gelen kuşaklar olarak yere düşürmüştük biz.

Uğruna can verdikleri ülkenin yönetiminin imam hatip kökenli politikacılara teslim edildiği bir ortamda, yollarından yürüdüğüme inandığım o yiğit insanların mezarının başına gittiğimde ne diyecektim ben?

Sizi bilmem, ama benim duyduğum suçluluk sınırsız.Bu yakıcı duygu inanın kahrediyor beni. “Bedene  canının yük olması” denen acı durum bu olsa gerek.

Söyleyecek çok şey var, ancak duygularımı tanımlamakta güçlük çekiyorum.

Hoş, tanımlasam ne yazar!..

Konuşmaktan öte ne yapıyoruz ki?

Ülkenin içinde bulunduğu durum Türk solunun aynası…

Fazla söze gerek yok!

Onlar bağımsız Türkiye uğruna öldü, bizse utancımızla yaşıyoruz!..

Ortalıkta dolaşmaya yaşamak denirse tabii!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.