banner214

Sokaklarında büyüdüğünüz, çarşısında pazarında kendinizi bulduğunuz, topraklarında yoğrulduğunuz memleketinizde kendinizi yabancı gibi hissettiniz mi?

Kara önlüğünüzü aldığınız tuhafiye, yemek yediğiniz lokanta, önünde oturup çay içtiğiniz çay ocağı, söküğünüzü diken terzi yerlerinde duruyorlar mı?

Mahalle bakkalınız halen veresiye yazıyor mu? Sokağın başındaki yaşlı teyzenin bir ihtiyacı var mı?

Bu soruları sormak için biraz geç kaldık…

Kentler büyüdükçe ilişkiler küçüldü…

Göçle gelenlerle daha da çoğaldık ama birbirimize de bir o kadar yabancılaştık…

Son 30 yılın en önemli sorunudur göç…

Önceleri iç göçler, şimdilerde ise dış göçler…

Kentler iç göçlere uyum sağlamaya çalışırken, şimdilerde gelen dış göç dalgası…

Hayat şimdi göç edene de yerleşik olana da daha zor…

Göç, sadece yer değiştirme değildir. Göç, ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi yönleriyle toplum yapısını değiştiren nüfus hareketidir. Bu hareket isteğe bağlı olabildiği gibi afet, savaş gibi sebeplerle zorunlu olarak da olabilir. Son yıllarda Suriye’den ülkemize yönelik göçler zorunlu göçler kapsamında değerlendirilmektedir.

Mülteci: "Irkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönmeyen veya dönmek istemeyen kişidir (BM). Mültecilik hukuki bir statüdür. Cenevre sözleşmesine göre ise mülteci statüsü Avrupa coğrafi sınırları içerisinde olan olaylar için şahıslara verilebilmektedir. Suriyeliler, Afganlar, Iraklılar ve Afrikalılar bu nedenle mülteci olarak değerlendirilmemektedirler.

Geçici Koruma Statüsü: Kitlesel olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına gelen ve uluslararası koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayan yabancıların uluslararası koruma ihtiyacının sağlanması için acil çözümler bulmak üzere geliştirilen korumayı ifade etmektedir. (YUKK, 91. Madde)

Türkiye’nin dış göç politikası ise Avrupa ile diğer kıta ülkeleri arasında sıkışıp kalmıştır. Özellikle Asya ve Afrika ülkelerinden Avrupa’ya göç etmek isteyenlerin geçiş için Türkiye rotasını kullanmaya çalıştıkları görülmektedir. Ancak Cenevre sözleşmesine göre bu bireyler mülteci olarak kabul edilmemektedir. Anlaşmaya göre bu göçmenler 3. bir ülkeye yerleştirilinceye kadar Türkiye’nin korumasında kalmaları gerekmektedir. Ülkemizde bulunan Suriye, Irak ve Afganistan vatandaşları içinde durum budur. AB ülkelerinin sınırlarından içeri almak istemedikleri göçmenleri, Türkiye koruması altında tutmaktadır.

Türkiye, 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek durumunda kalan insanlara açık sınır politikası uygulayarak, onları şart aramadan kabul etmiştir. Göçle gelen Suriyeliler hiçbir engele ya da denetime tabi olmadan Türkiye’nin dört bir yanına yerleşmişlerdir. Bu plansız ve denetimsiz yerleşim düzeni toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik yapısında büyük sorunların doğmasına sebep olmuştur. Resmi olmayan rakamlara göre 4 milyondan fazla Suriyelinin Türkiye’de yaşadığı tahmin edilmektedir. Buna ek olarak AB ile Türkiye arasında imzalanan Suriyeli göçmenlerin geri kabulü anlaşması uyarınca da AB ülkelerine kaçak yollarla ulaşan göçmenlerin iadesi de söz konusudur. AB’nin bu anlaşma karşılığında söz verdiği Türk vatandaşlarının AB ülkelerine Schengen Vizesi ile girebilmesi, AB’ye kabul fasıllarının yeniden açılması ve 3 milyar Avro maddi destek sözlerinden sadece 3 Milyar Avro’luk maddi destek kısmı yerine getirilmiştir. Yani AB, Türkiye’nin ağzına bir parmak bal sürerek, birçok soruna neden olacak kitlesel göçü durdurmayı kısmen başarmıştır.

Bizler TC vatandaşı olarak hiçbir ülkeye elimizi kolumuzu sallayarak giremeyiz. O ülkeye girsek bile oturum için birçok aşamaya tabi tutuluruz. O ülkenin vatandaşı olabilmek ise oldukça zorlu bir yolculuktur. Örneğin Hollanda’ya sığınmacı olarak gittiğinizi var sayalım. O ülkeye kabul edilseniz bile önce kamplarda kalıp dil öğrenmeniz gerekir. Daha sonra devletin size uygun gördüğü alanlarda ve uygun gördüğü yetkilerle yaşamaya başlarsınız. Çünkü devlet toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik yapısını geliştirmek zorundadır. Sunduğu imkanları arttırabilmek için seçici olmak zorundadır.

Ülkemizde ise durum farklıdır. Misafir olarak kabul ettiğimiz Suriyelilerin misafirlikleri oldukça uzamıştır. Ülkelerinde savaş sona ermiş ve genel af ilan edilmiştir. Yani dönmek için hiçbir engelleri kalmamıştır. Hatta ülkelerine bayramlaşmak için gidebilir hale gelmişlerdir.

Şimdi sormamız gereken bir soru: ‘Bayramlaşmak için ülkelerine güvenle gidebilen Suriyeliler, yaşamak için neden ülkelerine geri dönmüyorlar?’

Bu sorunun cevabını düşünürken ülkemize sınırı bile olmayan ve 3000 km uzaklıkta bulunan Afganistan’dan gelen göçmelere açıklama bulamıyorum. Ülkelerinde görülen çatışmalar, siyasi çalkantılar ve ekonomik zorluklar gibi nedenlerle Afgan vatandaşlarının yasa dışı yollarla İran sınırı üzerinden Türkiye'ye giriş yapmalarını masumane olarak değerlendiremiyorum.

Bilindiği üzere Afganistan’da olan çatışmalar yeni değildir. Yıllardır süren bu çatışmalardan kaçış adresi neden Türkiye olmaktadır? Afganistan’dan kaçanların içinde neden kadınların ve çocukların sayısı yok denecek kadar azdır? Bir savaşta ya da çatışmada ilk koruma altına alınması gerekenler çocuklar ve kadınlar değil midir?

Göçler, tarihin her döneminde gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam edecek olan canlı bir olgudur. Geri kalmış ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru akım her dönemde görülmüştür. Hatta ‘beyin göçü’ olarak adlandırılan nitelikli insan göçü, göç alan ülkeler için bir kazanç unsurudur. Ancak son 10 yılda yaşanan göçler akıl sınırlarını aşmıştır. Özellikle Türkiye’ye yönelik niteliksiz insan göçü ülkemizde sosyal ve ekonomik alanda birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Suç unsurları artmış, işsizlik çoğalmış, enflasyon yükselmiş ve yaşam daha da zorlaşmıştır.

Ülkemiz son 30 yılda yaşadığı doğudan-batıya iç göçlere uyum sağlamaya çalışırken şimdilerde ise çok daha farklı sorunlarla karşı karşıyadır. 2011 yılından itibaren ülkemize gelen Suriyeli aileler 450.000’den fazla bebek dünyaya getirerek ülkemizin demografik yapısında önemli değişikliklere sebep olmuşlardır. Suriyeli nüfusundaki bu artış akıllara ‘vatandaşlık edinebilme’ konusunu getirmektedir. Bu konuda herhangi bir kolaylaştırmaya gidilmemesi ve yaşam tehlikeleri ortadan kalkan Suriyelilerin ülkelerine geri dönüş imkanlarının sunulması toplumun genel düşüncesidir.

Kitlesel göç hareketlerinden etkilenen en önemli alanlarından birisi de eğitim-öğretim faaliyetleri olmuştur. Herhangi bir dil eğitimine ve kültürel uyum etkinliğine dahil edilmeden, yaşına uygun olarak sınıflara kaydedilen Suriyeli çocuklar okullarımızda eğitim-öğretim faaliyetlerini olumsuz yönde etkilemişlerdir. Bu durumun sorumluları tabi ki çocuklar olamazlar. Onlar yaşanan sorunların en masum yüzleridir. Eğitim öğretim faaliyetlerinden faydalanmak her çocuğun hakkıdır. Uygun koşulların sağlanması ise devletlerin görevidir.

Atalarımızın misafirlikle ilgili söylediği bazı sözler günümüze ışık tutar niteliktedir.

‘Adetlerimize göre misafir davetsiz de gelse, davetli de gelse her zaman evin başköşesinde oturur ve en iyi şekilde ağırlanır.’  Bizlerin ülkemizde bulunan göçmenlere iyi bir ev sahipliği yaptığını düşünüyorum… Ancak misafirliğin iyisinin de 3 gün olduğunu belirterek yazıma son veriyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner233

banner255

restbet